Hz. Şuayb (a.s.) Kıssası: Ölçüyü Bozan Bir Şehir
Hz. Şuayb (a.s.), Medyen halkına gönderilen bir peygamberdir. Daveti iki başlıkta toplanır: yalnız Allah'a kulluk etmek ve alışverişte ölçüyü tam tutmak. Kavmi ikisini de reddedince helâk edilmiş, iman edenler kurtarılmıştır.
Kur'an'da anlatılan peygamber kıssalarının çoğu putperestlikle mücadeleyi öne çıkarır. Şuayb (a.s.) kıssasında ise ilginç bir şey olur: tevhid çağrısının hemen yanına, terazi konur. Sanki iki mesele birbirine bağlanmıştır. Nitekim öyledir de.
Medyen: yol üstündeki zengin şehir
Medyen, Kızıldeniz'in kuzeydoğusunda, Hicaz ile Şam arasındaki kervan güzergâhında bulunan bir yerleşimdi. Konumu onu zengin etmişti. Kervanlar geçiyor, mallar el değiştiriyor, çarşı işliyordu. Ticaretin canlı olduğu her yerde olduğu gibi burada da servet birikmiş, birikimle birlikte bir alışkanlık yerleşmişti: alırken tam ölçmek, verirken biraz eksiltmek.
Kur'an, bu kavme kendi içlerinden birinin gönderildiğini bildirir: "Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik" (A'râf, 85). Yani halkın yabancısı değildi; onların çarşısını, terazilerini, alışkanlıklarını içeriden biliyordu.
İki cümlelik bir davet
Şuayb'ın (a.s.) kavmine ilk sözü şuydu: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur." Hemen ardından ikinci cümle geldi:
وَيَا قَوْمِ أَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ
"Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını eksik vermeyin." (Hûd, 85)
Bu sıralama tesadüf değil. Bir insanın kime kul olduğu, terazisinin başında belli olur. Görmediğine inanan biri, kimsenin bakmadığı anda da doğru tartar. İnancını çarşının kapısında bırakan biri ise aslında neye inandığını yeniden düşünmelidir.
Şuayb (a.s.) sadece "eksik vermeyin" demedi; "yeryüzünde bozgunculuk yapmayın" diye ekledi (A'râf, 85). Çünkü ölçüde hile küçük bir hırsızlık gibi görünür ama toplumun güven zeminini çürütür. Kimsenin kimseye güvenmediği bir çarşı, kısa sürede kimsenin kimseye güvenmediği bir şehre dönüşür.
Kavmin cevabı: alay ve tehdit
Karşılık ilginçtir. Kavmi ona şöyle dedi: "Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını terk etmemizi ya da mallarımız üzerinde dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu, aklı başında bir adamsın!" (Hûd, 87)
Son cümle, müfessirlerin çoğuna göre alaydır. "Sen aklı başında bir adamdın, sana ne oldu?" demeye getiriyorlardı. İki itiraz vardı burada: birincisi atalarının dinine dokunulmasına, ikincisi de mallarına karışılmasına. Özellikle ikincisi tanıdıktır — "malım benim, ne yaparsam yaparım" itirazı her devirde konuşulmuştur.
Şuayb'ın (a.s.) cevabı, Kur'an'ın davetçilere bıraktığı en güzel cümlelerden biridir:
إِنْ أُرِيدُ إِلَّا الْإِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُ وَمَا تَوْفِيقِي إِلَّا بِاللَّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أُنِيبُ
"Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Başarmam ancak Allah'ın yardımıyladır. Ben yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na yöneleceğim." (Hûd, 88)
Bundan önce şunu da söylemişti: "Size yasakladığım şeyleri kendim yapmak istemiyorum." Yani önce kendi terazisini düzeltmiş bir adamın sözüydü bu. Aksi hâlde çarşıda kimse onu dinlemezdi.
İş tehdide vardığında kavmi açık konuştu: "Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Doğrusu biz seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı seni mutlaka taşlardık" (Hûd, 91). Onu koruyan şey davasının haklılığı değil, aşiretiydi. Şuayb'ın (a.s.) cevabı yine yerinde oldu: "Ey kavmim! Benim kabilem size Allah'tan daha mı güçlü geliyor ki O'nu arkanıza atıp unuttunuz?" (Hûd, 92)
Sonun gelişi
Uyarılar bitince hüküm geldi. Kur'an, Medyen halkının başına gelen azabı farklı sûrelerde farklı yönleriyle anlatır: A'râf'ta şiddetli bir sarsıntıdan (recfe), Hûd'da korkunç bir sesten (sayha), Şuarâ'da ise "gölge gününün azabı"ndan söz edilir. Müfessirlerin bir kısmı bunların aynı olayın farklı yönleri olduğunu söylerken, bir kısmı Şuarâ'da anlatılan Eyke halkının Medyen'den ayrı bir topluluk olduğu kanaatindedir. Kesin olan şudur: uyarıyı ciddiye almayan şehir ayakta kalmamıştır.
Ayet, olayın diğer yüzünü de bildirir: "Emrimiz gelince Şuayb'ı ve onunla birlikte iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık" (Hûd, 94). Helâk hikâyeleri, aynı zamanda kurtuluş hikâyeleridir.
Kur'an'ın terazi hassasiyeti
Ölçü meselesi bir kavme özgü kalmadı; Kur'an bunu müstakil bir sûrenin başında yeniden gündeme getirdi: "Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline! Onlar insanlardan bir şey ölçüp aldıklarında tam alırlar; onlara ölçüp yahut tartıp verdiklerinde ise eksiltirler" (Mutaffifîn, 1-3).
Efendimiz (s.a.s.) de bu çizgiyi sürdürdü. Bir gün çarşıda bir buğday yığınının içine elini soktu; parmakları ıslandı. "Ey yiyecek sahibi, bu nedir?" diye sordu. Adam "Yağmur ıslattı, ey Allah'ın Resûlü" dedi. Şu cevabı aldı: "Islanan kısmı insanların görmesi için üste koysaydın ya! Bizi aldatan bizden değildir." (Müslim, Îmân 164)
Bunun bir de olumlu tarafı vardır: "Doğru sözlü ve güvenilir tüccar; peygamberler, sıddîklar ve şehidlerle beraberdir." (Tirmizî, Büyû' 4 — hasen) Terazisini düzgün tutan esnaf, sıradan bir işi yapmıyor; peygamber mesleğinin ahlakını yaşatıyor demektir.
Şuayb (a.s.), Hz. Mûsâ'nın kayınpederi midir?
Yaygın bir kanaat böyledir. Kasas sûresinde Hz. Mûsâ'nın Medyen'e gidip iki kızın koyunlarını sulaması ve ardından yaşlı bir zatın yanında yıllarca çalışıp kızlarından biriyle evlenmesi anlatılır. Ancak Kur'an bu zatın adını vermez. Müfessirlerin bir kısmı onun Şuayb (a.s.) olduğunu söylemiş, bir kısmı ise bunun kesin olmadığını, hatta Şuayb'ın (a.s.) yakınlarından biri olabileceğini belirtmiştir. Kur'an bir ismi bildirmediğinde, onu bildirilmiş gibi anlatmamak daha isabetlidir.
Kaynaklarda ayrıca Şuayb'ın (a.s.) etkili hitabeti sebebiyle "peygamberlerin hatibi" diye anıldığı nakledilir. Kıssada onun sözlerinin uzunluğu ve akıcılığı bu değerlendirmeyi destekler görünmektedir.
Bu kıssadan çıkan ders
Şuayb (a.s.) kıssası, imanı ibadetten ibaret sanan herkese bir itiraz gibidir. Kavmi ona "namazın mı emrediyor?" diye sorduğunda aslında bugün de sorulan bir soruyu soruyordu: dinin ticaretle ne işi var?
Cevap kıssanın kendisindedir. Bir toplum çöktüğünde bunun ilk işareti çoğu zaman mabetten değil, çarşıdan gelir. Eksik tartılan bir kilo, şişirilmiş bir fatura, gizlenen bir kusur — hepsi tek tek küçüktür ama birikince güveni bitirir. Güvenin bittiği yerde ne ticaret kalır ne huzur.
İkinci ders, davetçinin duruşundadır. Şuayb (a.s.) önce kendi elini temiz tutmuş, sonra konuşmuştur. Ve sonuç alamadığında ümitsizliğe düşmemiş, "gücümün yettiği kadar ıslah" demiştir. Sonucu değil, gayreti üstlenmiştir. Bugün doğruyu söyleyip karşılığında alay işiten herkes için bu cümle hâlâ ayakta duruyor.
Sıkça Sorulan Sorular
Hz. Şuayb hangi kavme gönderilmiştir?
Medyen halkına gönderilmiştir. Medyen, Hicaz ile Şam arasındaki kervan yolu üzerinde bulunan, ticaretle zenginleşmiş bir yerleşimdi. Şuarâ sûresinde adı geçen Eyke halkının aynı topluluk mu yoksa ayrı bir kavim mi olduğu müfessirler arasında tartışılmıştır.
Hz. Şuayb kıssası Kur'an'ın hangi sûrelerinde geçer?
Başlıca A'râf (85-93), Hûd (84-95), Şuarâ (176-191) ve Ankebût (36-37) sûrelerinde anlatılır. Her sûre kıssanın farklı bir yönünü öne çıkarır.
Medyen halkı neden helâk edildi?
Hem Allah'a ortak koşmakta ısrar ettikleri hem de ölçü ve tartıda insanların hakkını yemeyi sürdürdükleri için. Kur'an, uyarıları alaya almalarını ve peygamberlerini tehdit etmelerini de zikreder.
Hz. Şuayb, Hz. Mûsâ'nın kayınpederi midir?
Yaygın kanaat böyledir; ancak Kur'an, Kasas sûresinde anlatılan o zatın adını vermez. Müfessirlerin bir kısmı Şuayb (a.s.) olduğunu söylemiş, bir kısmı bunun kesinleşmediğini belirtmiştir. Kesin bilgi olmadığı için ihtiyatlı konuşmak gerekir.
Ölçü ve tartıda hile yapmanın hükmü nedir?
Haramdır ve kul hakkı doğurur. Mutaffifîn sûresinin ilk ayetleri bu davranışı açıkça kınar. Kul hakkı, sadece tövbe ile değil, hak sahibine iade veya helâlleşme ile temizlenir.
