Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Osmanlı Serisi 48/60: I. Meşrutiyet ve Kanûn-ı Esâsî (1876)

Kanûn-ı Esâsî, 23 Aralık 1876'da ilan edilen ilk Osmanlı anayasasıdır. Padişahın yetkilerini koruyan, buna karşılık seçimle gelen bir meclis öngören 119 maddelik bir metindi. Meclis-i Umûmî 19 Mart 1877'de açıldı; ancak 93 Harbi bahane edilerek Şubat 1878'de tatil edildi ve otuz yıl toplanmadı.

Bir imparatorluk, kendi padişahının yetkisini kendi eliyle sınırlandırmaya nasıl karar verir? 1876'da olan tam olarak buydu ve kararın arkasında on yıllık bir fikir birikimi vardı.

Yeni Osmanlılar

1865 yazında İstanbul'da bir grup genç yazar ve kalem memuru, bir mesire gezisi görüntüsü altında gizli bir cemiyet oluşturdu. Aralarında Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi, Agâh Efendi ve Mehmed Bey vardı. Sonradan "Yeni Osmanlılar" diye anılacak bu çevrenin ortak kanaati şuydu: Tanzimat, hukuku düzeltmeye çalışırken halkı yönetimin dışında bırakmıştı. Ferman ne kadar iyi niyetli olursa olsun, tek başına yeterli değildi.

Baskı artınca çoğu Avrupa'ya geçti. Paris ve Londra'da çıkardıkları Muhbir ve Hürriyet gazeteleri, Osmanlı okuruna vatan, hürriyet ve meşveret kavramlarını taşıdı. Namık Kemal'in yazıları özellikle etkili oldu; "vatan" kelimesi onun kaleminde ilk defa duygusal ve siyasî bir anlam kazandı.

Meşveret: yeni bir fikir mi?

Yeni Osmanlılar'ın en dikkat çekici tarafı, meclis fikrini Batı'dan ithal bir yenilik gibi değil, unutulmuş bir İslamî esasın yeniden hatırlanması gibi sunmalarıydı. Dayanakları açıktı. Kur'an, mü'minlerin niteliklerini sayarken şunu da ekler:

وَأَمْرُهُمْ شُورَىٰ بَيْنَهُمْ

"Onların işleri, aralarında danışma iledir." (Şûrâ, 38)

Âl-i İmrân sûresinde Peygamber Efendimiz'e (s.a.s.) hitaben "iş hakkında onlarla istişare et" buyrulması da (Âl-i İmrân, 159) aynı çizgidedir. Namık Kemal'in savunduğu "usûl-i meşveret", işte bu esasın kurumsallaşmış hâliydi: devletin işleri bir kişinin kanaatine değil, temsil yoluyla oluşan ortak akla bırakılmalıydı.

İstişarenin sorumluluğu ise iki taraflıdır. Danışan kadar danışılan da yükün altındadır:

"Kendisine danışılan kimse güvenilir bir konumdadır." (Tirmizî, Edeb, 57; Ebû Dâvûd, Edeb, 114)

Üç padişah gören yıl

1876, Osmanlı tarihinin en çalkantılı yıllarındandır. Malî iflas ilan edilmiş, Balkanlar ayaklanmış, Bâbıâli çaresiz kalmıştı. Mayıs ayında Sultan Abdülaziz tahttan indirildi; birkaç gün sonra ölü bulundu. Ölümünün sebebi hakkında dönemin kaynakları birbirini tutmaz ve mesele bugün de tartışmalıdır.

Yerine geçen V. Murad, sağlık sebebiyle üç ay kadar sonra tahttan indirildi. Ağustos sonunda tahta çıkan II. Abdülhamid, anayasayı ilan etme şartını kabul etmişti.

Sürecin mimarı, Tuna valiliğindeki idarî başarısıyla tanınan Midhat Paşa'ydı. Aralık ayında sadrazam oldu. Anayasa metnini hazırlayan özel heyette mülkiyeden, ilmiyeden ve askeriyeden üyeler birlikte çalıştı.

23 Aralık 1876

Kanûn-ı Esâsî, Bâbıâli'de top atışları arasında ilan edildi. Tarih tesadüf değildi: aynı gün İstanbul'da, Balkanlar için Osmanlı'ya şartlar dayatacak uluslararası konferans toplanıyordu. Mesaj açıktı: "Bize eşitlik dersi vermeyin, biz anayasamızı ilan ettik."

119 maddelik metin hazırlanırken Belçika ve Prusya anayasalarından yararlanılmıştı. Başlıca hükümler şunlardı:

  • Osmanlı ülkesi bölünmez bir bütündür; saltanat, hanedanın en yaşlı erkek üyesine aittir.
  • Padişah aynı zamanda halifedir; şahsı mukaddestir ve icraatından sorumlu tutulamaz.
  • Devletin dini İslam'dır; diğer dinlerin serbestçe yaşanması güvence altındadır.
  • Devletin bütün tebaası "Osmanlı" sayılır ve kanun önünde eşittir.
  • Basın, kanun dairesinde serbesttir.
  • Nazırların tayini ve azli padişaha aittir; meclisi açma ve dağıtma yetkisi de ondadır.

Son iki madde, metnin sınırını da gösteriyordu. Hükümet meclise değil padişaha karşı sorumluydu. Ayrıca 113. madde, devlet güvenliğini bozduğu düşünülen kişilerin sürgün edilmesine imkân tanıyordu. Bu maddenin ilk uygulandığı isimlerden biri, ironik biçimde, anayasanın mimarı Midhat Paşa oldu; Şubat 1877'de görevden alınıp yurt dışına çıkarıldı.

İki kanatlı bir meclis

Meclis-i Umûmî iki heyetten oluşuyordu. Heyet-i Âyân üyeleri padişah tarafından ömür boyu tayin edilirdi ve sayıları mebus sayısının üçte birini geçemezdi. Heyet-i Mebusan ise seçimle gelirdi; belirli bir nüfusa bir mebus düşecek şekilde, iki dereceli bir usulle belirlendi. İlk seçimlerde vilâyet idare meclisleri seçmen görevi gördü.

Meclis 19 Mart 1877'de Dolmabahçe'de açıldı. Bileşim, imparatorluğun çok unsurlu yapısını yansıtıyordu: Müslüman mebusların yanında Rum, Ermeni, Bulgar, Yahudi ve Arap mebuslar da vardı. Kaynaklar mebus sayıları için birbirinden biraz farklı rakamlar verir; genel kabul, ilk devrede yüz on ile yüz otuz arasında mebusun görev yaptığı ve bunların yaklaşık üçte birinin gayrimüslim olduğu yönündedir.

Beklenenin aksine bu meclis sessiz kalmadı. Savaşın yönetilişini, iaşe düzenini ve nazırların sorumluluğunu açıkça tartıştı; bazı oturumlarda bakanların meclise hesap vermesi istendi.

On dört aylık ömür

93 Harbi'nin ağırlaşması ve Rus ordusunun İstanbul'un eşiğine gelmesi, bu tartışmaları bahane hâline getirdi. Şubat 1878'de meclis süresiz tatil edildi. Kanûn-ı Esâsî resmen yürürlükten kaldırılmadı; hatta devlet salnamelerinde yayımlanmaya devam etti. Ama meclis 1908'e kadar bir daha toplanmadı.

Böylece Osmanlı'nın ilk anayasa tecrübesi, aralıklarla toplanan iki devrenin ardından, yaklaşık on dört ayda kapanmış oldu.

Bu tarihten bugüne kalan ders

Kanûn-ı Esâsî tecrübesi, bir metnin tek başına ne kadar iş gördüğü sorusuna dürüst bir cevap verir: metin gereklidir ama yeterli değildir. Anayasa yürürlükte kaldı, meclis kapalı kaldı. Kurumları ayakta tutan şey kâğıt değil, o kurumu yaşatan siyasî irade ve toplumsal talebtir.

Öte yandan bu kısa tecrübe boşa gitmedi. Meclis çatısı altında farklı din ve dilden insanların aynı meseleyi tartışması, sonraki nesillerin hafızasına yerleşti; 1908'de aynı anayasaya dönülmesi tesadüf değildir. Şûrâ ilkesi de bize benzer bir şey söyler: karar tek elde toplandığında hızlanır ama yalnızlaşır, istişareyle alındığında yavaşlar fakat sağlamlaşır.

Bir sonraki bölümde bu meclisi kapatan padişahın otuz üç yıllık dönemine ve Hicaz Demiryolu'na bakacağız.

Sıkça Sorulan Sorular

Kanûn-ı Esâsî ne zaman ilan edildi?

23 Aralık 1876'da ilan edildi. 119 maddeden oluşan metin, Osmanlı Devleti'nin ilk anayasasıdır ve I. Meşrutiyet dönemini başlatmıştır.

Yeni Osmanlılar kimlerdir ve ne istiyorlardı?

1865'te oluşan, Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi gibi isimleri barındıran bir aydın çevresidir. Meşrutî bir yönetim, seçilmiş bir meclis ve basın hürriyeti istiyorlardı.

Meclis-i Umûmî kaç kanattan oluşuyordu?

İki kanattan: padişahın ömür boyu tayin ettiği Heyet-i Âyân ve seçimle gelen Heyet-i Mebusan. Âyân üyelerinin sayısı mebus sayısının üçte birini geçemezdi.

İlk Osmanlı Meclisi'nde gayrimüslim mebus var mıydı?

Evet. Rum, Ermeni, Bulgar ve Yahudi mebuslar görev yaptı. Kaynaklar farklı rakamlar verir; mebusların yaklaşık üçte birinin gayrimüslim olduğu genel kabul görür.

İlk meclis neden kapatıldı?

93 Harbi sırasında hükümeti sert biçimde eleştirmesi üzerine Şubat 1878'de süresiz tatil edildi. Anayasa yürürlükte kaldı, ancak meclis 1908'e kadar toplanmadı.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar