Osmanlı Serisi 49/60: II. Abdülhamid Dönemi ve Hicaz Demiryolu
II. Abdülhamid 1876-1909 arasında otuz üç yıla yakın hüküm sürdü. Savaştan kaçınan bir denge siyaseti izledi, hilafetin manevî nüfuzunu dış siyasette kullandı, eğitim ve ulaşım alanında geniş bir yatırım programı yürüttü. Döneminin sembolü, büyük ölçüde bağışlarla finanse edilen ve 1908'de Medine'ye ulaşan Hicaz Demiryolu'dur.
Osmanlı tarihinde hakkında bu kadar zıt şey söylenen başka bir padişah yoktur. Kimi onu imparatorluğun ömrünü uzatan usta bir denge siyasetçisi sayar, kimi baskıcı bir yönetimin adı olarak anar. Sağlıklı bir bakış için önce dönemin şartlarını görmek gerekir.
Ağır bir mirasla başlamak
Tahta çıktığında hazine iflas etmiş, Balkanlar ayaklanmış, Rusya savaşa hazırlanıyordu. İlk iki yılı 93 Harbi'yle geçti; savaştan çıkarken Osmanlı büyük toprak kaybetmiş, yüz binlerce muhacir imparatorluğun içine dolmuştu. Bu tecrübe onun bütün siyasetini şekillendirdi: bir daha büyük bir savaşa girmemek.
Uygulama da bu yöndeydi. Krizler diplomasi ve zaman kazanma taktikleriyle yönetildi, büyük devletlerin çıkarları birbirine karşı dengelenmeye çalışıldı. Bu siyaset her zaman işe yaramadı; Tunus 1881'de Fransa'nın, Mısır 1882'de İngiltere'nin fiilî denetimine geçti, 1885'te Doğu Rumeli Bulgaristan'la birleşti. Ancak imparatorluk yeni bir büyük savaşa sürüklenmeden otuz yıl geçirdi.
Hilafetin dış siyasette kullanılması
Bu dönemde öne çıkan bir başka çizgi, Müslümanlar arasında birlik fikrinin (ittihâd-ı İslâm) siyasî bir dayanak hâline getirilmesidir. Sömürge yönetimleri altında yaşayan Hindistan, Cava, Orta Asya ve Afrika Müslümanlarıyla düzenli temas kuruldu; İstanbul'a gelen heyetler ağırlandı, uzak bölgelere elçiler ve hocalar gönderildi.
Hesap iki yönlüydü. İçeride, Arap vilâyetlerinden Anadolu'ya kadar uzanan bir aidiyet duygusu güçlendirilecekti. Dışarıda ise İngiltere ve Fransa gibi geniş Müslüman nüfusu yöneten devletlere karşı manevî bir denge unsuru elde edilecekti. Bu siyasetin ne kadar etkili olduğu tartışılır; ama halifeliğin dönemin en görünür kurumlarından biri hâline geldiği açıktır.
Mektepler dönemi
Dönemin en somut mirası eğitim alanındadır. Hukuk Mektebi, Sanayi-i Nefise, Ticaret Mektebi, Mühendis Mektebi, Baytar Mektebi ve Dârülfünun bu yıllarda açıldı veya yeniden düzenlendi. Dârülaceze ve Şişli Etfal Hastanesi gibi sosyal kurumlar da aynı döneme aittir.
Asıl büyüme taşrada oldu. Vilâyet merkezlerine idadîler, kaza merkezlerine rüşdiyeler açıldı. Kaynaklar farklı rakamlar verir; ancak dönem boyunca idadî sayısının birkaç taneden yüzün üzerine çıktığı, rüşdiye ve ibtidaî sayısının ise kat kat arttığı konusunda araştırmacılar birleşir. Bu okullardan yetişen nesil, ilerleyen yıllarda hem devletin hem muhalefetin kadrolarını oluşturacaktı.
Borcun yönetilmesi: Düyûn-ı Umûmiyye
Osmanlı 1875'te borçlarını ödeyemez hâle gelmişti. 1881'de yayımlanan Muharrem Kararnâmesi ile alacaklılarla anlaşmaya varıldı: borcun önemli bir kısmı silindi, kalanının ödenmesi için Düyûn-ı Umûmiyye İdaresi adıyla bir yapı oluşturuldu. Tuz, tütün, damga, içki ve ipek gibi belirli gelir kalemleri doğrudan bu idareye bırakıldı.
Sonuç ikiliydi. Bir yandan devletin uluslararası kredisi onarıldı, yeni yatırımlar için borçlanma imkânı doğdu. Öte yandan vergi gelirlerinin bir bölümü üzerindeki denetim yabancı alacaklıların temsilcilerine geçti. Malî bağımsızlık açısından ağır bir bedeldi ve dönemin en çok eleştirilen düzenlemelerinden biri oldu.
Hicaz Demiryolu: bağışla yapılan hat
1900 yılında ilan edilen proje, Şam'dan başlayıp Medine'ye ulaşacak bir demiryolu inşasını öngörüyordu. Temel atma töreni 1 Eylül 1900'de yapıldı. Hattın amacı hem hac yolculuğunu kolaylaştırmak hem de Hicaz'a asker ve iaşe sevkini hızlandırmaktı.
Projenin en dikkat çekici yanı finansman biçimidir. Yabancı sermayeye borçlanmak yerine dünya çapında bir bağış kampanyası başlatıldı. Memur maaşlarından gönüllü kesintiler yapıldı, kurban derileri toplandı, bağışçılara madalya verildi. Hindistan'dan Fas'a, Cava'dan Rusya Müslümanlarına kadar geniş bir coğrafyadan yardım geldi. Kaynaklar toplanan meblağ için farklı rakamlar verir; ancak maliyetin kayda değer bir bölümünün bu yolla karşılandığı kabul edilir.
İnşaatı Alman mühendis Meissner Paşa yönetti, işgücünün büyük kısmını Osmanlı askerleri oluşturdu. Çöl şartlarında, su kaynaklarından uzakta, sıcak ve hastalıkla mücadele ederek çalıştılar. Hat 1908'de Medine'ye ulaştı ve aynı yılın eylül ayında resmen açıldı. Şam ile Medine arası yaklaşık bin üç yüz kilometreydi.
Değişim çarpıcıydı. Deve kervanıyla kırk günü aşan Şam-Medine yolculuğu, trenle birkaç güne indi. Kaynaklar süreler konusunda farklı rakamlar verir, ama yolculuğun on kat kısaldığı konusunda birleşirler. Hac artık yalnızca varlıklıların ve dayanıklıların işi olmaktan çıkıyordu. Kur'an'daki davet de bu genişliğe işaret eder:
وَأَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلَىٰ كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ
"İnsanlar arasında haccı ilan et; gerek yaya olarak gerekse uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler." (Hac, 27)
Bağışlarla yapılan böyle bir hat, fıkıh dilinde "sadaka-i câriye" denen kalıcı hayır kategorisine girer:
"İnsan öldüğünde ameli kesilir; ancak üç şey müstesnadır: sadaka-i câriye, kendisinden faydalanılan ilim ve arkasından dua eden hayırlı evlat." (Müslim, Vasiyyet, 14; Tirmizî, Ahkâm, 36)
Raylara serilen keçe
Hicaz Demiryolu denince en çok anlatılan sahne, trenin Medine'ye yaklaşırken çıkardığı gürültünün Ravza-i Mutahhara'nın huzurunu bozmaması için son kilometrelerde rayların altına keçe döşenmesidir. Rivayet edilir ki bu iş özel bir hassasiyetle yapılmıştır.
Anlatının sıhhati konusunda ihtiyatlı olmak gerekir. Dönemin resmî inşaat kayıtlarında böyle bir uygulamaya dair kesin bir belge gösterilebilmiş değildir; anlatı büyük ölçüde sonraki hatıra ve halk rivayetlerine dayanır. Doğru olsun ya da olmasın, bu rivayetin yaygınlığı bile o günün insanının Medine'ye duyduğu edebi anlatması bakımından anlamlıdır. Tarihî bir belge olarak değil, bir hassasiyetin ifadesi olarak okumak daha isabetlidir.
Dönemin tartışmalı yönleri
Aynı dönemin başka bir yüzü daha vardır ve görmezden gelinemez. Kanûn-ı Esâsî yürürlükte kaldığı hâlde meclis otuz yıl toplanmadı. Basın üzerinde ön sansür uygulandı; bazı kelimelerin gazetelerde kullanılması dahi yasaklandı. Devletin her kademesinden merkeze bilgi akıtan geniş bir hafiye ağı kuruldu ve jurnalcilik yaygınlaştı. Muhalif aydınların bir kısmı sürgüne gönderildi, bir kısmı Avrupa'ya kaçtı.
Dönemin muhalifleri bu yönetim tarzına "istibdat" adını verdiler. Savunucular ise dış baskının ve iç ayrılıkçı hareketlerin yoğunluğuna işaret ederek tedbirlerin şartlardan doğduğunu söyler. İki bakış da dönemin gerçek bir yönünü görür. 1908'de II. Meşrutiyet ilan edildi; ertesi yıl yaşanan olaylar sonrasında padişah tahttan indirildi ve Selanik'e gönderildi.
Bu tarihten bugüne kalan ders
Hicaz Demiryolu, bir topluluğun ortak bir hedef etrafında toplandığında neyi başarabileceğinin somut örneğidir. Cava'daki bir çiftçiyle Hindistan'daki bir tüccarı, Şam çölünde döşenen bir rayda buluşturan şey siyasî bir emir değil, gönüllü bir katılımdı. Ortak iş, ortak katkıyla yapıldığında sahiplenilir.
İkinci ders, tarihe bakışımızla ilgili. Aynı dönemde hem geniş bir mektep ağı hem de sıkı bir sansür düzeni vardı; hem büyük bir hayır projesi hem de ağır bir malî bağımlılık. İnsanı ve dönemi tek bir cümleye sığdırma alışkanlığı, tarihi anlamayı kolaylaştırmaz, zorlaştırır. Adalet, sevdiğimiz kadar sevmediğimiz tarafı da kayda geçirmeyi gerektirir.
Bir sonraki bölümde bu dönemin en canlı tartışma alanına, Osmanlı basınına ve fikir hareketlerine bakacağız.
Sıkça Sorulan Sorular
Hicaz Demiryolu ne zaman yapıldı?
Proje 1900'de ilan edildi, temel aynı yılın eylül ayında atıldı. Hat 1908'de Medine'ye ulaştı ve resmen açıldı. Şam ile Medine arası yaklaşık bin üç yüz kilometreydi.
Hicaz Demiryolu'nun parası nereden karşılandı?
Büyük ölçüde bağışla. Memur maaşlarından kesintiler yapıldı, kurban derileri toplandı ve Hindistan'dan Fas'a kadar geniş bir coğrafyadan yardım geldi. Kaynaklar toplanan meblağ için farklı rakamlar verir.
Medine yakınında raylara keçe döşendiği doğru mu?
Bu bir rivayettir. Dönemin resmî inşaat kayıtlarında kesin bir belgesi gösterilememiştir; anlatı sonraki hatıra ve halk rivayetlerine dayanır. Kesin bir tarihî olay gibi aktarmak doğru olmaz.
Düyûn-ı Umûmiyye nedir?
1881 Muharrem Kararnâmesi ile oluşturulan borç yönetimi yapısıdır. Borcun bir kısmı silindi, kalanının ödenmesi için tuz, tütün ve damga gibi belirli gelirler bu idareye bırakıldı.
II. Abdülhamid dönemi kaç yıl sürdü?
1876'dan 1909'a kadar, otuz üç yıla yakın sürdü. Dönem 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla değişti ve ertesi yıl padişah tahttan indirildi.
