Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

II. Abdülhamid Kimdir? Otuz Üç Yıllık Saltanatın Bilançosu

II. Abdülhamid (1842-1918), Sultan Abdülmecid'in oğludur. 31 Ağustos 1876'da tahta çıktı ve 27 Nisan 1909'a kadar otuz üç yıl saltanat sürdü. Kanûn-ı Esâsî onun devrinde ilan edildi ve iki yıl sonra meclis tatil edildi. Hicaz Demiryolu, geniş bir mektep ağı ve sıkı bir matbuat denetimi aynı dönemin işleridir.

Osmanlı padişahları içinde hakkında en çok yazılan, en çok tartışılan isim odur. Bir tarafta yalnızca övgüyle, diğer tarafta yalnızca yergiyle anlatılır. İki portre de aynı hataya düşer: otuz üç yıllık bir dönemi tek bir cümleye sığdırmaya çalışır. Aşağıda olaylar, iki tarafın da dayandığı somut veriler üzerinden aktarılmıştır.

Kanûn-ı Esâsî ve ilk iki yıl

Tahta çıkarken meşrutî bir idareye geçileceği yolunda söz vermişti. 23 Aralık 1876'da Kanûn-ı Esâsî ilan edildi; Osmanlı Devleti'nin ilk anayasasıdır. 19 Mart 1877'de Meclis-i Umûmî açıldı ve imparatorluğun her yerinden gelen mebuslar iki devre boyunca çalıştı.

Aynı ay Rusya savaş ilan etti. 1877-1878 savaşı (93 Harbi) ağır bir yenilgiyle sonuçlandı: Plevne'deki uzun savunmaya rağmen Rus orduları batıda Yeşilköy'e, doğuda Erzurum önlerine kadar geldi. 13 Şubat 1878'de meclis süresiz tatil edildi ve otuz yıl toplanmadı. Anayasa resmen yürürlükten kaldırılmadı, fiilen askıya alındı.

13 Temmuz 1878 tarihli Berlin Antlaşması ile Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsızlığını kazandı; bir Bulgaristan prensliği kuruldu; Bosna-Hersek Avusturya idaresine, Kars-Ardahan-Batum Rusya'ya bırakıldı, Kıbrıs'ın idaresi İngiltere'ye devredildi. Sonraki yıllarda Tunus (1881) ve Mısır (1882) fiilen elden çıktı.

Borcun yeniden yapılandırılması

Devlet 1875'te borç faizlerinin yarısını ödeyebileceğini ilan etmiş ve uluslararası itibarını yitirmişti. 20 Aralık 1881'de yayımlanan Muharrem Kararnâmesi ile alacaklılarla anlaşmaya varıldı: borcun ana parası ciddi ölçüde indirildi, buna karşılık tuz ve tütün gelirleri, damga resmi, müskirat ile ipek ve balık öşrü gibi kalemler Duyûn-ı Umûmiye idaresine devredildi.

Bu düzenlemenin iki yüzü vardır ve her ikisi de doğrudur. Devletin kredi itibarı geri geldi; demiryolu ve liman yatırımları için yeni kaynak bulunabildi. Buna karşılık kamu gelirlerinin önemli bir bölümünün toplanması, ağırlıklı olarak yabancı alacaklıların temsil edildiği bir idarenin eline geçti. Egemenliğin mâlî tarafında açılan bu gedik, imparatorluğun sonuna kadar kapanmadı.

Mektepler devri

Dönemin en az tartışmalı tarafı eğitimdir. Merkezde ve taşrada idâdîler açıldı, rüşdiye ve ibtidâî mekteplerinin sayısı hızla arttı, öğretmen yetiştiren dârülmuallimînler yaygınlaştı. Hukuk Mektebi (1878), Sanâyi-i Nefîse Mektebi (1882), Ticaret Mektebi (1882) ve Hendese-i Mülkiye (1884) bu yıllarda kuruldu; 1900'de Dârülfünûn kalıcı biçimde açıldı.

Sosyal alanda Dârülaceze (1896) ve Hamidiye Etfal Hastanesi (1899) gibi kurumlar hizmete girdi. Telgraf hattı imparatorluğun en uzak kazalarına kadar uzatıldı; Anadolu demiryolu Ankara'ya (1892) ve Konya'ya (1896) ulaştı.

Bu mekteplerde yetişen nesil, ilerleyen yıllarda onun idaresine muhalefet eden kadronun da büyük bölümünü oluşturacaktı. Tarihin böyle dolaylı sonuçları vardır; insan planını yapar, neticenin nereye varacağı başkasının bilgisindedir:

وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

"Allah, emrini yerine getirmeye kādirdir; fakat insanların çoğu bunu bilmez." (Yûsuf, 21)

Hicaz Demiryolu ve İslam birliği siyaseti

Devrin en bilinen eseri Hicaz Demiryolu'dur. İnşaata 1 Eylül 1900'de başlandı; Şam ile Medine arasındaki yaklaşık 1.320 kilometrelik hat 1 Eylül 1908'de işletmeye açıldı. Finansmanının önemli bölümü, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlardan toplanan bağışlarla karşılandı. Deve kervanıyla kırk güne yaklaşan Şam-Medine yolculuğu, trenle birkaç güne indi.

Hat, hac yolunu kolaylaştırmanın yanında halifelik makamının manevî ağırlığını görünür kılan bir siyasetin parçasıydı. II. Abdülhamid, toprak kaybının hızlandığı bir çağda imparatorluğun dağılmasını geciktirmek için Müslüman tebaa arasındaki bağı ve halife sıfatını öne çıkardı; uzak İslam ülkelerine elçiler gönderdi, oralarda mektep ve mescit yaptırdı.

Denetim, sansür ve jurnal

Aynı idarenin eleştirilen tarafı da açıktır. Basın sıkı bir denetim altına alındı; gazetelerde kullanılamayacak kelimeler listelenecek kadar ileri giden bir sansür uygulandı, kapatılan yayın sayısı arttı. Yıldız Sarayı'na bağlı geniş bir hafiye ağı kuruldu; "jurnal" denilen ihbar raporları idarenin gündelik bilgi kaynağı hâline geldi.

Bu sistemin doğurduğu sonuç yalnız muhalefetin susturulması olmadı; asılsız ihbarların da bir kısmı işleme kondu ve devlet kademelerinde güvensizlik yerleşti. Muhalifler yurt dışına gitti; Paris, Cenevre ve Kahire'de örgütlenen kadro, 1908'e giden süreçte belirleyici oldu.

1908 ve 1909

Temmuz 1908'de Rumeli'deki askerî birliklerden gelen baskı üzerine padişah, 23 Temmuz'da Kanûn-ı Esâsî'yi yeniden yürürlüğe koydu. II. Meşrutiyet böyle başladı; meclis aralık ayında toplandı.

13 Nisan 1909'da (rûmî 31 Mart) İstanbul'da bir ayaklanma çıktı. Selanik'ten gelen Hareket Ordusu 24 Nisan'da şehre girdi; olay bastırıldı. Padişahın ayaklanmanın çıkışındaki rolü konusunda tarihçiler arasında görüş birliği yoktur. 27 Nisan 1909'da meclis kararı ve fetva ile tahttan indirildi, Selanik'e gönderildi. 1912'de İstanbul'a getirildi ve Beylerbeyi Sarayı'nda 10 Şubat 1918'de vefat etti; Divanyolu'ndaki dedesi II. Mahmud'un türbesine defnedildi.

Efendimizin (s.a.s.) hem gayreti hem teslimiyeti bir arada tutan ölçüsü, böyle biten hayatları okumak için iyi bir çerçevedir:

"Sana faydalı olan şeye hırsla sarıl, Allah'tan yardım iste, âciz kalma. Başına bir şey gelirse 'Şöyle yapsaydım böyle olurdu' deme; 'Allah takdir etti, dilediğini yaptı' de." (Müslim, Kader 34)

Bu tarihten bugüne kalan ders

Bu dönemin dürüst bir okunması, iki listeyi birlikte tutmayı gerektirir. Bir yanda açılan mektepler, döşenen demiryolu ve telgraf hatları, yeniden yapılandırılan borç ve elli yıldır ilk defa büyük bir savaşa girmeden geçirilen uzun yıllar vardır. Diğer yanda askıya alınan anayasa, susturulan basın, ihbar üzerine kurulmuş bir bilgi düzeni ve toprak kayıplarının durdurulamamış olması vardır.

Asıl mesele, ikisi arasındaki bağdır. İmparatorluğun her yanından gelen tehdit karşısında merkezde toplanan yetki, kısa vadede karar hızını artırdı; uzun vadede ise itirazın meşru bir kanaldan iletilmesini imkânsızlaştırdı. Denetlenmeyen yetki, en iyi niyetli elde bile kendi muhalefetini üretir. Nitekim değişim, meclis kapatıldıktan tam otuz yıl sonra yine geldi — bu defa müzakereyle değil, dayatmayla.

Bugüne kalan ders şudur: bir idarenin başarısı yalnız yaptığı işlerle değil, o işleri yaparken açık bıraktığı hesap verme kanallarıyla ölçülür. Ve bir insan hakkında hüküm verirken tek bir sıfata sığınmak, tarihi anlamayı değil, tartışmayı kolaylaştırır.

Sıkça Sorulan Sorular

Kanûn-ı Esâsî ne zaman ilan edildi, ne oldu?

23 Aralık 1876'da ilan edildi ve Osmanlı Devleti'nin ilk anayasası oldu. Meclis 19 Mart 1877'de açıldı; 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, 13 Şubat 1878'de süresiz tatil edildi ve otuz yıl toplanmadı.

Hicaz Demiryolu ne zaman yapıldı?

İnşaata 1 Eylül 1900'de başlandı, Şam-Medine hattı 1 Eylül 1908'de işletmeye açıldı. Yaklaşık 1.320 kilometrelik hattın finansmanının önemli bölümü, Müslümanlardan toplanan bağışlarla sağlandı.

Duyûn-ı Umûmiye nedir?

1881 tarihli Muharrem Kararnâmesi ile kurulan borç idaresidir. Borcun ana parası indirilmiş, buna karşılık tuz, tütün, damga resmi ve bazı öşür gelirlerinin toplanması bu idareye bırakılmıştır. Kredi itibarını geri getirmiş, fakat kamu gelirlerinin bir bölümünü devletin denetiminden çıkarmıştır.

II. Abdülhamid neden tahttan indirildi?

13 Nisan 1909'daki ayaklanmanın Hareket Ordusu tarafından bastırılmasının ardından, 27 Nisan 1909'da meclis kararı ve fetvaya dayanılarak tahttan indirildi. Önce Selanik'e gönderildi, 1912'de İstanbul'a getirildi.

II. Abdülhamid ne zaman vefat etti?

10 Şubat 1918'de Beylerbeyi Sarayı'nda vefat etti. Divanyolu'nda bulunan dedesi II. Mahmud'un türbesine defnedildi. Tahttan indirildikten sonra yaklaşık dokuz yıl daha yaşamıştır.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar