Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

II. Mahmud Kimdir? Vak'a-i Hayriyye ve Otuz Bir Yıllık Dönüşüm

II. Mahmud (1785-1839), I. Abdülhamid'in oğludur. 1808'de tahta çıktı, otuz bir yıl saltanat sürdü. 1826'da Yeniçeri Ocağı'nı kaldırıp Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye'yi kurdu. Yunan bağımsızlığı, Kavalalı Mehmed Ali Paşa ile yaşanan Mısır krizi, merkezîleşme hamleleri ve açtığı mektepler bu uzun devrin ana başlıklarıdır.

Yirmi üç yaşında, hanedanın hayattaki tek erkek üyesi olarak ve amcasının cenazesinin kaldırıldığı gün tahta çıktı. Bu başlangıç, otuz bir yıllık saltanatın tonunu da belirledi.

On sekiz yıl beklemek

Tahta çıkaran Alemdar Mustafa Paşa dört ay sonra bir ayaklanmada hayatını kaybetti. Genç padişah, selefinin başına gelenleri yakından görmüştü: III. Selim, ordusunu kurmadan ocakların üzerine gitmiş ve kaybetmişti.

Bu yüzden II. Mahmud uzun süre bekledi. Yeniçeri Ocağı'na dokunmadı, kadrolarını sabırla değiştirdi, topçu ve humbaracı ocaklarını kendine bağladı, İstanbul'daki güç dengelerini yıllar içinde yeniden kurdu. Bu arada dış cephede sıkışıklık sürüyordu: 1812 Bükreş Antlaşması ile Rusya'ya toprak verildi, Sırbistan'da başlayan hareket kademeli bir özerklikle sonuçlandı, 1821'de Mora'da büyük bir isyan patlak verdi.

Yunan isyanını bastırmak için Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'dan yardım istenmesi, ilerideki en büyük krizin de tohumunu attı. Merkezin, bir valisinin ordusuna muhtaç hâle gelmesi başlı başına bir teşhisti.

Vak'a-i Hayriyye (15 Haziran 1826)

Hazırlık 1826 baharında tamamlandı. Ocaklardan seçilecek askerlerle Avrupa usulünde talim yapacak "Eşkinci" adlı yeni bir birlik kurulması kararlaştırıldı; şeyhülislam ve ulemanın onayı önceden alındı. Bu ayrıntı önemlidir: III. Selim'in yapamadığı, ilmiye desteğini yanına almaktı.

Talimler başlayınca beklenen tepki geldi. 14-15 Haziran gecesi ocak ayaklandı ve kazanlar kaldırıldı. Bu defa merkez hazırlıklıydı. Sancak-ı Şerif çıkarıldı, halktan ve medreselilerden destek istendi, Ağa Hüseyin Paşa komutasındaki topçu birlikleri Etmeydanı'ndaki kışlaları ateş altına aldı.

Neden "hayırlı hadise"?

Ocak aynı gün resmen ilga edildi. Olaya, kaldırılışını hayırlı bir gelişme sayan resmî bakışı yansıtan "Vak'a-i Hayriyye" adı verildi. Adlandırmanın kendisi bir tercihtir ve o günün merkezî bakışını gösterir.

Yeniçeri Ocağı, kuruluşundan itibaren dört yüz yılı aşkın süre devletin belkemiği olmuştu. Son dönemde ise talimi bırakmış, esnaflıkla iç içe geçmiş, sefere gitmeyen ama maaş alan bir yapıya dönüşmüştü; on yedinci yüzyıldan itibaren padişah indiren ve sadrazam astıran bir güç hâline gelmesi ise idarî istikrarın önündeki en büyük engeldi. Bunları görmek, ocağın tarihini yok saymayı gerektirmez.

Toplumsal maliyet

Kaldırılış kansız olmadı. Kışlaların topa tutulması, kaçanların takibi ve sonraki günlerde yapılan tasfiyeler önemli sayıda cana mal oldu. Kaynaklarda verilen kayıp rakamları birbirinden çok farklıdır ve bu tür hadiselerde sayılar genellikle tahmine dayanır; kesin bir rakam vermek doğru olmaz.

Ocakla tarihî bağı bulunan Bektaşî tekkelerinin bir kısmı kapatıldı, bazıları başka tarikatların idaresine verildi ve bir grup dervişin yeri değiştirildi. Ayrıca yeniçerilikle geçinen geniş bir esnaf ve aile çevresi geçim kaynağını kaybetti.

Bir başka maliyet askerîydi: dört yüz yıllık ordu bir günde kaldırılmış, yerine geçecek yapı ise henüz kurulmamıştı. 1828'de Rusya ile savaş çıktığında bu boşluk açıkça hissedildi.

Asâkir-i Mansûre ve yeni düzenin kuruluşu

Yeni ordunun adı Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye oldu. Düzenli maaş, üniforma, kışla hayatı, sürekli talim ve rütbe silsilesi esas alındı. Serasker adıyla yeni bir askerî makam kuruldu.

Ordu bir sistemin parçasıydı. Askerin sağlığı için 1827'de tıp mektebi, 1834'te Mekteb-i Ulûm-ı Harbiyye açıldı; aynı yıl taşrada yedek kuvvet olarak Redif teşkilatı kuruldu. Avrupa'ya öğrenci gönderilmeye başlandı.

Yunan meselesi ve Edirne Antlaşması

Mora'daki isyan Mısır kuvvetlerinin yardımıyla bastırılma noktasına gelmişti ki devreye Avrupa girdi. 20 Ekim 1827'de Navarin'de demirli Osmanlı-Mısır donanması, İngiliz-Fransız-Rus müşterek filosunca imha edildi. Donanmasız kalan devlet, ertesi yıl Rusya ile savaşa girdi.

1829 Eylül'ünde imzalanan Edirne Antlaşması ağır şartlar getirdi. Yunanistan'ın bağımsızlığı süreci bu antlaşmadan sonra tamamlandı ve 1830'da Avrupa devletlerince tanındı. Osmanlı toprağında ilk defa, milliyet esasına dayalı bağımsız bir devlet kurulmuş oluyordu; bu, sonraki yüzyılı belirleyecek bir emsaldi.

Kavalalı ve Mısır krizi

Mehmed Ali Paşa, Yunan seferindeki hizmetinin karşılığı olarak Suriye valiliğini istedi. İstek karşılanmayınca oğlu İbrahim Paşa 1831'de Suriye'ye girip Anadolu'ya ilerledi; Aralık 1832'de Konya yakınında Osmanlı ordusunu yenerek Kütahya'ya kadar geldi.

Merkez, kendi valisine karşı Rusya'dan yardım istemek zorunda kaldı. 1833 Mayıs'ında yapılan Kütahya düzenlemesiyle Mısır'a Suriye ve Adana bırakıldı; aynı yıl Rusya ile Hünkâr İskelesi Antlaşması imzalandı. Mesele 1839'da Nizip'te yeniden alevlendi ve Osmanlı ordusu 24 Haziran'da ağır bir yenilgi aldı.

Bu haber İstanbul'a ulaştığında II. Mahmud çoktan ağır hastaydı. 1 Temmuz 1839'da vefat etti; kaynaklara göre Nizip'teki yenilgiyi öğrenmeye ömrü yetmedi.

Merkezîleşme, mektepler ve kıyafet

Otuz bir yılın en kalıcı tarafı, devletin işleyişinde yapılan değişikliklerdir. Taşradaki âyanlık tasfiye edildi, tımar sistemi kaldırıldı, 1831'de nüfus sayımı yapıldı ve ilk resmî gazete Takvim-i Vekayi çıkarıldı. Divan-ı Hümâyun'un yerini bakanlıklar aldı, meclisler oluşturuldu. Devlet görevlilerinin mallarına el konulması usulü (müsâdere) kaldırıldı; bu, mülkiyet güvenliği bakımından sessiz ama önemli bir adımdı.

1826'dan sonra kıyafette de düzenlemeye gidildi. Memurlar için fes, ceket ve pantolondan oluşan yeni bir kılık kabul edildi; ulemanın sarık ve cübbesi bunun dışında tutuldu. Amaç, üniforma birliği sağlamak ve devlet görevlisini görünür bir düzene bağlamaktı.

Bu düzenlemeler her kesimde aynı karşılanmadı. Bir kısım çevre bunları gereksiz bir taklit saydı ve padişah hakkında ağır ifadeler kullandı. Bir kısmı ise devletin ayakta kalması için teknik ve idarî yeniliklerin şart olduğunu savundu. İki tarafın da kendi içinde tutarlı gerekçeleri vardı; birini toptan haklı, diğerini toptan haksız saymak dönemi anlamayı kolaylaştırmaz.

Ölçü, Efendimiz'in (s.a.s.) bildirdiği şu ilkede aranmalıdır:

"Hikmet mü'minin yitiğidir; nerede bulursa onu almaya en lâyık olan kendisidir." (Tirmizî, İlim 19 — hasen)

Faydalı bilgi ve teknik alınabilir; ama alınan şeyin, insanın kendi değerlerini taşıyan bir zemine oturtulması gerekir. Bir toplumun sıkıntıya düştüğü yer çoğu zaman "neyi aldığı" değil, "neyin yerine aldığı"dır.

II. Mahmud'un kişisel tarafı da vardı: devrin usta hattatlarından ders almış iyi bir hattattı, "Adlî" mahlasıyla şiir yazardı. Divanyolu'ndaki türbesine defnedildi; yerine oğlu Abdülmecid geçti.

Bu tarihten bugüne kalan ders

Kur'an, kararlılık isteyen işlerde iyiliği emretmenin ve gelene sabretmenin bir arada yürüdüğünü bildirir:

يَا بُنَيَّ أَقِمِ الصَّلَاةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنكَرِ وَاصْبِرْ عَلَىٰ مَا أَصَابَكَ ۖ إِنَّ ذَٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ

"Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır ve başına gelene sabret. Şüphesiz bunlar, azmedilmeye değer işlerdendir." (Lokmân, 17)

II. Mahmud devri, değişimin zamanlaması üzerine düşündürür. III. Selim doğru işi erken yaptı ve kaybetti; II. Mahmud aynı işi on sekiz yıl hazırlanarak yaptı ve başardı. Ama bu başarının bedeli ağır oldu ve yerine konan yapı, yıkılanın boşluğunu doldurmakta yıllarca zorlandı.

Buradan iki taraflı bir ders çıkar. Bir yapıyı sırf eski olduğu için savunmak da, sırf yeni olduğu için doğru saymak da yeterli bir ölçü değildir. Asıl soru şudur: bu değişiklik kimin hayatını iyileştiriyor, kimin sırtına yükleniyor ve yıkılanın yerine ne konuyor?

Sıkça Sorulan Sorular

Vak'a-i Hayriyye nedir, ne zaman oldu?

15 Haziran 1826'da Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasıdır. Yeni talimli birliğe tepki gösteren ocak ayaklanınca kışlalar topa tutuldu ve ocak aynı gün ilga edildi. Kaldırılışını hayırlı sayan resmî bakışı yansıtan bu ad, olaya sonradan verilmiştir.

Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye nedir?

Yeniçeri Ocağı'nın yerine 1826'da kurulan yeni ordudur. Düzenli maaş, üniforma, kışla hayatı, sürekli talim ve rütbe silsilesi esasına dayanır; başına serasker adıyla yeni bir askerî makam getirilmiştir.

II. Mahmud döneminde hangi okullar açıldı?

1827'de tıp eğitimi veren mektep, 1834'te Mekteb-i Ulûm-ı Harbiyye açıldı. Ayrıca sivil memur yetiştiren mektepler kuruldu ve Avrupa'ya öğrenci gönderilmeye başlandı.

Kavalalı Mehmed Ali Paşa meselesi nedir?

Mısır valisi Mehmed Ali Paşa, Yunan isyanının bastırılmasındaki hizmetine karşılık Suriye valiliğini istedi. İstek karşılanmayınca oğlu İbrahim Paşa 1831'de Suriye'ye girdi ve 1832'de Konya yakınında Osmanlı ordusunu yendi. 1833 Kütahya düzenlemesiyle Mısır'a Suriye ve Adana bırakıldı; kriz 1839'da Nizip'te yeniden alevlendi.

Yunanistan ne zaman bağımsız oldu?

1821'de Mora'da başlayan isyan, 1827'deki Navarin baskını ve 1828-29 Osmanlı-Rus Savaşı'nın ardından imzalanan Edirne Antlaşması ile yeni bir safhaya girdi. Yunanistan'ın bağımsızlığı 1830'da Avrupa devletlerince tanındı.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar