Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

III. Selim Kimdir? Nizâm-ı Cedîd ve Bir Islahatın Sonu

III. Selim (1761-1808), III. Mustafa'nın oğludur. 1789'da tahta çıktı, on sekiz yıl saltanat sürdü. Nizâm-ı Cedîd adıyla anılan kapsamlı yenileşme programı, İrâd-ı Cedîd hazinesi ve Avrupa başkentlerinde açılan ilk daimî elçilikler onun eseridir. 1807 Kabakçı Mustafa İsyanı ile tahttan indirildi, bir yıl sonra öldürüldü.

Tahttan önce mektup yazan şehzade

III. Selim, hanedanın alışılmış şehzadelerinden değildi. Amcası I. Abdülhamid ona diğer şehzadelere kıyasla daha geniş bir hareket alanı tanımıştı; okuyor, devlet meselelerini takip ediyor, ülkenin neden geri kaldığını düşünüyordu.

Bu düşüncenin en somut belgesi, henüz tahta çıkmadan önce Fransa Kralı XVI. Louis ile güvendiği bir adamı aracılığıyla yaptığı yazışmadır. Bir Osmanlı şehzadesinin, saltanata geçmeden yabancı bir hükümdarla temas kurup destek araması alışılmış bir şey değildi. Tahta çıktığında ne yapmak istediğini uzun süredir biliyordu; eksik olan zamandı.

7 Nisan 1789'da, yani devam eden bir savaşın ortasında tahta çıktı. Reform yapabilmesi için önce savaşı bitirmesi gerekiyordu. 1791'de Avusturya ile Ziştovi, 1792'de Rusya ile Yaş antlaşmaları imzalandı. Sınır Dinyester'e çekildi, Kırım'ın kaybı teyit edildi. Masa iyi değildi; ama masadan kalkılmıştı.

Nizâm-ı Cedîd neydi?

Yaygın kanaatin aksine Nizâm-ı Cedîd yalnız bir asker ocağının adı değildir. Terim, geniş anlamıyla devletin askerî, malî ve idarî düzeninin baştan ele alınmasını ifade eder.

Padişah işe alışılmadık bir usulle başladı: 1791-92'de devlet adamlarından, ulemadan ve askerî erkândan ülkenin durumu hakkında yazılı rapor istedi. Gelen lâyihalar birbirinden farklıydı. Bir kısmı "eski nizama dönelim, bozulan kanunları uygulayalım" diyordu; bir kısmı Avrupa usulünde yeni bir ordu kurmadan sonuç alınamayacağını savunuyordu. Her iki görüşün de kendi içinde tutarlı gerekçeleri vardı ve bu ayrım, sonraki yirmi yılın siyasî fay hattını çizdi.

Yeni ordu

Dar anlamıyla Nizâm-ı Cedîd, Avrupa tarzında talim gören, üniformalı ve düzenli maaşlı yeni bir piyade birliğidir. Levent Çiftliği'nde, ardından Üsküdar'daki Selimiye'de kışlalar kuruldu. Yabancı eğitmenler getirildi, talimnâmeler hazırlandı.

Birliğin mevcudu hakkında kaynaklar farklı rakamlar verir; Anadolu'daki kollarla birlikte yirmi binin üzerine çıktığı genellikle kabul edilir. Bu asker, 1799'da Akkâ savunmasında ve Mısır harekâtında sınandı ve iş gördüğünü gösterdi.

İrâd-ı Cedîd hazinesi

Yeni bir ordu para ister. Mevcut hazine bu yükü kaldıramayacağı için 1793'te İrâd-ı Cedîd adıyla ayrı bir hazine kuruldu. Gelirleri boşalan tımar ve zeâmetlerden, bazı mukataalardan ve yeni konulan bir dizi vergiden sağlanıyordu.

Bu, mali disiplin bakımından akıllıca bir çözümdü: yeni harcama, yeni ve ayrı bir gelirle eşleştirilmişti. Ama aynı zamanda yeni bir gerilim üretti. Boşalan tımarların merkeze aktarılması taşradaki âyanı, yeni vergiler halkı, düzenli maaşlı ve iyi giyimli bir ordunun varlığı ise mevcut ocakları rahatsız etti. Yeniçeriler için Nizâm-ı Cedîd sadece bir yenilik değil, kendi mevcudiyetlerine yöneltilmiş bir tehdit anlamına geliyordu.

Avrupa başkentlerinde ilk daimî elçilikler

Osmanlı diplomasisi yüzyıllarca "gönderilen elçi" usulüyle yürümüştü: bir mesele çıkar, elçi gider, iş biter, döner. III. Selim bu düzeni değiştirdi.

1793'te Yusuf Agâh Efendi Londra'ya daimî elçi olarak gönderildi; kısa süre içinde Paris, Viyana ve Berlin'de de sürekli temsilcilikler açıldı. Bunun anlamı basit ama derindir: artık bilgi, bir kriz çıktıktan sonra değil, sürekli olarak akacaktı. Elçiliklerde yetişen genç kâtipler yabancı dil öğrendi ve sonraki nesillerin diplomat kadrosunu oluşturdu.

Aynı yıllarda kara ordusu için Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun kuruldu, matbaa yeniden işletildi, askerî ve teknik eserler Türkçeye çevrildi.

Sûzidilârâ: bestekâr bir padişah

III. Selim'in siyasetten bağımsız, kendi başına ayakta duran bir yönü daha var. Türk mûsikîsi tarihinin en üretken bestekâr padişahıdır.

Tanbur ve ney çalar, "İlhâmî" mahlasıyla şiir yazardı. Var olan makamlarla yetinmeyip yeni makamlar terkip etti; bunların en tanınmışı Sûzidilârâ'dır. Aynı makamda bestelediği Mevlevî âyini, bu geleneğin repertuvarında bugün de icra edilen eserlerdendir.

Mevlevîlikle bağı sıradan bir ilgi değildi. Galata Mevlevîhânesi'ni onartmış, dergâhlarla yakın münasebet kurmuştu. Devrin büyük bestekârları ve icracıları sarayda himaye gördü. Islahatçı kimliğiyle bu tarafı arasında bir çelişki aramak yanlış olur: aynı insan hem Batı'dan teknik almanın gereğine inanıyor hem de kendi geleneğinin en ince sanatını icra ediyordu.

Kur'an, bir topluluğu bir arada tutan şeyin sertlik değil yumuşaklık ve istişare olduğunu bildirir:

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللَّهِ لِنتَ لَهُمْ ۖ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ ۖ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْأَمْرِ

"Allah'ın rahmeti sebebiyledir ki sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, çevrenden dağılıp giderlerdi. Onları affet, onlar için bağışlanma dile ve iş hakkında onlara danış." (Âl-i İmrân, 159)

Kabakçı Mustafa İsyanı ve düşüş

1806'da Rusya ile savaş yeniden başladı; 1807 Şubat'ında İngiliz donanması Çanakkale'yi geçip İstanbul önlerine geldi. Devlet dış baskı altındayken iç gerilim de doruğa çıkmıştı.

Kıvılcım Boğaz kalelerinde çakıldı. Buradaki yamaklara Nizâm-ı Cedîd usulünde üniforma giydirilmek istenmesi, 25 Mayıs 1807'de ayaklanmaya dönüştü. Kastamonulu Kabakçı Mustafa'nın önderliğindeki grup İstanbul'a yürüdü. Sayıları başlangıçta birkaç yüz kişiyi geçmiyordu; fakat başkentte hoşnutsuzluk o kadar birikmişti ki hareket hızla büyüdü.

III. Selim, kan dökülmesini istemediği için karşı koymayı tercih etmedi. Önce Nizâm-ı Cedîd'in kaldırıldığına dair ferman çıkardı. Yetmedi. 29 Mayıs 1807'de tahttan indirildi; yerine yeğeni IV. Mustafa geçirildi. On sekiz yıllık program birkaç gün içinde dağıldı.

Bu tercihi tarihçiler farklı okur. Bir kısmı, mevcut kuvvetiyle isyanı bastırabilecekken çekingen davrandığını söyler; bir kısmı ise Müslüman kanı dökmemek kaygısının onu bilinçli bir teslimiyete götürdüğünü savunur. Kesin olan, bu kararın ıslahatın da kaderini belirlediğidir.

28 Temmuz 1808

Bir yıl sonra Rusçuk âyanı Alemdar Mustafa Paşa, III. Selim'i yeniden tahta çıkarmak üzere kuvvetleriyle İstanbul'a geldi ve 28 Temmuz 1808'de Topkapı Sarayı'na girdi.

Sarayın iç kısmına ulaşmadan önce IV. Mustafa'nın verdiği emirle III. Selim öldürüldü. Alemdar kapıları kırıp içeri girdiğinde onun cenazesiyle karşılaştı. Hadisenin ayrıntıları — saldırganların sayısı, olayın kaç dakika sürdüğü, padişahın direnip direnmediği — kaynaklarda farklı anlatılır; bu tür saray içi hadiselerde görgü şahitlerinin ifadeleri her zaman birbirini tutmaz. Ortak nokta, öldürme emrinin sarayda verildiği ve Alemdar'ın müdahalesinin birkaç dakika geç kaldığıdır.

III. Selim ertesi gün, devlet erkânının katıldığı bir merasimle Laleli Camii'ndeki babasının türbesine defnedildi.

Bu tarihten bugüne kalan ders

Nizâm-ı Cedîd tecrübesi, bir değişimin teknik olarak doğru olmasının tek başına yetmediğini gösterir. Yeni ordu iyi eğitilmişti, hazinesi ayrılmıştı, elçilikleri bilgi taşıyordu. Eksik olan, bu değişimin neden gerekli olduğunun ocaklara, esnafa ve taşraya anlatılabilmesiydi. Değişimden en çok etkilenecek kesimler süreç boyunca dışarıda tutulunca, karşı taraf onları kolayca kazandı.

Efendimiz'in (s.a.s.) kendi elçilerine verdiği talimat da tam olarak bu noktaya bakar:

"Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin." (Buhârî, İlim 11; Müslim, Cihâd 6)

Öte yandan karşı tarafın gerekçesini de görmek gerekir. Yeniçeri ocağı için mesele yalnız kıyafet değildi; yüzyıllardır kendi düzeni, geliri ve yeri olan bir yapının tasfiye edileceğini seziyorlardı. Ne "her yeniliğe direnen kalabalık" ne de "kötü niyetli hain" etiketi bu tabloyu doğru anlatır. İki taraf da kendi menfaatini ve kendi haklılık zeminini savunuyordu; mesele, aralarında konuşulacak bir zeminin hiç kurulmamış olmasıdır.

Geriye kalan ise ilginçtir: kaldırılan ordu birkaç yılda unutuldu, açılan elçilikler kalıcı oldu, bestelediği makam iki yüz yıldır çalınıyor.

Sıkça Sorulan Sorular

Nizâm-ı Cedîd nedir?

Geniş anlamıyla III. Selim'in askerî, malî ve idarî alanı kapsayan bütün yenileşme programıdır. Dar anlamıyla, Avrupa tarzında talim gören üniformalı ve düzenli maaşlı yeni piyade birliğinin adıdır.

İrâd-ı Cedîd hazinesi neden kuruldu?

1793'te, yeni ordunun masraflarını mevcut hazineye yüklemeden karşılamak için ayrı bir hazine olarak kuruldu. Gelirleri boşalan tımar ve zeâmetlerden, bazı mukataalardan ve yeni konulan vergilerden sağlanıyordu.

İlk daimî Osmanlı elçiliği nerede açıldı?

1793'te Londra'da açıldı; ilk daimî elçi Yusuf Agâh Efendi'dir. Kısa süre içinde Paris, Viyana ve Berlin'de de sürekli temsilcilikler kuruldu.

Kabakçı Mustafa İsyanı neden çıktı?

Boğaz kalelerindeki yamaklara Nizâm-ı Cedîd usulünde üniforma giydirilmek istenmesi kıvılcımı çaktı. Arkasında yeni ordunun ocaklarda uyandırdığı tehdit hissi, yeni vergilerden duyulan hoşnutsuzluk ve savaş yıllarının yorgunluğu vardı. İsyan 25 Mayıs 1807'de başladı, 29 Mayıs'ta III. Selim tahttan indirildi.

III. Selim hangi makamı terkip etti?

En tanınmış terkibi Sûzidilârâ makamıdır. Aynı makamda bestelediği Mevlevî âyini bugün de icra edilmektedir. "İlhâmî" mahlasıyla şiir de yazmıştır.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar