Osmanlı Serisi 42/60: III. Selim ve Nizâm-ı Cedîd
Nizâm-ı Cedîd, III. Selim'in 1789-1807 arasında yürüttüğü kapsamlı ıslahat programının adıdır. Dar anlamda Avrupa usulüyle talim gören yeni bir piyade ordusunu, geniş anlamda ordu, maliye, eğitim ve diplomasiyi kapsayan bir yenileşme hamlesini anlatır. Programın finansmanı İrâd-ı Cedîd hazinesine dayandı; 1807'de bir isyanla sona erdi.
Bir devlet, orduyu neden değiştirmek zorunda kalır? Cevap genellikle basit ve acıdır: aynı taktikle üst üste yenilmek.
İki antlaşma arasında bir teşhis
1774 Küçük Kaynarca sadece Kırım'ı kaybettirmedi; kaybedilen şey aynı zamanda bir özgüvendi. 1787'de başlayan yeni Rus ve Avusturya harbi de kötü gitti. 1792 Yaş Antlaşması imzalandığında Dinyester nehri sınır olmuştu ve Osmanlı ordusunun sahadaki hâli ortadaydı: kalabalık, cesur, fakat düzensiz.
Sorun teçhizattan ibaret değildi. Yeniçeri ocağı, mevcudu defterde görünen ama fiilen esnaflık yapan bir kalabalığa dönüşmüştü. "Esâme" denen maaş belgeleri alınıp satılan bir menkul kıymet hâline gelmişti. Talim yapılmıyor, disiplin işlemiyordu. Sefere çağrılan tımarlı sipahilerin sayısı da yüzyıllar içinde erimişti.
Genç padişah ve lâyihalar
1789'da tahta çıkan III. Selim, şehzadeliğinde Fransa kralıyla mektuplaşacak kadar dışarıyı merak eden bir isimdi. Tahta çıkar çıkmaz alışılmadık bir şey yaptı: devlet adamlarından, ulemadan ve ordu mensuplarından yazılı rapor istedi. Bugün lâyihalar diye anılan bu metinlerin sayısı yirmiyi aşar.
Raporlar tek bir noktada birleşmiyordu. Bir kısmı "eski nizama dönelim" diyordu: kanun-ı kadîm işletilsin, yolsuzluk temizlensin, yeter. Bir kısmı ise yeni bir ordu kurulmasını, Avrupa'daki askerî tekniğin alınmasını savunuyordu. Selim ikinci yolu seçti, ama ilkini tamamen de bırakmadı.
Hazırlıkta Kur'an'ın açık emri hatırlatılıyordu:
وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ وَمِنْ رِبَاطِ الْخَيْلِ
"Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın." (Enfâl, 60)
Ayetteki "kuvvet" kelimesi bir silah türüne kilitlenmez; her çağın kendi imkânını kapsar. Efendimiz'in (s.a.s.) şu sözü de aynı ölçüyü verir:
"Kuvvetli mü'min, Allah katında zayıf mü'minden daha hayırlı ve daha sevimlidir; her ikisinde de hayır vardır." (Müslim, Kader, 34)
Yeni ordu, yeni hazine
1793'te ilk birlikler kuruldu. Levend Çiftliği'nde, ardından Üsküdar'da kışlalar yapıldı; Fransız ve İsveçli uzmanlar talim usulünü öğretti. Askerler düzenli maaş aldı, üniforma giydi, gündelik talime bağlandı. Anadolu'da da ocaklar açıldı; 1806'ya gelindiğinde mevcut için kaynaklar yirmi binin üzerinde rakamlar verir.
Asıl mesele parayı bulmaktı. Mevcut hazineler bu yükü kaldıramayacağı için ayrı bir kasa kuruldu: İrâd-ı Cedîd. Boşalan tımar gelirleri buraya aktarıldı, tütün ve içki gibi kalemlere yeni vergiler kondu, bazı mukataalar devralındı. Kasa işledi; fakat gelir kaynakları, tımarından ve iltizamından olan geniş bir kesimi doğrudan karşıya aldı.
Mühendishaneler ve daimî elçilikler
Yeni ordunun zabiti nereden gelecekti? Deniz için 1773'te açılmış olan Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyun vardı. Selim 1795'te kara ordusu için Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun'u kurdu. Matematik, istihkâm, topçuluk okutuldu; kütüphanesine Avrupa'dan kitaplar getirildi. Bu iki okul, sonraki yüzyılın bütün teknik kadrolarının kaynağı olacaktır.
Diplomaside daha köklü bir değişiklik yapıldı. Osmanlı o güne kadar geçici elçiler gönderiyor, işi bitince geri çağırıyordu. 1793'te Londra'ya Yusuf Agâh Efendi daimî elçi olarak yollandı; birkaç yıl içinde Paris, Viyana ve Berlin'de de sürekli temsilcilikler açıldı. Elçilik kâtipleri orada dil öğrendi. Tanzimat kuşağının önde gelen isimleri bu okuldan yetişti.
1798: Mısır'da Fransız şoku
Islahatın en büyük destekçisi Fransa'ydı; uzmanların çoğu oradan geliyordu. 1798 Temmuz'unda Napolyon Bonapart'ın İskenderiye'ye çıkması bu yüzden iki katı sarsıcı oldu. Bir müttefik sayılan devlet, imparatorluğun en zengin eyaletini işgal etmişti.
Osmanlı, tarihinde ilk defa İngiltere ve Rusya ile aynı safta yer aldı. Akkâ önünde Cezzâr Ahmed Paşa'nın direnişi ve İngiliz donanmasının desteğiyle Napolyon'un Suriye üzerinden ilerleyişi durduruldu; 1801'de Fransızlar Mısır'ı boşalttı. Ama işgalin bıraktığı boşlukta Mehmed Ali Paşa yükselecek, ilerideki en zorlu iç mesele orada doğacaktı.
1807: Kabakçı Mustafa ve bir tahtın sonu
Mayıs 1807'de Boğaz kalelerinde görevli yeniçeri yamaklarına yeni usul üniforma giydirilmek istendi. Kabakçı Mustafa adlı bir yamağın öncülüğünde ayaklanma çıktı, isyancılar İstanbul'a yürüdü. Ulemadan bir kısmının da desteğini alan hareket karşısında III. Selim beklenmedik bir karar verdi: kan dökülmesin diye direnmedi ve tahttan indirilmeyi kabul etti. Yerine IV. Mustafa geçti. Nizâm-ı Cedîd ve İrâd-ı Cedîd kaldırıldı.
Bir yıl sonra Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa ordusuyla İstanbul'a geldi; amacı Selim'i tekrar tahta çıkarmaktı. Saraya girdiklerinde geç kalmışlardı: III. Selim, tahtını korumak isteyen IV. Mustafa'nın emriyle öldürülmüştü. Alemdar, hanedanın kalan tek uygun ferdi olan Şehzade Mahmud'u kurtarıp tahta çıkardı ve sadrazam oldu.
Sened-i İttifak: merkezle taşranın sözleşmesi
Eylül 1808'de Alemdar, taşranın güçlü ayanlarını İstanbul'da topladı. Ortaya çıkan metin Sened-i İttifak adını taşır. Ayanlar padişahın otoritesini ve devlete sadakati tanıyacak, vergi ve asker toplanmasına yardım edecek; buna karşılık merkez de onların hanedan haklarını güvenceye alacaktı. Belge, Osmanlı tarihinde padişahın yetkisinin yazılı bir metinle sınırlandığı ilk örnek sayılır.
Fakat kâğıt üstünde kaldı. Kasım 1808'de yeniçeriler yeniden ayaklandı; Alemdar kuşatıldığı konakta hayatını kaybetti, kurduğu Sekbân-ı Cedîd ocağı dağıtıldı. Genç padişah II. Mahmud'un elinde ne ordu ne para vardı. Ama bir şeyi vardı: sabır.
Bu tarihten bugüne kalan ders
III. Selim'in hikâyesi, doğru teşhisin tek başına yetmediğini gösterir. Yenilginin sebebini herkesten iyi görmüştü; fakat değişimden zarar görecek kesimleri sürece katmadan, hatta çoğu zaman onlara rağmen yürüdü. Yeni orduyu eskisinin yanına kurmak, iki başlılığı çözmedi, sadece erteledi.
İkinci ders daha ağır: bir reformun ömrü, onu yürüten kişinin ömrüne bağlanırsa kırılgan olur. Selim'in tahttan inişiyle on beş yıllık emek birkaç günde dağıldı. Kalıcı olan tek şey, kurulan okullar ve yetişen kadrolardı. İnsan gider; öğrenilmiş bilgi ve kurumlaşmış tecrübe kalır.
Bir sonraki bölümde, bu enkazın üzerinde on sekiz yıl sessizce hazırlanan II. Mahmud'u ve 1826'da Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılışını anlatacağız.
Sıkça Sorulan Sorular
Nizâm-ı Cedîd ne demektir?
"Yeni düzen" anlamına gelir. Dar anlamda III. Selim'in 1793'te kurduğu, Avrupa usulüyle talim gören piyade ordusunu; geniş anlamda ordu, maliye, eğitim ve diplomasiyi kapsayan bütün ıslahat programını ifade eder.
İrâd-ı Cedîd hazinesi neden kuruldu?
Yeni ordunun maaş, kışla ve teçhizat masrafları mevcut hazinelerden karşılanamadığı için ayrı bir kasa oluşturuldu. Gelirleri boşalan tımarlar, bazı mukataalar ve tütün gibi kalemlere konan yeni vergilerdi.
III. Selim daimî elçilikleri nerelerde açtı?
İlki 1793'te Londra'da açıldı; ardından Paris, Viyana ve Berlin'de sürekli temsilcilikler kuruldu. Bu elçiliklerin kâtipleri Osmanlı'nın ilk yabancı dil bilen diplomat kuşağını oluşturdu.
III. Selim neden tahttan indirildi?
1807'de Boğaz kalelerindeki yeniçeri yamaklarına yeni usul üniforma giydirilmek istenmesi Kabakçı Mustafa isyanını başlattı. Kan dökülmemesi için direnmeyen padişah tahttan indirildi, bir yıl sonra öldürüldü.
Sened-i İttifak nedir ve neden önemlidir?
1808'de Alemdar Mustafa Paşa'nın öncülüğünde merkezî hükümetle taşra ayanları arasında imzalanan belgedir. Padişahın yetkisinin yazılı bir metinle sınırlandığı ilk örnek sayılır; ancak fiilen uygulanamamıştır.
