Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe: Fıkhı Sistemleştiren İmam

İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe (80/699 – 150/767), Kûfe'de doğup Bağdat'ta vefat eden, dört büyük fıkıh mezhebinden Hanefîliğin imamıdır. Kumaş ticaretiyle geçinen bir tüccar olarak yaşadı, kadılık tekliflerini reddetti ve talebeleriyle birlikte müzakere ederek İslam hukukuna bugün hâlâ ayakta duran bir yöntem kazandırdı.

Bugün "Hanefîyiz" derken aslında bin üç yüz yılı aşan bir birikimden söz ediyoruz. O birikimin arkasında, Kûfe'nin çarşısında kumaş satan ve akşamları ders halkasına oturan bir adam var.

Kûfe'de bir tüccarın oğlu

Asıl adı Nu'mân bin Sâbit'tir. Hicrî 80 (miladî 699) yılında Kûfe'de doğdu. Ailesi ipek ve kumaş ticaretiyle uğraşıyordu; o da uzun yıllar bu işi sürdürdü. Ticaretteki dürüstlüğüne dair anlatılan çok sayıda rivayet vardır: kusurlu bir kumaşı satarken kusurunu söylemesi, ortağını uyarmayı unuttuğu bir partinin gelirini sadaka olarak dağıtması gibi.

Kaynaklarda bazı sahabîleri görmüş olabileceği nakledilir; bu sebeple pek çok âlim onu tâbiîn arasında sayar. Kûfe, o yıllarda ilim bakımından hareketli bir şehirdi. Abdullah bin Mes'ûd'un (r.a.) kurduğu ilim halkasından beslenen köklü bir gelenek vardı burada.

Ebû Hanîfe önce kelâm tartışmalarına ilgi duydu, sonra fıkha yöneldi. Hocası Hammâd bin Ebû Süleyman'ın derslerine on sekiz yıl devam etti. Hocası vefat edene kadar ders halkasının başına geçmedi.

Fıkhı bir yönteme kavuşturmak

Ebû Hanîfe'nin İslam ilim tarihindeki asıl katkısı, dağınık hâldeki hüküm bilgisini bir usule bağlamasıdır. Kitap ve sünnet esastır; sahabe görüşleri gözetilir; bunlarda açık hüküm bulunmayan meselelerde kıyas devreye girer. Kıyasın sertleştiği, insanı zorlayan bir sonuca götürdüğü yerde ise istihsan denilen ölçüyle daha uygun çözüme geçilir. Örf ve insanların yerleşik teamülleri de dikkate alınır.

Bu yaklaşımın en dikkat çekici tarafı, henüz ortaya çıkmamış meseleleri de tartışmasıdır. "Farazî fıkıh" denen bu yöntem, mahkemeye gelmemiş bir olayı önceden ele alıp çözümünü aramaktır. Bugün hukukçuların "senaryo çalışması" dediği şeyin erken bir örneğidir ve fıkhın yeni durumlar karşısında hazırlıklı olmasını sağlamıştır.

Tek başına değil, meclisle

Ebû Hanîfe'nin ders halkası, bir hocanın konuşup öğrencilerin yazdığı bir sınıf değildi. Mesele ortaya konur, talebeler görüşlerini söyler, itirazlar tartışılır, günlerce süren müzakerelerden sonra ortak bir sonuca varılırdı. Kaynaklar, bu meclise katılan seçkin talebe sayısının kırkı aştığını bildirir.

Aralarında Ebû Yûsuf, İmam Muhammed eş-Şeybânî, Züfer bin Hüzeyl ve Hasan bin Ziyâd gibi isimler vardı. Hanefî mezhebinin kitaplaşması büyük ölçüde bu talebeler eliyle oldu; Ebû Yûsuf, Abbâsî döneminde başkadılık makamına gelerek mezhebin geniş bir coğrafyaya yayılmasına da vesile oldu.

İmamın kendi görüşüne bakışı da bu ortak akıl anlayışına uygundur. Talebelerine, "Bu benim ulaşabildiğim görüştür; daha güzelini bulan onu alsın" mealinde sözler söylediği nakledilir. Nitekim Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed pek çok meselede hocalarından farklı düşünmüş, bu görüşler de mezhep içinde kayıt altına alınmıştır.

Reddedilen makam

Ebû Hanîfe'nin hayatındaki en bilinen bölüm, kendisine yapılan resmî görev tekliflerini kabul etmeyişidir. Önce Emevîlerin Irak valisi İbn Hübeyre, ardından Abbâsî halifesi Ebû Ca'fer el-Mansûr ona yargı görevi teklif etti. Her ikisini de reddetti.

Kaynaklar, bu reddediş yüzünden hapse atıldığını ve dayak yediğini bildirir. Hicrî 150 (miladî 767) yılında Bağdat'ta vefat etti; vefatının hapisteyken ya da hapisten çıktıktan kısa süre sonra gerçekleştiği konusunda rivayetler farklılık gösterir. Cenazesine katılan kalabalığın çokluğu sebebiyle namazın birkaç defa kılındığı nakledilir.

Bu tavrın sebebi makam düşmanlığı değildi. Devlet eliyle verilen bir yargı görevinin, ilmin bağımsızlığını zedeleyebileceğini düşünüyordu. Nitekim aynı gelenekten gelen talebesi Ebû Yûsuf başkadılığı kabul etti ve bunu bir hizmet olarak sürdürdü. İkisinin de tercihi meşrudur; aradaki fark, aynı sorunun iki farklı cevabıdır.

Kur'an ve sünnetteki dayanak

Bilene sormak, İslam'ın açık bir emridir:

فَاسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ إِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

"Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorun." (Nahl, 43)

Mezheplerin ortaya çıkışı da bu emrin tabii bir sonucudur. Herkesin her meselede delilleri tek tek inceleyecek donanımı yoktur; bu yüzden bir usul üzere yürüyen âlimlerin birikimine başvurulur.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de dinde derinleşmeyi bir hayır alameti saymıştır:

"Allah kimin hakkında hayır dilerse, onu dinde fakih (anlayışlı) kılar." (Buhârî, İlim 10; Müslim, Zekât 100)

Ona nispet edilen eserler

Ebû Hanîfe'nin kendi eliyle yazdığı hacimli bir fıkıh kitabı bize ulaşmamıştır; görüşleri talebeleri aracılığıyla kayda geçmiştir. İtikad alanındaki el-Fıkhu'l-ekber ise ona nispet edilir. Fıkhî birikimi ise İmam Muhammed'in "zâhirü'r-rivâye" olarak bilinen eserlerinde toplanmış, sonraki asırlarda bu metinler üzerine yüzlerce şerh yazılmıştır.

Bu tarihten bugüne kalan ders

Ebû Hanîfe'nin bıraktığı ilk ders, ilmin tek kişiye değil bir usule dayanmasıdır. Görüşünü mutlaklaştırmadı, tartışmaya açtı, talebesinin itirazını kaydetti. Bugün mezhep taassubu adına yapılan katılıkların, mezhebi kuran imamın kendi tavrına uymadığını görmek şaşırtıcıdır.

İkinci ders, ilim ile geçim arasındaki ilişkiyle ilgili. Kimseden maaş almadı; kumaşını sattı, kazancıyla hem ailesine hem talebelerine baktı. İlmini geçim kapısı yapmayınca söyleyeceği sözü de kimseye ayarlamak zorunda kalmadı.

Üçüncüsü ise ihtilafa bakışla ilgili. İslam ilim geleneğinde görüş ayrılığı bir kriz değil, bir zenginlik sayılmıştır. Farklı düşünen âlimlerin birbirini reddetmeden yürüyebilmesi, bu geleneğin en sağlam yanıdır. Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey de belki tam olarak budur.

Sıkça Sorulan Sorular

İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe kimdir?

Asıl adı Nu'mân bin Sâbit'tir. Hicrî 80 yılında Kûfe'de doğmuş, 150 yılında Bağdat'ta vefat etmiştir. Hanefî mezhebinin imamıdır ve İslam hukukunu sistemli bir usule kavuşturmasıyla tanınır.

"İmâm-ı Âzam" ne demektir?

"En büyük imam" anlamına gelen bir saygı unvanıdır. Kendisine sonraki nesiller tarafından, fıkıh ilmindeki öncü konumu sebebiyle verilmiştir.

Hanefî mezhebi nasıl doğdu?

Ebû Hanîfe'nin ders halkasında meseleler talebeleriyle birlikte tartışılıp karara bağlanır, bu sonuçlar kayda geçerdi. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed başta olmak üzere talebeleri bu birikimi kitaplaştırınca mezhep bugünkü şeklini almıştır.

Ebû Hanîfe neden kadılık teklifini reddetti?

Kaynaklar, devlet eliyle verilen yargı görevinin ilmî bağımsızlığını zedeleyeceğini düşündüğünü aktarır. Bu reddediş sebebiyle hapse atıldığı ve eziyet gördüğü nakledilir.

Mezhebe uymak zorunlu mu?

Fıkıh kaynaklarına göre her mü'min, delilleri tek başına değerlendirecek donanıma sahip değildir; bu sebeple bir âlimin usulüne uymak meşru ve yaygın bir yoldur. Dört mezhep de Ehl-i Sünnet çizgisi içinde kabul edilir; birini tercih etmek diğerlerini reddetmek anlamına gelmez.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar