Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

İmam Rabbânî (rh.a.): Mektuplarla Bir Çağı Doğrultan Âlim

İmam Rabbânî (1564–1624), Hindistan'ın Serhend şehrinde yaşamış bir âlim ve mutasavvıftır. Asıl adı Ahmed'dir; Hz. Ömer'in (r.a.) soyundan geldiği için "Fârûkî" diye anılır. Sarayın gücüne değil, kaleme güvenerek yazdığı mektuplarla bir neslin yönünü değiştirmiş; tasavvufun şeriat ve sünnetten ayrı düşünülemeyeceğini ömrü boyunca savunmuştur.

On altıncı yüzyılın sonlarında Hindistan, dinî bakımdan tuhaf bir dönemden geçiyordu. Devletin başındaki hükümdar, ülkedeki farklı inançları birbirine yaklaştırmak amacıyla dinleri harmanlayan yeni bir anlayış ortaya koymuş; sarayda İslam'ın temel hükümleri açıkça tartışmaya açılmıştı. Bazı âlimler susmayı, bazıları da bu havaya ayak uydurmayı tercih etti. Serhend'de yaşayan orta yaşlı bir âlim ise başka bir yol seçti: yazmaya başladı.

Serhend'de bir çocukluk

971 (1564) yılında Pencap bölgesindeki Serhend'de dünyaya geldi. Babası Abdülehad, hem ilimle hem tasavvufla meşgul olan, çevresinde saygı gören bir zattı. İlk hocası da odur. Kur'an'ı küçük yaşta ezberledi, Arapçayı babasının dizinin dibinde öğrendi.

Gençliğinde Siyalkot'a giderek dönemin tanınmış hocalarından akaid, mantık ve hadis okudu. Zekâsı erken fark edildi; henüz genç yaşta ders vermeye ve eser yazmaya başladı. Bir süre Agra'ya, yani devrin siyasî ve entelektüel merkezine gitti. Orada saray çevresindeki edip ve düşünürlerle tanıştı, tartıştı — ama o havanın kendisini bulandırdığını hissedince geri çekildi. Bu geri çekiliş, hayatının en belirleyici kararlarından biri oldu.

Bir görüşme, bir dönüş

1599 yılında, hac niyetiyle çıktığı bir yolculuk sırasında Delhi'ye uğradı. Orada Nakşibendî şeyhi Muhammed Bâkî-Billâh ile tanıştı. Kaynaklar, bu görüşmenin planlanmamış olduğunu ve birkaç gün sürmesi beklenirken aylara uzandığını aktarır. Kısa süre sonra hocası ona icâzet verdi ve irşad için Serhend'e gönderdi.

Bundan sonrası, tasavvuf tarihinde alışılmadık bir tabloya dönüşür: medresede ders veren bir fakih ile tekkede yol gösteren bir mürşid aynı kişide birleşir. İmam Rabbânî bu birleşmeyi bir istisna değil, aslın kendisi sayıyordu. Ona göre şeriattan kopmuş bir tasavvuf, kökünden ayrılmış bir dal gibidir; bir süre yeşil kalır ama meyve vermez.

Mektûbât: kâğıda dökülen ıslah

Bugün adını en çok duyuran eseri Mektûbât'tır. Üç cilt hâlinde derlenen ve beş yüzü aşkın mektuptan oluşan bu külliyat, talebelerine, devlet adamlarına, komutanlara ve dostlarına yazılmış gerçek mektuplardan meydana gelir. İçinde akaid meseleleri, tasavvufî hâller, fıkhî uyarılar, siyasî nasihatler yan yana durur.

Mektupların ortak damarı şudur: Peygamber'e (s.a.s.) uymayan hiçbir hâl, ne kadar parlak görünürse görünsün, makbul değildir. Bu ölçüyü Kur'an'dan alır:

قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ

"De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın." (Âl-i İmrân, 31)

Bu ayet, onun bütün düşüncesinin özeti gibidir. Allah sevgisi bir duygu patlaması değil, bir tâbi oluş biçimidir. Sevgiyi ölçen terazi, gözyaşı değil ittibâdır.

"Müceddid" denilmesinin sebebi

Kendisine sonraki nesillerce verilen müceddid-i elf-i sânî (ikinci bin yılın yenileyicisi) unvanı, bir hadisten ilham alır:

"Allah, her yüzyılın başında bu ümmete dinini yenileyecek birini gönderir."
(Ebû Dâvûd, Melâhim 1 — hasen)

Burada "yenileme" kelimesini yanlış anlamamak gerekir. Hadisin ifade ettiği tecdid, dine yeni bir şey eklemek değil; üstünü örten tozu silmek, aslî hâlini yeniden görünür kılmaktır. İmam Rabbânî'nin yaptığı da tam olarak buydu. Nitekim kendisi, dine sonradan katılan şeyler konusunda son derece hassastı ve şu hadisi sık sık hatırlatırdı:

"Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa, o reddedilir."
(Buhârî, Sulh 5; Müslim, Akdiye 17)

Bir yıl hapis

Fikirleri herkesi memnun etmedi. Mektupları elden ele dolaşıp saray çevresine ulaşınca rahatsızlık başladı. Kaynaklar, dönemin hükümdarı Cihangir'in huzuruna çağrıldığını ve saray protokolünde âdet hâline gelmiş, secdeye benzeyen selamlama şeklini yerine getirmediği için tepki çektiğini aktarır. Rakiplerinin şikâyetleri de eklenince Gwalior Kalesi'nde bir süre — bir yıla yakın — hapsedildi.

Rivayete göre bu esaret onu susturmadı; hapishanede de irşadına devam etti ve serbest bırakıldıktan sonra saygı gördü. Bu ayrıntıların bir kısmı ona bağlı olanların yazdığı geç kaynaklara dayanır; dolayısıyla ihtiyatla aktarmak doğru olur. Fakat hapsedildiği ve sonradan itibarının iade edildiği, tarihçilerin üzerinde durduğu bir gerçektir.

Kerâmet değil, istikamet

Onun hakkında anlatılan olağanüstü hâller yok değildir. Ancak İmam Rabbânî'yi anlatırken bunların üzerinde durmak, aslında ona en ters düşen yaklaşımdır. Çünkü kendisi mektuplarında defalarca uyarır: kerâmet bir hedef değildir, hatta bazen yolun kenarında dikkat dağıtan bir süstür. Asıl olan istikamet, yani doğrulukta sebat etmektir. "Bin kerâmet, bir sünnete uymanın yerini tutmaz" anlayışı onun çizgisini özetler.

Bu tavır, günümüzde de anlamlıdır. Bir insanı büyük yapan şey gösterdiği harikalar değil, kimsenin görmediği yerde bile aynı kalabilmesidir.

Vefatı

1034 yılının Safer ayında (Kasım 1624) Serhend'de vefat etti. Kabri oradadır ve asırlardır ziyaret edilir. Ardında bıraktığı Mektûbât, Hindistan'dan Anadolu'ya, Orta Asya'dan Balkanlar'a kadar geniş bir coğrafyada okundu; Osmanlı ilim çevrelerinde de Türkçeye ve Arapçaya çevrilerek yaygınlaştı.

Burada bir hatırlatma yerinde olur: kabir ziyareti, ölene dua etmek ve ölümü hatırlamak için yapılır. Kabirden bir şey istemek, oradan medet ummak dinen doğru değildir. İmam Rabbânî'nin bizzat mücadele ettiği yanlışlardan biri de tam olarak budur.

Bu kıssadan çıkan ders

İmam Rabbânî bir ordunun başında değildi. Elinde bir kaleme, bir divitten fazlası yoktu. Ama doğru bildiği şeyi, kimsenin duymak istemediği bir zamanda, ısrarla ve edepli bir dille söyledi. Yıllar sonra o mektuplar, sarayın kararlarından daha uzun ömürlü çıktı.

Bugün bize kalan ders şudur: Hakikati söylemek için güçlü olmak gerekmiyor; sabırlı olmak yetiyor. Ve bir ikincisi: manevî hayatın ölçüsü hissettiklerimiz değil, Peygamber'in (s.a.s.) yoluna ne kadar uyduğumuzdur. Ne kadar coşkulu olursak olalım, terazi hep oradadır.

Sıkça Sorulan Sorular

İmam Rabbânî kimdir, ne zaman yaşamıştır?

Asıl adı Ahmed olan İmam Rabbânî, 1564 yılında Hindistan'ın Serhend şehrinde doğmuş, 1624'te yine orada vefat etmiştir. Hem fıkıh ve hadis alanında âlim hem de Nakşibendî yolunda bir mürşid olarak tanınır.

Mektûbât nedir, neden önemlidir?

Mektûbât, İmam Rabbânî'nin talebelerine ve devlet adamlarına yazdığı beş yüzü aşkın mektuptan oluşan üç ciltlik eseridir. Akaid, fıkıh ve tasavvufu bir arada işlemesi ve tasavvufu şeriat ölçüsüne bağlaması yönüyle önemli görülür.

"Müceddid-i elf-i sânî" ne demektir?

"İkinci bin yılın yenileyicisi" anlamına gelir. Bu unvan ona sonraki nesillerce verilmiştir. Buradaki yenileme, dine yeni bir şey eklemek değil; unutulmuş veya bulanmış aslî hükümleri yeniden hatırlatmak demektir.

İmam Rabbânî neden hapsedildi?

Kaynaklar, dönemin hükümdarının huzurunda saray âdeti hâline gelmiş secde benzeri selamlamayı yerine getirmemesi ve rakiplerinin şikâyetleri sebebiyle Gwalior Kalesi'nde yaklaşık bir yıl tutulduğunu aktarır. Serbest bırakıldıktan sonra itibarı iade edilmiştir.

Onun en çok vurguladığı ilke neydi?

Sünnete bağlılık. Tasavvufun şeriattan bağımsız düşünülemeyeceğini, ne kadar yüksek görünürse görünsün Peygamber'in (s.a.s.) yoluna uymayan hiçbir hâlin makbul olmadığını savunmuştur.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar