Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Osmanlı Serisi 6/24 — İstanbul'un Fethi (1453): Hazırlık, Kuşatma ve Fetih Hukuku

İstanbul, 6 Nisan 1453'te başlayan ve 54 gün süren bir kuşatmanın ardından 29 Mayıs 1453 Salı günü fethedildi. Fethi mümkün kılan şey yalnız topların gücü değil; iki yıl önce başlayan boğaz kontrolü, donanmanın Haliç'e sokulması ve genç bir hükümdarın kararlılığıydı. Fetihten sonra şehirde kalan gayrimüslim toplulukların can, mal ve ibadet güvenliği yazılı ahidnâmelerle güvence altına alındı.

Bir önceki bölümde, Ankara Savaşı'ndan sonra dağılma noktasına gelen devletin Çelebi Mehmed ve II. Murad eliyle nasıl yeniden toparlandığını anlatmıştık. 1451 Şubat'ında II. Murad vefat ettiğinde geride, on dokuz yaşında ve daha önce kısa bir tahtta kalma tecrübesi bulunan bir oğul bırakıyordu. Avrupa'daki hükümdarlar bu genç adamı ciddiye almadı. Bu, yüzyılın en pahalıya mal olan yanılgılarından biri oldu.

İki yıllık sessiz hazırlık

II. Mehmed tahta oturur oturmaz Anadolu'daki sorunları çözdü, Balkanlar'da mütareke sağladı ve dikkatini tek noktaya çevirdi. Şehri almak için önce şehre giden yolu kesmesi gerekiyordu.

1452 baharında Boğaz'ın Rumeli yakasında, dedesi Yıldırım Bayezid'in yaptırdığı Anadolu Hisarı'nın tam karşısında yeni bir kale inşasına girişti. Rumeli Hisarı — devrin kayıtlarındaki adıyla Boğazkesen — dört ay gibi şaşırtıcı bir sürede tamamlandı. Artık Karadeniz'den gelecek her gemi, Osmanlı toplarının menzilinden geçmek zorundaydı. Şehrin kuzey damarı kesilmişti.

İkinci hazırlık top döküm işiydi. Kaynaklar, Macar ya da Erdel kökenli olduğu belirtilen Urban adlı bir top ustasının önce Bizans'a başvurduğunu, orada karşılık göremeyince Edirne'ye geçtiğini aktarır. Edirne'de dökülen büyük toplar, o güne kadar aşılmaz sayılan Theodosius surlarına karşı tasarlanmıştı. Bu topların boyutu ve etkisi hakkında dönem kaynakları abartılı rakamlar verir; kesin olan, surlarda daha önce görülmemiş ölçekte gedikler açabilmiş olmalarıdır.

6 Nisan: kuşatma başlıyor

Ordu 6 Nisan 1453'te surların önüne yerleşti. Karşı tarafta İmparator XI. Konstantin, elindeki sınırlı kuvvetle savunmayı örgütlüyordu. Şehri savunanların sayısı hakkında kaynaklar yedi ile on bin arasında rakamlar verir; içlerinde Cenevizli komutan Giovanni Giustiniani Longo'nun getirdiği tecrübeli birlikler de vardı. Osmanlı ordusunun mevcudu ise kaynaklarda çok farklı biçimlerde aktarılır ve bu rakamlar ihtiyatla karşılanmalıdır.

İlk haftalar beklendiği gibi gitmedi. Surlar gündüz dövülüyor, geceleri onarılıyordu. 20 Nisan'da Haliç açıklarında yaşanan bir deniz çarpışmasında, şehre yardım getiren gemilerin Osmanlı donanmasını aşarak limana girmesi orduda ciddi bir moral kaybına yol açtı.

Gemilerin karadan yürütülmesi

Haliç'in girişi kalın bir zincirle kapatılmıştı; donanma içeri giremiyordu. 21-22 Nisan gecesi uygulanan çözüm, askerî tarihin en çok konuşulan hamlelerinden biri hâline geldi: gemiler Tophane tarafından karaya çekilip, yağlanmış kızaklar üzerinde tepeyi aşırılarak Kasımpaşa civarında yeniden denize indirildi.

Sabah olduğunda Haliç'te Osmanlı gemileri vardı. Bu hamlenin asıl etkisi verdiği zayiat değil, savunmayı zorunlu olarak bölmesiydi. Zaten yetersiz olan savunmacılar, bir de Haliç surlarına asker ayırmak zorunda kaldı.

29 Mayıs

Mayıs sonuna gelindiğinde her iki taraf da yorulmuştu. Osmanlı karargâhında kuşatmanın kaldırılmasını savunanlar vardı; Sultan Mehmed son bir genel taarruz kararı aldı. Kaynaklara göre bundan önce şehre teslim çağrısı yapıldı, kabul edilmedi.

Hücum 29 Mayıs 1453 Salı sabahına karşı başladı. Giustiniani'nin ağır yaralanıp cepheyi terk etmesi savunmada büyük bir sarsıntı yarattı. Surlardaki bir gedikten ve kuzeydeki Kerkoporta kapısından girilmesiyle direniş çözüldü. İmparator XI. Konstantin çarpışma sırasında hayatını kaybetti; naaşı kesin olarak teşhis edilemedi.

Burada meşhur bir sahneye değinmek gerekir. Surlara ilk sancağı diken asker olarak anlatılan Ulubatlı Hasan hikâyesi, erken dönem Osmanlı kroniklerinde bu şekilde yer almaz; sonraki yüzyıllarda yaygınlaşmış bir anlatıdır. Bu yüzden "rivayet edilir ki" diyerek aktarmak, tarihe daha sadık bir tutumdur. Fethin kahramanlığı, tek bir isme dayandırmaya zaten ihtiyaç duymayacak kadar geniştir.

Fetihten sonra: asıl imtihan

Şehir teslim çağrısını reddettiği için savaşla (anveten) alınmıştı; dönemin harp hukukunda bu, üç günlük ganimet hakkını doğuruyordu. Kaynaklar bu günlerde yaşanan yağmadan söz eder, kapsamı konusunda ise farklı bilgiler verir. Sultan Mehmed kısa süre içinde şehre girdi ve düzeni sağladı.

Asıl belirleyici olan bundan sonrasıdır. Fatih;

  • Galata'daki Cenevizlilere 1 Haziran 1453 tarihli bir ahidnâme verdi. Belgede canlarının, mallarının, kiliselerinin ve ticaret serbestliklerinin korunacağı açıkça yazılıydı. Bu vesika günümüze ulaşmıştır.
  • Ortodoks Patrikliği'ni yeniden kurdurdu; 1454 başında Gennadios Scholarios patrik olarak atandı ve cemaatinin dinî işlerinde yetkili kılındı.
  • Ermeni ve Yahudi topluluklarına da benzer güvenceler tanıdı; sonraki asırlarda "millet sistemi" diye anılacak yapının temeli burada atıldı.
  • Boşalan şehri yeniden şenlendirmek için Anadolu ve Rumeli'den nüfus nakletti, çarşılar, vakıflar ve camiler kurdurdu.

Ayasofya camiye çevrildi ve fethin ardından ilk cuma namazı 1 Haziran 1453'te orada kılındı.

Fethin dinî çerçevesi

Osmanlı kaynakları fethi, hadis kitaplarında yer alan şu rivayetle birlikte anar: "Konstantiniyye elbette fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır, o ordu ne güzel ordudur!" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335; Buhârî, et-Târîhu'l-kebîr). Muhaddislerin bir kısmı bu rivayeti hasen, hatta sahih kabul etmiş; bir kısmı isnadı üzerinde durmuştur. Dolayısıyla onu kesin bir delil gibi değil, kaynaklarda yer alan ve ihtilaf edilen bir müjde olarak zikretmek daha doğrudur.

Fethin ardından okunacak asıl metin ise şu suredir:

إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ ۞ وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا ۞ فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا

"Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde, insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir." (Nasr, 1-3)

Dikkat çekici olan şu: Kur'an zafer anında övünmeyi değil, tesbih ve istiğfarı emrediyor. Fetih, sahibine bir gurur değil bir sorumluluk yüklüyor.

O sorumluluğun en somut ölçüsü ise şu hadiste görülür:

"Kim antlaşmalı bir gayrimüslimi haksız yere öldürürse cennetin kokusunu alamaz; hâlbuki onun kokusu kırk yıllık mesafeden duyulur."
(Buhârî, Cizye 5)

Verilen ahidnâmeler, işte bu ölçünün kâğıda dökülmüş hâlidir. Bir şehri almak güçle olur; onu yönetmek ise verilen sözü tutmakla.

Bu tarihten bugüne kalan ders

1453, çoğu zaman topların ve surların hikâyesi olarak anlatılır. Oysa dikkatle bakılınca ortaya çıkan tablo daha sade: iki yıl boyunca sabırla hazırlanmak, herkesin imkânsız dediği yerde bir yol aramak ve kazandıktan sonra kazandığını hoyratça harcamamak.

Zaferi kalıcı kılan şey 29 Mayıs sabahı değil, 1 Haziran'da verilen sözdü. Bir başarıyı ayakta tutan da genellikle o başarının kendisi değil, ardından takınılan tavırdır.

Serinin bir sonraki bölümünde, fethin ardından kurulan düzeni — Fâtih'in kanunnâmesini, Sahn-ı Semân medreselerini ve tartışmalı "kardeş katli" meselesini — ele alacağız.

Sıkça Sorulan Sorular

İstanbul ne zaman ve kaç günde fethedildi?

Kuşatma 6 Nisan 1453'te başladı ve 29 Mayıs 1453 Salı günü fetihle sonuçlandı; toplam 54 gün sürdü. Fetih sırasında II. Mehmed yirmi bir yaşındaydı.

Gemiler gerçekten karadan mı yürütüldü?

Evet. Haliç'in girişi zincirle kapatıldığı için 21-22 Nisan gecesi gemiler kızaklar üzerinde karadan Haliç'e indirildi. Bu olay hem Osmanlı hem de Bizans kaynaklarında yer alır.

Ulubatlı Hasan gerçek bir kişi midir?

Surlara ilk sancağı diken asker olarak anlatılan bu hikâye erken dönem Osmanlı kroniklerinde bu şekilde geçmez; sonraki yüzyıllarda yaygınlaşmıştır. Tarihçiler bu sebeple olayı kesin bir vaka değil, bir rivayet olarak değerlendirir.

Fetihten sonra gayrimüslimlere ne oldu?

Galata'daki Cenevizlilere 1 Haziran 1453'te can, mal, kilise ve ticaret güvencesi veren bir ahidnâme verildi. Ortodoks Patrikliği yeniden kuruldu; Ermeni ve Yahudi cemaatlerine de kendi dinî işlerinde serbestlik tanındı.

"Konstantiniyye fethedilecektir" hadisi sahih midir?

Bu rivayet Ahmed b. Hanbel'in Müsned'i başta olmak üzere kaynaklarda yer alır. Muhaddislerin bir kısmı hasen veya sahih kabul etmiş, bir kısmı isnadını tartışmıştır. Bu sebeple kesin bir hüküm kaynağı gibi değil, kaynaklarda geçen ve üzerinde ihtilaf bulunan bir müjde olarak aktarmak uygun olur.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar