Osmanlı Tarihi Serisi 10: Kanûnî Sultan Süleyman, Kanun ve Ebussuud Efendi
Kanûnî Sultan Süleyman (1520-1566), Osmanlı tahtında en uzun süre kalan padişahtır. Kırk altı yılda Belgrad'dan Bağdat'a, Rodos'tan Cezayir'e uzanan bir hâkimiyet kurdu. Fakat "Kanûnî" lakabı seferlerinden değil, örfî hukuku fıkhî ölçülerle uyumlu hâle getirme çabasından gelir. Bu çabanın mimarı Şeyhülislam Ebussuud Efendi'dir.
Batı kaynakları ona "Muhteşem" der, biz "Kanûnî" deriz. İki lakap arasındaki fark, aslında bir bakış farkıdır: biri sarayın görkemini, diğeri düzenin kendisini öne çıkarır. Dönemi anlamak için ikincisinden başlamak daha doğru olur.
Seferler: Batıda ve doğuda
Süleyman tahta çıktığı yıl babasından hazırlanmış bir ordu ve doldurulmuş bir hazine devraldı. İlk hamlesi, daha önce alınamayan iki hedefe yöneldi: Belgrad (1521) ve Rodos (1522). Rodos'un alınması, Doğu Akdeniz'deki deniz ulaşımını rahatlattı.
29 Ağustos 1526'daki Mohaç Savaşı, Macaristan'ın kaderini değiştirdi. Kaynakların aktardığına göre muharebe iki saat kadar sürdü; Macar ordusu dağıldı, kral savaş alanında hayatını kaybetti. Bundan sonra Macaristan uzun yıllar Osmanlı ile Habsburglar arasında bir mücadele sahası olarak kaldı. 1529'daki I. Viyana Kuşatması ise başarısız oldu. Sebepleri açıktır: geç kalınmış bir sefer mevsimi, ağır yağışlar ve ağır topların yolda bırakılmak zorunda kalınması. Osmanlı, sınırlarının menzilini bu kuşatmada görmüş oldu.
Doğuda Irakeyn Seferi (1534-1535) ile Tebriz ve Bağdat alındı; Safevîlerle 1555'te imzalanan Amasya Antlaşması, iki devlet arasındaki ilk resmî barış metni oldu. Denizde ise Barbaros Hayreddin Paşa'nın 1538'deki Preveze zaferi, Akdeniz'de Osmanlı üstünlüğünü uzun süre sürdürecek bir dönüm noktasıydı.
Padişah, son seferine yetmiş yaşını geçmiş ve hasta hâlde çıktı. 1566'da Zigetvar kuşatması sürerken otağında vefat etti. Vezîriâzam Sokullu Mehmed Paşa, ordunun dağılmaması için ölümü kalenin düşüşüne kadar gizli tuttu.
"Kanûnî" lakabı nereden geliyor?
Osmanlı hukuk düzeni iki kaynaktan beslenirdi: şer'î hukuk (ibadet, aile, miras, ceza gibi alanlarda fıkıh) ve örfî hukuk (vergi, arazi, teşkilat gibi alanlarda padişahın kanunnâmeleri). Zaman içinde bu iki alan arasında sürtünme oluşmuştu; özellikle toprak rejimi ve vergi uygulamaları, fıkhî kavramlarla tam örtüşmüyordu.
Süleyman dönemindeki asıl iş, bu iki alanı birbiriyle uyumlu hâle getirmekti. Kanunnâmeler derlendi, taşra için ayrı ayrı düzenlemeler yapıldı, uygulamadaki çelişkiler ayıklandı. Bu yüzden lakap "yeni kanun koyan" değil, daha çok "kanunu düzene sokan" anlamındadır.
İşin fıkhî tarafını yürüten isim, yirmi dokuz yıl şeyhülislamlık yapan Ebussuud Efendi'dir. Onun en bilinen katkısı, mîrî arazi rejimini fıkhî bir çerçeveye oturtmasıdır: toprağın rakabesi (çıplak mülkiyeti) devlette kalır, kullanım hakkı çiftçiye verilir. Böylece hem hazine düzeni korunmuş hem de mülkiyetle ilgili fıkhî kaideler zorlanmamış oldu. Ebussuud Efendi ayrıca binlerce fetvasıyla, günlük hayatın meselelerine sade ve anlaşılır cevaplar veren bir gelenek bıraktı.
Kanunun ölçüsü ise her zaman aynı ayete bağlanır:
اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَا۪يتَٓائِ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ
"Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara vermeyi emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar." (Nahl, 90)
Efendimiz (s.a.s.) de kıyamet gününde Arş'ın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıfı sayarken ilk sıraya âdil devlet başkanını koymuştur (Buhârî, Ezan 36; Müslim, Zekât 91). Osmanlı idare geleneğinde adaletin bir siyaset tercihi değil, dinî bir yükümlülük sayılmasının arkasında bu ölçü vardır.
Süleymaniye ve dönemin imarı
1550-1557 yılları arasında Mimar Sinan tarafından inşa edilen Süleymaniye Külliyesi, sadece bir cami değildi: medreseler, darüşşifa, imaret, hamam, kütüphane ve sıbyan mektebiyle bir şehir düzeniydi. Külliye mantığı, ibadet ile hayatın iç içe kurulduğu bir anlayışı yansıtır. Cami merkezdedir ama çevresinde hasta bakılır, öğrenci okur, yoksul doyurulur.
Dönemin imar faaliyeti başkentle sınırlı kalmadı. Kudüs surlarının onarımı, Mekke ve Medine'ye yapılan su yolları ve vakıflar, Haremeyn'e yönelik hizmetlerin sürekliliğini gösterir. Bu hizmetlerin çoğu vakıf yoluyla finanse edildi; yani devlet bütçesinden çok, bağışlanan mülklerin geliriyle yürütüldü.
Dönemin gölgeli tarafı: Şehzade meselesi
Bu uzun saltanatın en ağır sayfası, hanedan içi mücadeledir. 1553'te Şehzade Mustafa'nın, 1561'de Şehzade Bayezid'in öldürülmesi, dönemin en çok tartışılan olaylarıdır. Kaynaklar bu kararların arkasındaki saray içi rekabeti, ihbarları ve isyan iddialarını farklı biçimlerde aktarır; kesin bir tablo çizmek zordur.
Burada seri boyunca izlediğimiz ölçüyü tekrarlamak gerekir: böyle bir olay ne "devletin bekası" denilerek meşrulaştırılabilir ne de bütün bir dönemi karalamak için kullanılabilir. Şehzade Mustafa'nın ölümüne halkın ve şairlerin gösterdiği tepki, dönemin insanlarının da bunu kolayca kabullenmediğini gösterir. Taşlıcalı Yahyâ Bey'in bu ölüm üzerine yazdığı mersiye, sarayın hoşuna gitmemesine rağmen dilden dile dolaşmıştır.
Bu tarihten bugüne kalan ders
Kanûnî dönemi, bir devletin zirvesinin neyle ölçüldüğü sorusunu sorar. Sınırlar en genişken bile, o dönemi kalıcı kılan şey haritalar değil; kanunun düzene sokulması, vakıf sisteminin işlemesi ve taş üstüne taş koyan bir imar anlayışı olmuştur. Fetihler zamanla el değiştirdi, Süleymaniye hâlâ ayakta.
İkinci ders daha kişiseldir. Kendisine nispet edilen meşhur beyitte şöyle der: "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi." Dünyanın en güçlü hükümdarlarından birinin, bütün bir ömrün sonunda vardığı yer bir nefeslik sağlığın kıymetidir. Adaletin de, düzenin de, imarın da anlamı buradan başlar: insan ne kadar büyük iş yaparsa yapsın, kul olduğunu unutmadığı sürece o iş kıymetlidir.
Serinin bir sonraki gününde, bu zirvenin ardından gelen medeniyet birikimini konuşacağız: Mimar Sinan, vakıf düzeni, medreseler ve Osmanlı denizciliği.
Sıkça Sorulan Sorular
Kanûnî Sultan Süleyman'a neden "Kanûnî" denir?
Yeni bir hukuk sistemi kurduğu için değil, mevcut örfî kanunnâmeleri derleyip fıkhî ölçülerle uyumlu hâle getirdiği için bu lakapla anılır. Bu çalışmanın fıkhî tarafını büyük ölçüde Şeyhülislam Ebussuud Efendi yürütmüştür.
Mohaç Savaşı ne zaman yapıldı ve sonucu ne oldu?
29 Ağustos 1526'da Macaristan'da yapıldı. Kaynaklara göre kısa süren muharebede Macar ordusu dağıldı ve kral hayatını kaybetti. Bu savaşla Macaristan uzun yıllar sürecek bir Osmanlı-Habsburg mücadelesinin alanı hâline geldi.
Ebussuud Efendi kimdir?
Kanûnî döneminin uzun süre görev yapmış şeyhülislamıdır. Örfî kanunlarla fıkhî hükümleri uzlaştıran düzenlemeleriyle ve özellikle mîrî arazi rejimine getirdiği fıkhî çerçeveyle tanınır. Binlerce fetvası, günlük hayatın meselelerine sade cevaplar veren bir gelenek bırakmıştır.
Viyana neden alınamadı?
1529'daki kuşatma, sefer mevsiminin geç kalması, şiddetli yağışlar ve ağır kuşatma toplarının yolda bırakılmak zorunda kalınması sebebiyle sonuçsuz kaldı. Kuşatma, Osmanlı ordusunun lojistik menzilinin sınırını göstermesi bakımından önemlidir.
Süleymaniye Külliyesi neden önemlidir?
Mimar Sinan'ın 1550-1557 arasında inşa ettiği bu yapı yalnızca bir cami değil; medrese, darüşşifa, imaret, kütüphane ve mektepten oluşan bütün bir şehir düzenidir. Osmanlı'nın ibadetle günlük hayatı iç içe kuran külliye anlayışının en olgun örneklerindendir.
