Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Osmanlı Serisi 56/60: Kudüs'ün Kaybı (1917) ve Filistin Cephesi

Kudüs, 9 Aralık 1917'de tek kurşun atılmadan teslim edildi. Süveyş Kanalı'na yapılan iki başarısız harekât, Gazze önünde kazanılan iki savunma ve üçüncüsünde gelen kırılma bu sonuca giden yolu döşedi. Aynı yılın kasım ayında yayımlanan Balfour Deklarasyonu bambaşka bir dönemi başlattı; 1517'de başlayan dört asırlık Osmanlı idaresi ise böylece sona erdi.

Bir şehir bazen top sesiyle değil, sessizlikle el değiştirir. Aralık 1917'nin o çamurlu sabahında Kudüs'te olan buydu: Osmanlı birlikleri gece boyunca kuzeye çekilmiş, şehirde askerî bir hedef bırakılmamıştı.

Çölde açılan cephe

Osmanlı Devleti savaşa girdiğinde Sina yarımadası ile Süveyş Kanalı arasındaki hat, İngiltere'nin Hindistan yolunu doğrudan kesen bir noktaydı. Şam merkezli 4. Ordu, Ocak-Şubat 1915'te kanala uzanan ilk harekâtı düzenledi. Susuz çölü aşan birlikler karşı kıyıya birkaç bot geçirebildi; ama baskın unsuru kaybolunca harekât geri çekilişle bitti.

İkinci deneme Ağustos 1916'da Romani'de yapıldı ve daha ağır bir kayıpla sonuçlandı. Bundan sonra inisiyatif tamamen karşı tarafa geçti. İngiliz kuvvetleri Sina'yı geçerken arkalarından su boru hattı ve demiryolu döşediler; yani çölü aşmakla kalmayıp onu kalıcı bir ikmal koridoruna çevirdiler. Osmanlı tarafının bu ölçekte lojistik imkânı yoktu.

Gazze: iki savunma, üçüncüde kırılma

Filistin'in kapısı Gazze'ydi. Mart 1917'deki birinci ve Nisan 1917'deki ikinci Gazze muharebeleri Osmanlı savunmasının başarısıyla bitti; saldıran taraf sarp bir direnişle karşılaştı ve geri çekildi. Bu iki savunma, cephenin bir yıl daha ayakta kalmasını sağladı.

Ekim 1917'de tablo değişti. Yeni İngiliz komutan Edmund Allenby, hattın beklenen ucuna değil, çöle bakan kanadına yüklendi. 31 Ekim'de Birüssebi (Beersheba) düştü, kuyular ele geçti; bir hafta sonra Gazze de elden çıktı. Savunma hattı ortadan ikiye ayrılınca Filistin'in içine doğru geri çekilmekten başka seçenek kalmadı.

Kaynaklar Osmanlı birliklerinin mevcuduna dair farklı rakamlar verir; ancak hepsi aynı noktada birleşir: tüfek sayısından çok su, yiyecek, nakliye hayvanı ve sıhhî malzeme eksikti. Cephede ölenlerin önemli bir kısmı hastalık ve yorgunluk sebebiyle kaybedilmişti.

Şehre girilmeden teslim edilen şehir

Aralık başında cephe Kudüs'ün eteklerine dayandı. Şehrin içinde savaşmak, Kubbetü's-Sahra'dan Kıyamet Kilisesi'ne kadar üç dinin en hassas mekânlarını topa tutmak anlamına gelecekti. Osmanlı komutanlığı bu riski almadı ve 8-9 Aralık gecesi birlikleri şehrin kuzeyine çekti.

9 Aralık sabahı Kudüs belediye reisi Hüseyin Selim el-Hüseynî, elinde beyaz bir bayrakla şehrin dışına çıkarak teslim mektubunu iletti. İki gün sonra Allenby, Yafa Kapısı'ndan atından inip yürüyerek girdi. Böylece Yavuz Sultan Selim'in Mercidabık sonrası 1517'de devraldığı idare, dört asrın ardından son buldu.

Kudüs'ün savaşsız devri, savaşın en yıkıcı yılında bile korunabilen bir ölçüyü gösterir: mabetlerin bulunduğu bir şehirde askerî inat, o şehrin taşından daha kıymetli değildir.

Mescid-i Aksâ neden bu kadar önemli?

Kudüs, Müslümanlar için sadece bir şehir adı değildir. İlk kıbledir; Mîrac gecesinin ilk durağıdır. Kur'an bu yolculuğu şöyle haber verir:

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَىٰ بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ

"Kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir." (İsrâ, 1)

Bu bağ, Efendimiz'in (s.a.s.) bir hadisinde de açıkça yer alır:

"Üç mescid dışında (ibadet maksadıyla) yolculuk yapılmaz: Mescid-i Haram, benim şu mescidim ve Mescid-i Aksa." (Buhârî, Fazlü's-salât fî mescidi Mekke ve'l-Medîne, 1; Müslim, Hac, 415)

Osmanlı idaresi boyunca Kudüs'te bu hassasiyet kurumsal bir düzene bağlanmıştı: Harem-i Şerif'in bakımı vakıflarla yürütülür, diğer toplulukların mabetlerine dair haklar "statüko" adı verilen yazılı teamüllerle korunurdu. Serinin 30. bölümünde bu düzeni ayrıntılı işlemiştik.

2 Kasım 1917: Balfour Deklarasyonu

Kudüs'ün teslim edilmesinden beş hafta önce Londra'da kısa bir mektup yazıldı. İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, Yahudi cemaatinin önde gelen isimlerinden Lord Rothschild'e gönderdiği metinde, hükümetinin "Filistin'de Yahudi halkı için bir millî yurt kurulmasını" olumlu karşıladığını, bunun "Filistin'deki Yahudi olmayan toplulukların medenî ve dinî haklarına halel getirmeyeceği" kaydıyla bildiriyordu.

Bu metnin tarihî ağırlığı, tek başına içeriğinden değil, aynı yıllarda verilen başka sözlerle birlikte okunmasından gelir. İngiltere bir yandan Mekke Emiri Şerif Hüseyin'e Arap bağımsızlığı yönünde vaatlerde bulunmuş, diğer yandan 1916'da Fransa ile bölgeyi nüfuz alanlarına ayıran gizli bir anlaşma imzalamıştı. Aynı toprak üzerinde birbiriyle bağdaşmayan taahhütler vardı.

Bugün süren tartışmaların hukukî kökeninde büyük ölçüde bu üç metin bulunur. Meselenin güncel siyasî boyutu bu yazının konusu değil; ancak 20. yüzyılın en uzun ihtilaflarından birinin savaş yıllarındaki diplomatik pazarlıklarda şekillendiğini not etmek gerekir.

Eylül 1918: cephenin çöküşü

1918 boyunca hat Nablus-Ürdün çizgisinde tutulmaya çalışıldı. 19 Eylül 1918'de başlayan taarruz, sahil kesimindeki savunmayı birkaç saat içinde yardı. Süvari birlikleri geri hatlara sızdı, telgraf bağlantıları kesildi, iki ordu birden dağıldı. Osmanlı kaynaklarında Nablus, batı kaynaklarında Megiddo adıyla anılan bu muharebe cephenin sonu oldu. Bozgun sırasında 7. Ordu'nun komutanı Mustafa Kemal Paşa'ydı; artakalan birlikler Şam'ı ve ardından Halep'i geride bırakarak kuzeye çekildi.

Ekim sonunda Osmanlı Devleti'nin elinde Suriye ve Filistin'den hiçbir şey kalmamıştı. Mütareke masasına oturulduğunda kaybedilen sadece toprak değil, Haremeyn yolunu ve Kudüs'ü kapsayan bir sorumluluk alanıydı.

Bu tarihten bugüne kalan ders

Filistin Cephesi, bir savaşın nerede kazanıldığını gösteren iyi bir örnektir. Gazze önündeki iki savunma cesaretle kazanıldı; üçüncüsü su, demiryolu ve ikmal hesabıyla kaybedildi. Niyetin sağlamlığı, hazırlığın eksikliğini kapatmıyor. Bu, sadece ordular için geçerli bir kural değil.

İkincisi, kutsal sayılan mekânların korunması meselesi. Kudüs'ün savaşsız teslimi, bir şehrin manevî değerinin askerî hesabın önüne geçebildiği ender anlardan biridir. Aynı hassasiyetin sonraki yüzyılda ne kadar korunabildiği ise ayrı ve ağır bir sorudur.

Bir sonraki bölümde güneye iniyoruz: Medine'de iki buçuk yıl süren bir kuşatma ve Fahreddin Paşa'nın müdafaası.

Sıkça Sorulan Sorular

Kudüs Osmanlı'dan ne zaman çıktı?

9 Aralık 1917'de şehir belediye reisi tarafından teslim edildi, 11 Aralık'ta İngiliz kuvvetleri girdi. 1517'de başlayan Osmanlı idaresi böylece dört asrın ardından sona erdi.

Kudüs savaşarak mı kaybedildi?

Hayır. Şehrin içinde çarpışmamak için Osmanlı birlikleri 8-9 Aralık gecesi kuzeye çekildi; Kudüs kutsal mekânlar zarar görmesin diye savaşsız teslim edildi.

Gazze muharebeleri nasıl sonuçlandı?

Mart ve Nisan 1917'deki ilk iki muharebede Osmanlı savunması başarılı oldu. Ekim 1917'deki üçüncü harekâtta Birüssebi'nin düşmesiyle hat yarıldı ve Gazze elden çıktı.

Balfour Deklarasyonu nedir?

2 Kasım 1917 tarihli bir İngiliz hükümeti mektubudur. Filistin'de Yahudi halkı için bir millî yurt kurulmasına olumlu bakıldığı, mevcut toplulukların haklarına halel gelmeyeceği kaydıyla bildirilmiştir.

Filistin Cephesi kesin olarak ne zaman çöktü?

19 Eylül 1918'de başlayan Nablus (Megiddo) muharebesiyle. Savunma birkaç gün içinde dağıldı, Ekim 1918'de Şam ve Halep de elden çıktı.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar