Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Kur'an Ne Zaman Kitap Hâline Getirildi? Mushafın Tarihi

Kur'an-ı Kerim, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) hayattayken tamamı yazılmış ancak dağınık malzemeler üzerinde duruyordu. Vefatından yaklaşık bir yıl sonra Hz. Ebûbekir döneminde iki kapak arasında toplandı; yirmi yıl kadar sonra da Hz. Osman döneminde çoğaltılıp İslam beldelerine gönderildi.

Vahiy nasıl kayda geçiyordu?

Kur'an yirmi üç yıl boyunca parça parça indi. Her indirilen bölüm için Efendimiz (s.a.s.) vahiy kâtiplerini çağırır, ayetin hangi sûrenin neresine konulacağını bizzat söylerdi. Yazı malzemesi bugünkü gibi bol değildi: ince deri parçaları, hurma dalları, yassı taşlar, kürek kemikleri, ipek benzeri dokumalar…

Bunun yanında bir başka arşiv daha vardı: hafızalar. Sahâbe arasında Kur'an'ın tamamını ya da büyük bölümünü ezberlemiş yüzlerce kişi bulunuyordu. Her Ramazan'da Cebrâil (a.s.) ile Efendimiz'in (s.a.s.) o güne kadar inen bölümü karşılıklı okuyup gözden geçirmesi (arza), metnin sağlamlığını sürekli denetleyen bir usuldü.

Yani Efendimiz (s.a.s.) vefat ettiğinde Kur'an eksiksiz yazılmıştı; eksik olan tek şey, bu yazılı malzemenin tek bir cilt hâlinde toplanmış olmasıydı.

Yemâme'de kaybedilen hafızlar

Hz. Ebûbekir'in (r.a.) halifeliğinin ilk yılında, yalancı peygamber Müseylime'ye karşı yapılan Yemâme savaşında ağır kayıplar verildi. Şehitler arasında çok sayıda hafız sahâbî vardı. Kaynaklar, bu savaşta yetmiş civarında Kur'an hafızının şehit düştüğünü nakleder.

Hz. Ömer (r.a.) endişelendi. Halifeye giderek "Savaşlar devam ederse hafızlar tükenir, Kur'an'ın bir kısmı gider" mealinde bir uyarıda bulundu ve toplanmasını teklif etti. Hz. Ebûbekir'in ilk tepkisi tereddüt oldu: "Rasûlullah'ın yapmadığı bir şeyi nasıl yaparım?" Bu tereddüt, sahâbenin dinde kendiliğinden bir şey ihdas etmekten ne kadar sakındığını gösterir. Fakat mesele konuşuldukça Hz. Ebûbekir de aynı kanaate vardı.

Zeyd bin Sâbit'in omzundaki yük

Görev, Efendimiz'in (s.a.s.) vahiy kâtiplerinden biri olan, hem hafız hem de son arzada bulunmuş genç sahâbî Zeyd bin Sâbit'e (r.a.) verildi. Buhârî'nin naklettiği rivayette Zeyd, o anı kendi ağzından şöyle anlatır:

"Ebûbekir bana, 'Sen akıllı bir gençsin, seni itham etmiyoruz; Rasûlullah'a vahiy kâtipliği yapıyordun. Kur'an'ı araştır ve topla' dedi. Allah'a yemin ederim ki bana dağlardan birini yerinden taşımamı emretselerdi, bu Kur'an'ı toplama emrinden daha ağır gelmezdi." (Buhârî, Fedâilü'l-Kur'ân 3)

Bu cümle, işin ciddiyetini bir tarih kitabından daha iyi anlatır. Zeyd (r.a.) tek başına hareket etmedi; bir heyetle çalıştı ve son derece sıkı bir usul benimsedi. Bir ayetin mushafa girmesi için hem yazılı belgesinin bulunması hem de onun Efendimiz'in huzurunda yazıldığına iki şahidin tanıklık etmesi arandı. Ezber tek başına yeterli sayılmadı; yazı da tek başına yeterli sayılmadı. İkisi birbirini doğrulayacaktı.

Ortaya çıkan nüsha Hz. Ebûbekir'de kaldı; onun vefatından sonra Hz. Ömer'e, ondan sonra da kızı ve Efendimiz'in eşi Hz. Hafsa'ya (r.anhâ) emanet edildi.

Hz. Osman dönemi: tek imlâ, tek metin

Aradan yaklaşık yirmi yıl geçti. İslam beldeleri hızla genişledi; Şam'a, Irak'a, Mısır'a, Horasan'a yeni Müslüman olan topluluklar katıldı. Herkes Kur'an'ı, bölgesine gelen sahâbînin okuyuşuyla öğreniyordu. Farklı okuyuşların hepsi meşru kıraat farklarıydı; ama yeni Müslümanlar bunun sebebini bilmediği için tartışmalar başladı.

Ermîniye ve Azerbaycan seferinde bulunan Huzeyfe bin Yemân (r.a.), askerler arasındaki bu çekişmeyi görünce doğruca Hz. Osman'a (r.a.) gitti ve "Bu ümmet, kitapları hakkında ihtilafa düşmeden önce yetiş" dedi.

Hz. Osman, Hz. Hafsa'daki nüshayı istetti. Zeyd bin Sâbit başkanlığında Abdullah bin Zübeyr, Saîd bin Âs ve Abdurrahman bin Hâris'ten oluşan bir heyet kurdu. Heyet, mevcut nüshayı esas alarak Kureyş lehçesinin imlâsıyla mushaflar istinsah etti. Çoğaltılan nüshalar Mekke, Şam, Kûfe, Basra gibi merkezlere birer kārî ile birlikte gönderildi. Asıl nüsha Hz. Hafsa'ya iade edildi.

Bu iş, "Kur'an'ı değiştirmek" değil, tam tersine metin birliğini garantiye almaktı. Nitekim Hz. Ali (r.a.), bu uygulamayla ilgili olarak Hz. Osman hakkında sadece hayırla konuştuğunu, aynı işi kendisinin de yapacağını söylemiştir. Sahâbe arasında bu konuda bir itiraz kaydedilmemiştir.

Allah'ın koruma vaadi

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

"Şüphesiz o Zikr'i (Kur'an'ı) biz indirdik biz; onun koruyucusu da elbette biziz." (Hicr, 9)

Bu ayet, meselenin manevi çerçevesini kurar. Allah'ın koruması, gökten inen bir mucizeyle değil; hafızasını Kur'an'a ayıran insanlar, iki şahit arayan bir heyet, kalem tutan eller ve doğruyu isteyen bir ümmet eliyle gerçekleşmiştir. Sebeplere sarılmak, ilâhî vaadin karşısında değil içindedir.

Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) şu sözü de aynı hattı gösterir: "Sizin en hayırlınız, Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir." (Buhârî, Fedâilü'l-Kur'ân 21)

Sonradan eklenen düzenlemeler

İlk mushaflarda nokta ve hareke yoktu; Arapçayı ana dili gibi bilen bir nesil için buna ihtiyaç duyulmuyordu. Arap olmayan toplulukların İslam'a girmesiyle okuma hataları belirmeye başlayınca, Emevîler döneminde Ebü'l-Esved ed-Düelî ile başlayan çalışmalarla harekeleme, ardından noktalama ve cüz-hizip işaretleri eklendi. Bunlar metne bir ilave değil, okumayı kolaylaştıran işaretlerdir.

Bugün dünyanın herhangi bir yerinde açılan bir mushafla İstanbul'da açılan mushaf harfi harfine aynıdır. Elimizde bulunan en eski nüsha parçaları da bu metinle örtüşür. On dört asır boyunca tek bir kelimesi tartışmaya düşmemiş bir kitaptan söz ediyoruz.

Bu tarihten bugüne kalan ders

Bu hikâyenin en dikkat çekici tarafı, sahâbenin gösterdiği titizliktir. "Nasıl olsa ezberimizde" demediler; "Yazılı belgesi ve iki şahidi olsun" dediler. Hz. Ebûbekir işi yapmadan önce tereddüt etti, danıştı, aceleye getirmedi. Hz. Osman ihtilaf büyümeden müdahale etti ve bunu heyetle, istişareyle yaptı.

Bugün elinden geldiğince doğru bilgiyi yaymaya çalışan herkes için buradan çıkacak ders şudur: Sağlam bilgi, iyi niyetle değil usulle korunur. Bir ayeti kaynağıyla vermek, bir rivayeti nakletmeden önce sıhhatine bakmak, duyduğunu araştırmadan paylaşmamak — hepsi Zeyd bin Sâbit'in "iki şahit" ölçüsünün küçük birer devamıdır.

Sıkça Sorulan Sorular

Kur'an ne zaman kitap hâline getirildi?

Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) vefatından yaklaşık bir yıl sonra, Hz. Ebûbekir'in halifeliği döneminde Zeyd bin Sâbit başkanlığındaki bir heyet tarafından iki kapak arasında toplanmıştır.

Kur'an'ın toplanmasına neden ihtiyaç duyuldu?

Yemâme savaşında çok sayıda hafız sahâbînin şehit düşmesi üzerine Hz. Ömer, metnin bir arada toplanmasını teklif etti. Amaç, dağınık yazılı malzemeyi tek bir nüshada güvence altına almaktı.

Hz. Osman Kur'an'ı değiştirdi mi?

Hayır. Hz. Osman mevcut nüshayı esas alarak mushafları çoğalttı ve merkezlere gönderdi. Amaç metni değiştirmek değil, yeni Müslüman olan bölgelerde çıkan okuma tartışmalarını önlemekti.

Kur'an neden hem yazıldı hem ezberlendi?

İki yol birbirini doğrulasın diye. Yazı unutmayı, ezber ise yazının kaybolmasını engeller. Toplama sırasında bir ayetin kabulü için hem yazılı belge hem şahit arandı.

Mushaftaki hareke ve noktalar ne zaman kondu?

İlk mushaflarda bulunmuyordu. Arap olmayan toplulukların İslam'a girmesiyle okuma kolaylığı sağlamak için Emevîler döneminde başlayan çalışmalarla eklendi; metne bir ilave değil, okuma işaretleridir.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar