Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Osmanlı Serisi 41/60: Lale Devri ve İlk Matbaa — İbrahim Müteferrika

Lale Devri, 1718 Pasarofça Antlaşması ile 1730 Patrona Halil isyanı arasındaki on iki yıla verilen addır. III. Ahmed ve Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa döneminde Paris'e elçi gönderildi, kütüphaneler kuruldu, 1727'de İbrahim Müteferrika'nın matbaası açıldı. Matbaada dinî eser basılmaması şart koşulmuştu; ilk kitap 1729'da çıkan Vankulu Lügati oldu.

Bir devlet uzun bir savaş yorgunluğundan çıkınca ne yapar? Osmanlı'nın 1718'den sonraki cevabı ilginçtir: nefes almak, çevresine bakmak ve okumak.

Savaşın bittiği yer: Pasarofça

1683 II. Viyana bozgunundan sonra başlayan uzun harp devresi, 1699 Karlofça ile bir dinlenmeye girmiş ama bitmemişti. 1718'de imzalanan Pasarofça Antlaşması Belgrad'ı ve Sırbistan'ın kuzeyini Avusturya'ya bıraktı; buna karşılık Venedik'ten alınan Mora elde kaldı. Toprak açısından ağır bir metindi. Fakat beraberinde uzun bir barış getirdi.

Tahtta III. Ahmed vardı; sadaret mührü ise damadı Nevşehirli İbrahim Paşa'daydı. İkilinin siyaseti açıktı: savaştan kaçınmak, hazineyi toparlamak, Batı'yı yakından tanımak. On iki yıl boyunca büyük bir sefer düzenlenmedi.

Paris'e giden elçi ve sefaretnâmesi

1720'de Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi Fransa'ya elçi gönderildi. Görev tanımı alışılmışın dışındaydı: yalnızca protokol işlerini görmesi değil, "medeniyet ve maârifine dair" gördüklerini tespit edip bildirmesi isteniyordu.

Çelebi Mehmed on bir ay kaldı. Döndüğünde yazdığı sefaretnâme, Osmanlı okuruna Avrupa'yı ilk elden anlatan metinlerden biri oldu: rasathaneler, hastaneler, bahçeler, tiyatro, kanal ve bent yapımı, hepsinden çok da matbaalar. Yanında götürdüğü oğlu Mehmed Said Efendi, gördüğü baskı tezgâhlarını unutmadı. Birkaç yıl sonra bu hatıra bir teşebbüse dönüşecekti.

Müteferrika ve 1727 izni

İbrahim Müteferrika, Erdel'in Kolojvar şehrinde doğmuş, gençliğinde Osmanlı topraklarına gelip Müslüman olmuş bir devlet görevlisiydi. "Müteferrika", sarayda özel işlerle görevli bir sınıfın adıdır; onun ismi bu unvanla anılır oldu. Diplomasi ve tercüme işlerinde çalıştı, coğrafya ve tarih yazdı.

Said Efendi ile birlikte hazırladıkları Vesîletü't-tıbâa adlı risalede baskının faydalarını sıraladılar: kitap çoğaltmanın ucuzlaması, yazma nüshalarda biriken istinsah hatalarının önüne geçilmesi, yağma ve yangınla kaybolan eserlerin tekrar üretilebilmesi. Sadrazamın desteğiyle 1727'de padişah fermanı çıktı; Şeyhülislam Yenişehirli Abdullah Efendi de fetvasını verdi.

Burada sık tekrarlanan bir yanlışı düzeltmek gerekir. Osmanlı ülkesinde matbaa 1727'de icat edilmiş değildi. İstanbul'da Yahudi cemaatinin matbaası 15. yüzyılın sonundan, Ermeni ve Rum matbaaları da 16-17. yüzyıllardan beri çalışıyordu. Yeni olan, Arap harfleriyle Türkçe baskı yapılmasıydı.

Neden dinî kitap basılmadı?

İzin bir şartla verildi: Kur'an-ı Kerim, tefsir, hadis, fıkıh ve kelâm kitapları basılmayacaktı. Bunun arkasında karanlık bir plan aramaya gerek yok; sebepler dönemin kendi içinde makuldür.

Birincisi iktisadîdir. İstanbul'da binlerce hattat ve müstensih vardı; geçimleri kitap yazmaya bağlıydı. En çok istinsah edilen metinler mushaf ve dinî eserlerdi. Bu alanın baskıya açılması, kalabalık bir zümreyi bir gecede işsiz bırakacaktı.

İkincisi mushafa gösterilen hassasiyettir. Kur'an metninde tek bir harf hatası kabul edilemezdi; erken baskı tekniği ise henüz bu güveni verecek düzeyde değildi. Üçüncüsü teknikti: Arap yazısının bitişik yapısı, harflerin başta-ortada-sonda değişen biçimleri, kurşun harf dizgisini alabildiğine zorluyordu. Müteferrika bunun için birkaç yüz ayrı kalıp döktürmek zorunda kaldı.

Nihayetinde matbaa tarih, coğrafya, lugat, askerlik ve fen alanına yöneldi. İlim öğrenmenin ve öğretmenin değerini gösteren ilk emir zaten kalemi anar:

الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ

"O, kalemle öğretendir. İnsana bilmediğini öğretmiştir." (Alak, 4-5)

Efendimiz'in (s.a.s.) ilme dair sözü de aynı çizgidedir:

"Allah kimin hakkında hayır dilerse, onu dinde derin anlayış sahibi kılar." (Buhârî, İlim, 10; Müslim, Zekât, 98)

Bu ölçüyü benimsemiş bir toplumun kitapla arası bozuk olamazdı. Nitekim İstanbul, matbaanın kurulduğu yıllarda dünyanın en zengin yazma kitap koleksiyonlarını barındıran şehirlerdendi.

Basılan kitaplar

Tezgâh 1729'da ilk ürününü verdi: Vankulu Lügati. Vanlı âlim Mehmed Efendi'nin, Cevherî'nin meşhur Arapça sözlüğü es-Sıhâh'ından yaptığı Türkçe tercümeydi. İki büyük cilt hâlinde, beş yüz kadar nüsha basıldığı söylenir; kaynaklar tiraj konusunda farklı rakamlar verir.

Ardından Kâtip Çelebi'nin Cihannümâ'sı ve Takvîmü't-tevârîh'i, Naîmâ ve Râşid tarihleri, Hint ve Amerika coğrafyasına dair eserler, bir de Müteferrika'nın kendi kaleminden çıkan Usûlü'l-hikem fî nizâmi'l-ümem geldi. Bu son kitap, Osmanlı düşüncesinde Avrupa askerî düzenini ciddiye alan ilk metinlerdendir.

Müteferrika'nın sağlığında basılan eser sayısı için kaynaklar on altı ile on yedi arasında rakam verir. Az görünebilir. Ama her biri, elle çoğaltılsa yıllar sürecek kitaplardı.

Sadâbâd, çini ve kütüphaneler

Dönemin adı bugün daha çok eğlence çağrışımıyla anılır. Kâğıthane deresi ıslah edildi, kıyısına Sadâbâd kasrı ve bahçeleri yapıldı; devlet ricâli Boğaz ve Haliç kıyılarında yalılar kurdu. Lale soğanı bir dönem spekülatif bir yatırım aracına döndü, fiyatlar için narh konması gerekti.

Fakat tablo bundan ibaret değil. Tekfur Sarayı'nda çini atölyesi kuruldu ve İznik'ten sonra sönmüş olan çini üretimi canlandırılmaya çalışıldı. Topkapı'da III. Ahmed Kütüphanesi, Şehzadebaşı'nda İbrahim Paşa Kütüphanesi açıldı. Devlet eliyle tercüme heyetleri kuruldu; Arapça ve Farsça büyük tarih eserleri Türkçeye çevrildi. Nedîm'in şiiri, Levnî'nin minyatürü ve dönemin musikisi de aynı iklimde yetişti.

Bir not düşmek gerekir: "Lale Devri" adı çağdaşlarının kullandığı bir tabir değildir. Bu adlandırma 20. yüzyılın başında, tarihçi Ahmed Refik'in aynı ismi taşıyan kitabıyla yerleşmiştir. Dönemin kendi kaynakları böyle bir başlık tanımaz.

1730: Patrona Halil ve son

Barış uzun sürmedi. İran cephesinde kaybedilen yerleri geri almak için 1730'da sefer hazırlığı yapıldı, ordu Üsküdar'a geçti, sonra sefer belirsiz biçimde ertelendi. Savaş vergileri toplanmış, sonuç alınmamıştı.

Eylül 1730'da Arnavut asıllı bir eski yeniçeri olan Patrona Halil'in öncülüğünde ayaklanma çıktı. Şikâyetler somuttu: ağırlaşan vergiler, saray çevresinin görünür lüksü, cephedeki başarısızlık. İbrahim Paşa isyancılara teslim edildi ve öldürüldü; III. Ahmed tahttan indi, yerine I. Mahmud geçti. Sadâbâd yağmalandı. Matbaa bir süre durdu, Müteferrika'nın ölümünden sonra da uzun bir duraklamaya girdi.

Bu tarihten bugüne kalan ders

Lale Devri, bir toplumun yeniliğe kapalı olmadığını gösterir. Matbaayı otuz yıl geciktiren şey inanç değil, dengelerdi: bir zümrenin geçimi, bir metnin kutsiyeti, bir teknolojinin olgunlaşmamışlığı. Bunları görmeden "geri kalmışlık" hükmü vermek kolaycılıktır. Tarih, çoğu zaman kötü niyetin değil, çözülemeyen dengelerin hikâyesidir.

Öte yandan aynı dönem, yeniliğin dar bir çevrede kalmasının bedelini de gösterir. Kitap basıldı ama okuru yaygınlaşmadı; kasırlar yapıldı ama vergiyi ödeyen taşra bunun karşılığını görmedi. Halkın hayatına dokunmayan bir ilerleme, ilk sarsıntıda savunmasız kalır. Bir sonraki nesil bu dersi ancak yarım öğrenecekti.

Bir sonraki bölümde III. Selim'in tahta çıkışını, Nizâm-ı Cedîd ordusunu ve bu ıslahatın ona mal olan bedelini konuşacağız.

Sıkça Sorulan Sorular

Lale Devri hangi yıllar arasındadır?

1718 Pasarofça Antlaşması ile 1730 Patrona Halil isyanı arasındaki dönemdir. Tahtta III. Ahmed, sadaret makamında Nevşehirli Damat İbrahim Paşa bulunuyordu.

İlk Türkçe matbaayı kim kurdu?

Erdel doğumlu İbrahim Müteferrika, Yirmisekiz Çelebi Mehmed'in oğlu Mehmed Said Efendi ile birlikte 1727'de padişah fermanı ve şeyhülislam fetvasıyla kurdu.

Matbaada basılan ilk kitap hangisidir?

1729'da basılan Vankulu Lügati'dir. Vanlı Mehmed Efendi'nin, Cevherî'nin es-Sıhâh adlı Arapça sözlüğünden yaptığı Türkçe tercümedir.

Matbaada neden dinî kitap basılmadı?

Kitap yazarak geçinen çok sayıda hattatın işsiz kalmaması, mushaf metninde hata riskine yer verilmemesi ve Arap yazısının bitişik yapısının erken dizgi tekniğini zorlaması başlıca sebeplerdir.

"Lale Devri" adını kim koydu?

Dönemin kendi kaynaklarında böyle bir tabir yoktur. Adlandırma 20. yüzyılın başında tarihçi Ahmed Refik'in aynı adlı kitabıyla yaygınlaşmıştır.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar