Osmanlı Serisi 46/60: Mecelle ve Ahmed Cevdet Paşa — İslam Hukukunun Kanunlaşması
Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye, Hanefî fıkhının borçlar, eşya ve yargılama hükümlerini madde madde düzenleyen ilk İslamî kanun kitabıdır. Ahmed Cevdet Paşa başkanlığındaki cemiyet tarafından 1869-1876 arasında hazırlandı; 16 kitap ve 1851 maddeden oluşur. İlk yüz maddesi fıkhın külli kaidelerini toplar. Türkiye'de 1926'ya kadar yürürlükte kaldı.
Bir devlette iki ayrı mahkeme, iki ayrı hukuk dili ve birbirinden habersiz iki yargı geleneği bir arada yürüyebilir mi? Tanzimat'tan sonra Osmanlı bunu denedi ve kısa sürede sıkıntının farkına vardı.
Tanzimat'ın bıraktığı ikilik
1839'dan itibaren ticaret, ceza ve arazi alanlarında Avrupa'dan uyarlanmış kanunlar çıkarıldı. 1850 tarihli Ticaret Kanunnâmesi büyük ölçüde Fransız ticaret kanunundan alınmıştı; 1858 Ceza Kanunnâme-i Hümâyûnu da benzer bir yolla hazırlandı. Bunları uygulamak için nizamiye adı verilen yeni mahkemeler açıldı.
Fakat şer'iyye mahkemeleri de yerinde duruyordu. Miras, nikâh, vakıf, alım-satım, kira ve borç davaları hâlâ fıkıh kitaplarına göre görülüyordu. Sorun şuydu: fıkıh kitapları kanun maddesi biçiminde yazılmamıştı. Bir kadı, bir meselede onlarca sayfayı tarayıp mezhep içindeki farklı görüşler arasından tercihte bulunurdu. Nizamiye hâkimi ise elinde numaralı maddelerle çalışıyordu. Aynı ülkede aynı olay iki mahkemede iki ayrı sonuç verebiliyordu.
"Fransız kanunu tercüme edilsin" teklifi
Bâbıâli'de bu çıkmaza radikal bir çözüm önerildi: Fransız Medenî Kanunu (Code Civil) tercüme edilsin, olsun bitsin. Teklifi savunanların gerekçesi pratikti; ticaretin ve yabancı sermayenin tanıdığı bir metin, uyuşmazlıkları hızla çözerdi.
Bu görüşe en güçlü itiraz Ahmed Cevdet Paşa'dan geldi. Onun tezi şuydu: bir toplumun hukuku, o toplumun inancından, örfünden ve muâmelât alışkanlığından koparılamaz. Elimizde yüzyılların birikimiyle işlenmiş bir fıkıh külliyatı varken dışarıdan metin ithal etmek, hem gereksiz hem de sarsıcı olurdu. Yapılması gereken tercüme değil, tedvindi: mevcut hükümleri derleyip maddeleştirmek.
Bu görüş kabul gördü ve 1868'de Mecelle Cemiyeti adıyla bir heyet oluşturuldu. Başkanı Ahmed Cevdet Paşa'ydı.
Lofçalı bir molla
Ahmed Cevdet 1822'de Tuna boyundaki Lofça'da doğdu. Kasabanın medresesinde başladığı tahsili sürdürmek için on yedi yaşında İstanbul'a geldi. Yıllarca medrese dersleri okudu; bunun yanında Murad Molla Tekkesi'nde Mesnevî meclislerine devam etti, hesap ve hey'et (astronomi) öğrendi, Farsça'yı ilerletti. Yani ne sadece medreseli ne sadece kalem erbabıydı.
Kaleminin gücü onu Bâbıâli'ye taşıdı. Encümen-i Dâniş için yazmaya başladığı Tarih-i Cevdet, 1774-1826 arasını anlatan on iki ciltlik bir eser olarak Osmanlı tarihçiliğinin zirvelerinden sayılır. Fuad Paşa ile birlikte hazırladığı Kavâid-i Osmâniyye, Türkçenin ilk sistemli gramer kitaplarındandır. Peygamber kıssalarını ve İslam tarihini anlattığı Kısas-ı Enbiyâ ise nesiller boyunca okundu.
1866'da ilmiye sınıfından mülkiyeye geçip vezir rütbesi aldı. Halep, Bosna ve Suriye'de valilik yaptı; Adliye, Maarif, Dahiliye ve Evkaf nazırlıklarında bulundu. 1895'te vefat etti. Kızı Fatma Aliye, Türk edebiyatının ilk kadın romancılarından biri olacaktı.
Yedi yılda on altı kitap
Mecelle bir defada yazılmadı. Heyet konu konu çalıştı; her kitap tamamlandıkça padişah iradesiyle yürürlüğe girdi. İlk kitap olan Kitâbü'l-Büyû' (alım-satım) 1869'da, son kitap Kitâbü'l-Kazâ (yargılama) 1876'da çıktı. Toplam 16 kitap ve 1851 madde.
Kapsam bugünkü tasnifle borçlar, eşya ve usûl hukukudur: satım, kira, kefalet, havale, rehin, emanet, hibe, şirket, vekâlet, sulh, ikrar, dava, şahitlik, yemin ve kadılık. Hepsi Hanefî mezhebi içinde kalınarak, ihtilaflı meselelerde tek bir görüş tercih edilerek yazıldı. Dil sade tutuldu; maksat, medrese tahsili olmayan bir hâkimin de metni doğrudan uygulayabilmesiydi.
İslam dünyasında fıkhın modern anlamda kanunlaştırılması ilk defa burada denendi. Metnin kısa sürede Arapça, Rumca, Ermenice ve birkaç Avrupa diline çevrilmesi de bundandır.
İlk yüz madde: fıkhın omurgası
Mecelle'nin en çok konuşulan bölümü, mukaddimesindeki külli kaidelerdir. Bunlar tek tek hüküm değil, hükümlerin arkasındaki mantığı özetleyen ilkelerdir. Birkaçı şöyledir:
- "Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir." (md. 2)
- "Şek ile yakîn zâil olmaz" — şüphe, kesin bilgiyi ortadan kaldırmaz. (md. 4)
- "Zarar izale olunur." (md. 20)
- "Meşakkat teysîri celbeder" — güçlük kolaylığı getirir. (md. 17)
- "Âdet muhakkemdir" — yerleşik örf hakem sayılır. (md. 36)
- "Ezmânın tegayyürü ile ahkâmın tegayyürü inkâr olunamaz" — zaman değişince örfe dayalı hükümlerin değişmesi inkâr edilemez. (md. 39)
Bu ilkelerin çoğunun kökeni doğrudan nasstır. İlk maddedeki niyet vurgusu, İslam hukukunun en bilinen hadislerinden birine dayanır:
"Ameller ancak niyetlere göredir ve herkese niyet ettiği şey vardır." (Buhârî, Bed'ü'l-vahy, 1; Müslim, İmâre, 155)
"Zarar izale olunur" kaidesi de âlimlerce hasen kabul edilen "Zarar vermek de zararla karşılık vermek de yoktur" rivayetinden çıkarılmıştır (İbn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta', Akdiye, 31).
Bütün bu yapının dayandığı ölçü ise şu âyette özetlenir:
وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ أَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ
"İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder." (Nisâ, 58)
Neden aile hukuku yok?
Mecelle'de nikâh, talâk, nafaka ve miras yoktur. Bunun birkaç sebebi vardı. Gayrimüslim tebaa aile meselelerini kendi cemaat mahkemelerinde görüyordu; tek bir metinle bütün tebaayı bağlamak siyaseten zordu. Ayrıca aile hukuku, mezhepler arası farkların en yoğun olduğu alandı.
Bu boşluk kırk yıl sonra dolduruldu. 1917 Hukûk-ı Aile Kararnâmesi, İslam dünyasında aile hukukunu kanunlaştıran ilk metin oldu. İlgi çekici yanı, yalnız Hanefî görüşleriyle sınırlı kalmayıp diğer mezheplerden de tercihler yapması, Müslüman olmayan tebaa için ayrı hükümler içermesiydi. Kararnâme 1919'da yürürlükten kaldırıldı; ancak Osmanlı'dan ayrılan bazı bölgelerde yıllarca uygulanmaya devam etti.
Mecelle'nin uzun ömrü
Mecelle Türkiye'de 1926'da Medenî Kanun'un kabulüne kadar yürürlükte kaldı. Asıl şaşırtıcı olan, Osmanlı'dan sonraki serüvenidir: Suriye, Lübnan, Filistin, Ürdün, Irak ve Kuveyt gibi ülkelerde onlarca yıl daha uygulandı. Kaynaklar farklı tarihler verir; ancak bazı ülkelerde 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar mahkemelerde kullanıldığı konusunda birleşirler.
Bir imparatorluğun ardından bu kadar uzun yaşayan başka bir Osmanlı kanunu yoktur.
Bu tarihten bugüne kalan ders
Mecelle tartışması aslında bir yöntem tartışmasıydı: hazır bir metni almak mı, kendi birikimini yeniden düzenlemek mi? Ahmed Cevdet Paşa'nın tercihi ikincisiydi ve bu tercih, taklit ile ihyâ arasındaki farkı gösterir. Kendi kaynağına hâkim olan, dışarıdan gelen her şeyi reddetmek zorunda kalmaz; neyi alıp neyi bırakacağını bilir.
İkinci ders külli kaidelerde. "Zarar izale olunur", "âdet muhakkemdir", "meşakkat kolaylığı getirir" gibi ilkeler, hukuku ezberden çıkarıp anlayışa taşır. Bir kuralın neden konduğunu bilen insan, karşısına çıkan yeni durumda da yolunu bulabilir. Fıkhın maddeleşmesi kadar, arkasındaki hikmetin görünür kılınması da bu eserin başarısıdır.
Bir sonraki bölümde imparatorluğun en sarsıcı yıllarından birine, 93 Harbi'ne ve arkasından gelen büyük muhacir dalgasına bakacağız.
Sıkça Sorulan Sorular
Mecelle nedir?
Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye, Hanefî fıkhının borçlar, eşya ve yargılama hükümlerini madde madde düzenleyen kanun kitabıdır. 16 kitap ve 1851 maddeden oluşur.
Mecelle'yi kim hazırladı ve ne zaman tamamlandı?
1868'de oluşturulan Mecelle Cemiyeti hazırladı; heyetin başkanı Ahmed Cevdet Paşa'ydı. İlk kitap 1869'da, son kitap 1876'da yürürlüğe girdi.
Mecelle'de aile ve miras hukuku neden yer almaz?
Gayrimüslim tebaa aile davalarını kendi cemaat mahkemelerinde görüyordu ve bu alan mezhep farklarının en yoğun olduğu alandı. Boşluk 1917 Hukûk-ı Aile Kararnâmesi ile dolduruldu.
Mecelle'nin külli kaideleri nedir?
İlk yüz maddede yer alan, hükümlerin arkasındaki genel ilkelerdir. "Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir", "zarar izale olunur" ve "âdet muhakkemdir" en bilinenleridir.
Mecelle ne zamana kadar yürürlükte kaldı?
Türkiye'de 1926'da Medenî Kanun'un kabulüne kadar uygulandı. Osmanlı'dan ayrılan bazı ülkelerde ise onlarca yıl daha mahkemelerde kullanıldı.
