Osmanlı Serisi 57/60: Medine Müdafaası ve Fahreddin Paşa
Haziran 1916'da başlayan isyanla Hicaz Demiryolu kesildi ve Medine dış dünyadan koptu. Şehrin müdafaası, Fahreddin Paşa komutasında yaklaşık iki buçuk yıl sürdü. Kuşatma uzadıkça açlık ağırlaştı, Mukaddes Emanetler İstanbul'a gönderildi. Mondros Mütarekesi'nden sonra bile devam eden direniş, Ocak 1919'daki teslimle son buldu.
Bir kuşatmanın uzunluğu genellikle şehrin surlarıyla ölçülür. Medine'de belirleyici olan sur değil, bir tek demiryolu hattıydı: Şam'dan gelen o ince çelik çizgi kesildiğinde şehir, hem erzaktan hem haberden mahrum kaldı.
Hattın kesildiği yıl
II. Abdülhamid döneminde tamamlanan Hicaz Demiryolu, Şam ile Medine arasını günlerden saatlere indirmişti. Serinin 49. bölümünde bu hattın nasıl kurulduğunu anlatmıştık. 1916 yazında ise aynı hat, savaşın en kırılgan halkası hâline geldi.
Haziran 1916'da Mekke Emiri Şerif Hüseyin, İngiltere ile yürüttüğü yazışmaların ardından ayaklanma başlattı. Mekke ve ardından Taif elden çıktı. Bu, bütün bir halkın değil, belirli bir siyasî önderliğin savaş şartlarında verdiği bir karardı; nitekim Osmanlı ordusunda ve Medine'nin savunmasında görev alan Arap askerler ve memurlar da vardı. Tarihî olayı olduğu gibi kaydetmek gerekir; bir kavme fatura etmek ise ne doğru ne insaflıdır.
İsyancı birlikler ve onlara katılan aşiretler, demiryolu hattına düzenli baskınlar yaptı. Raylar söküldü, köprüler havaya uçuruldu, telgraf telleri kesildi. 1917'den itibaren Medine'ye ulaşan tren sayısı iyice azaldı; 1918'de hat fiilen kullanılamaz hâle geldi.
Onarım için gönderilen istihkâm bölükleri, tamir ettikleri kesimin birkaç gün sonra yeniden tahrip edildiğini görüyordu. Bir süre sonra Şam ile Medine arasındaki haberleşme telgraftan çıkıp ulaklara kaldı; kumandanlık, İstanbul'daki gelişmeleri haftalar sonra öğrenebiliyordu. Kuşatmanın en ağır tarafı belki de buydu: şehir yalnızca kuşatılmamış, aynı zamanda görmez ve duymaz hâle getirilmişti.
Şehri savunan komutan
Medine'nin müdafaası, Hicaz Kuvve-i Seferiyye kumandanı olarak bölgeye gönderilen Ömer Fahreddin Paşa'nın sorumluluğundaydı. 1868'de Rusçuk'ta doğan, Balkan Savaşları ve Doğu cephesinde görev yapmış bir subaydı.
Elindeki kuvvet zamanla eridi; kaynaklar mevcut için farklı rakamlar verir. Şehir surlarının ve istihkâmların onarılması, kuyuların korunması, erzakın karneye bağlanması gibi tedbirlerle savunma uzatıldı. Kuşatma boyunca Medine bombardımana da uğradı; Harem-i Şerif'in zarar görmemesi için özel tedbirler alındığı bilinir.
Kuşatmanın en tartışmalı kararlarından biri, şehir halkının önemli bir kısmının Suriye'ye sevk edilmesiydi. Açlık şartlarında sivilleri korumak gerekçesiyle alınan bu karar, Medine'nin yerel hafızasında bugün "Seferberlik" adıyla acı bir hatıra olarak yaşar. Bir kararın askerî mantığı olması, doğurduğu acıyı görünmez kılmaz; tarih yazımının işi ikisini birden kaydetmektir.
Açlık ve rivayetler
Son iki yılda erzak neredeyse tükendi. Hatıratlarda askerlerin çekirge topladığı, hurma çekirdeğinin öğütülüp una karıştırıldığı, otların kaynatılıp yendiği anlatılır. Bu ayrıntıların bir kısmı dönemin tanıklıklarına, bir kısmı ise sonradan derlenmiş anlatılara dayanır; abartılı biçimde dolaşan versiyonları da vardır. Rivayet edilir ki komutan, çekirgenin nasıl pişirileceğine dair bir tebliğ dahi yayımlamıştır. Bu tür ayrıntıları kesin belge gibi değil, dönemin sıkıntısını anlatan tanıklıklar olarak okumak daha doğrudur.
Sabır ve sebat, Kur'an'ın müminden istediği hasletlerin başında gelir:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
"Ey iman edenler! Sabredin, sabır yarışında ileri geçin, nöbet bekleyin ve Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz." (Âl-i İmrân, 200)
Mukaddes Emanetler İstanbul'a
Kuşatma uzayıp şehrin düşme ihtimali belirince, Harem-i Şerif'te muhafaza edilen kutsal emanetlerin ve değerli kitapların İstanbul'a gönderilmesine karar verildi. 1917'de özel muhafazalar içinde, sıkı tedbirlerle yola çıkarılan bu eşyalar Topkapı Sarayı'na ulaştı ve bugün de orada korunmaktadır.
Karar tartışılmıştır: kimi bunu emanetlerin korunması olarak değerlendirir, kimi şehrin manevî hazinesinden mahrum bırakılması olarak. Her iki görüş de dönemin kaynaklarında karşılık bulur.
Medine'nin kutsiyeti
Medine, Müslümanların gönlünde Mekke'den sonraki yeri tutar. Efendimiz'in (s.a.s.) kabrinin bulunduğu Ravza-i Mutahhara için şu hadis nakledilir:
"Evimle minberim arasındaki yer, cennet bahçelerinden bir bahçedir." (Buhârî, Fazlü's-salât fî mescidi Mekke ve'l-Medîne, 5; Müslim, Hac, 500)
Kuşatma boyunca Medine'de ezan ve namaz hiç kesilmedi; Ravza'nın hizmetleri, en zor günlerde bile aksatılmamaya çalışıldı. Şehrin savunulmasına verilen anlamı bu manevî çerçeve dışında açıklamak zordur.
Mondros'tan sonra 72 gün
30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandı ve Hicaz'daki birliklerin teslim olması istendi. Medine kumandanlığı bu emri uzun süre uygulamadı. Şehrin, hilafet makamının teslim emri açıkça teyit edilmeden bırakılmayacağı yönündeki tutum sürdü.
Direniş, mütarekeden yaklaşık iki buçuk ay sonra sona erdi. Ocak 1919'da, kendi karargâhındaki subayların girişimiyle durum değişti ve şehir teslim edildi. Böylece Medine, I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı bayrağının en son indiği yerlerden biri oldu.
Teslimden sonra
Fahreddin Paşa önce Mısır'a, ardından Malta'ya götürüldü ve orada esaret hayatı yaşadı. 1921'de serbest kalınca Anadolu'ya geçti, Ankara hükümetinin hizmetine girdi. 1922'den itibaren Kâbil'de büyükelçilik görevi yaptı. 1948'de bir tren yolculuğu sırasında vefat etti; İstanbul'da toprağa verildi.
Medine müdafaası, hem Türkiye'de hem Arap dünyasında hâlâ konuşulan, farklı hatıralarla hatırlanan bir bahis olmayı sürdürüyor. Aynı olayın iki ayrı tarafta bu kadar farklı yaşanmış olması da tarihin sıradan bir hâlidir.
Bu tarihten bugüne kalan ders
Medine müdafaası, bir askerî hesabın ötesinde, bir sorumluluk duygusunun nereye kadar götürebileceğini gösterir. İmparatorluğun her yerinde hatlar çökerken bir şehirde direnmenin sebebi stratejik değil, manevîydi. Bu tür bağlılık takdir edilebilir; ancak yüceltilerek anlatıldığında altındaki insanî bedel gözden kaçar. Açlık çeken askerler, sürgün edilen aileler ve ölen siviller de bu hikâyenin parçasıdır.
İkinci ders ihtilaf üzerine. Aynı kıbleye yönelen insanların savaş yıllarında karşı saflara düşmesi, ümmet için ağır bir kayıptı ve etkileri bir asır boyunca hissedildi. Tarihi okurken suçlu aramak kolay, ders çıkarmak zordur; ikincisi hep daha faydalıdır.
Bir sonraki bölümde mütareke sonrasına geçiyoruz: işgal yılları, kongreler ve son Osmanlı Mebusan Meclisi.
Sıkça Sorulan Sorular
Medine müdafaası ne kadar sürdü?
1916 yazında başlayan kuşatma, Ocak 1919'daki teslime kadar yaklaşık iki buçuk yıl sürdü. Mondros Mütarekesi'nden sonra da bir süre devam etti.
Fahreddin Paşa kimdir?
1868 Rusçuk doğumlu bir Osmanlı subayıdır. Hicaz Kuvve-i Seferiyye kumandanı olarak Medine'nin savunmasını yönetti; teslimden sonra Malta'da esaret gördü, 1921'de döndü ve Kâbil'de büyükelçilik yaptı. 1948'de vefat etti.
Mukaddes Emanetler neden İstanbul'a gönderildi?
Kuşatma uzayınca şehrin düşme ihtimaline karşı emanetlerin korunması amacıyla 1917'de İstanbul'a gönderildi. Topkapı Sarayı'nda muhafaza edilmektedir.
Hicaz Demiryolu kuşatmada ne rol oynadı?
Medine'nin tek ikmal hattıydı. 1916'dan itibaren yapılan baskınlarla raylar ve köprüler tahrip edilince şehir erzak ve haber bakımından yalnız kaldı.
Şerif Hüseyin isyanı nasıl değerlendirilmelidir?
Savaş şartlarında belirli bir siyasî önderliğin İngiltere ile yürüttüğü görüşmeler sonucu aldığı bir karardır. Bütün bir halka mal edilmesi tarihî gerçeklikle bağdaşmaz; Osmanlı saflarında görev yapan Arap asker ve memurlar da vardı.
