Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Mekke'nin Fethi: Bir Şehrin Affedilerek Kazanılması

Mekke, hicretin sekizinci yılı Ramazan ayında (miladî 630 başları) fethedildi. Yirmi bir yıl önce kendisini yurdundan çıkaran şehre on bin kişilik bir orduyla giren Peygamber Efendimiz (s.a.s.), neredeyse hiç kan dökülmeden şehri teslim aldı ve karşısındaki topluluğa toplu af ilan etti. Fethi tarihe geçiren şey, savaşın değil bu affın büyüklüğüdür.

Barışı bozan gece

Hikâye aslında iki yıl önce, Hudeybiye'de imzalanan antlaşmayla başlar. O antlaşmaya göre taraflar on yıl savaşmayacak, isteyen kabile Müslümanlarla, isteyen Kureyş'le ittifak kurabilecekti. Huzâa kabilesi Müslümanların, Benî Bekir ise Kureyş'in yanında yer aldı.

Aradan geçen zamanda eski bir husumet yeniden alevlendi. Benî Bekir, gece karanlığında Huzâa'ya baskın düzenledi. Üstelik saldırı, kan dökülmesi yasak olan Harem sınırlarına kadar sürdü. Kaynaklar, Kureyş'ten bazı kişilerin bu baskına silah ve adam desteği verdiğini nakleder. Yani antlaşmayı bozan taraf açıktı.

Huzâa'dan bir heyet Medine'ye geldi ve olanları anlattı. Antlaşmanın güvencesi altındaki bir müttefik saldırıya uğramıştı; bu, sözün açıkça çiğnenmesiydi.

Kureyş de kısa sürede yaptığının ağırlığını fark etti. Ebû Süfyân, antlaşmayı tazelemek için bizzat Medine'ye gitti. Kimseyi ikna edemeden geri döndü. Karar verilmişti.

On bin kişilik sessiz yürüyüş

Efendimiz (s.a.s.) hazırlıkları büyük bir gizlilik içinde yürüttü. Amaç baskın yapmak değil, Mekke'yi çatışmaya fırsat bulamayacağı bir hazırlıksızlıkta yakalayarak kan dökülmesini önlemekti. Bu, savaşı kazanmak için değil, savaşı yaşatmamak için kurulmuş bir plandı.

Ramazan ayında yola çıkan ordunun sayısı kaynaklarda on bin olarak verilir. Mekke'ye bir konak mesafedeki Merrüzzahrân'da konaklandığında, Efendimiz her askere ayrı ateş yaktırdı. Vadi baştan başa alevlerle doldu. Şehirden bakan biri için manzara tek bir şey anlatıyordu: direnmenin bir anlamı yok.

O gece Ebû Süfyân, olan biteni anlamak için dışarı çıktığında Hz. Abbas ile karşılaştı ve onun himayesinde Efendimizin huzuruna getirildi. Yıllarca İslam'ın karşısında duran bu adam, o gece Müslüman oldu.

Ardından şehre şu ilan gönderildi: Ebû Süfyân'ın evine sığınan emniyettedir. Kapısını kapatıp evinde oturan emniyettedir. Mescid-i Haram'a giren emniyettedir.

Bu üç cümle, aslında bir teslim alma planından çok bir can güvenliği ilanıdır. İnsanlara direnmemeleri için üç ayrı kapı açılmıştır.

Şehre giriş

Ordu dört koldan Mekke'ye girdi. Hâlid b. Velîd'in ilerlediği kolda küçük bir direnişle karşılaşıldı; onun dışında ciddi bir çarpışma yaşanmadı. Yirmi bir yıl önce gizlice terk etmek zorunda kaldığı şehre giren Efendimiz, devesinin üzerinde başını neredeyse semerine değecek kadar eğmişti. Zafer sarhoşluğu değil, şükür hâliydi.

Kâbe'nin çevresinde yüzlerce put duruyordu. Efendimiz onları teker teker devirirken şu ayeti okuyordu:

جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُۜ اِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً

"Hak geldi, bâtıl yok oldu. Şüphesiz bâtıl yok olmaya mahkûmdur." (İsrâ, 81 — Buhârî, Meġāzî, 48; Müslim, Cihâd, 87)

Kâbe'nin içi de temizlendi, Hz. İbrâhim ve Hz. İsmâil'i yanlış biçimde tasvir eden resimler silindi. İbadetin merkezi, kuruluş amacına döndürüldü.

"Gidin, hepiniz serbestsiniz"

Fethin en çok konuşulan anı budur. Mekkeliler Kâbe'nin çevresinde, kendilerine ne yapılacağını bekliyorlardı. Aralarında yıllarca Müslümanlara işkence edenler, Uhud'da ve Hendek'te karşı safta savaşanlar, hicrete zorlayanlar vardı.

Siyer kaynaklarında nakledildiğine göre Efendimiz onlara, "Benim size ne yapacağımı sanıyorsunuz?" diye sordu. "Hayır umuyoruz; sen kerîm bir kardeş, kerîm bir kardeş oğlusun" dediler. Bunun üzerine Hz. Yûsuf'un kardeşlerine söylediği sözü hatırlatarak cevap verdi: "Bugün size kınama yok. Gidin, hepiniz serbestsiniz."

Bu, dünya tarihinde bir şehrin fethinde görülmüş en geniş kapsamlı aflardan biridir. Ganimet alınmadı, esir edilmedi, kimsenin evine el konulmadı. Sadece çok sınırlı sayıda kişi hakkında, işledikleri belirli suçlar sebebiyle hüküm verildi; onların da çoğu daha sonra affedildi. Efendimizin amcası Hz. Hamza'yı şehit eden Vahşî ile bu olaya karışan Hind bile bu affın kapsamına girdi.

Bilâl-i Habeşî (r.a.), bir zamanlar kızgın kumlarda işkence gördüğü şehirde, Kâbe'nin damına çıkıp ezan okudu.

Zaferin gölgesinde bir hesap sorma

Fethin hemen ardından yaşanan bir olay, İslam'ın savaş hukukunu anlamak bakımından önemlidir. Hâlid b. Velîd (r.a.), çevredeki Benî Cezîme kabilesine İslam'a davet için gönderilmişti. Kabile mensuplarının kullandığı ifadeyi yanlış anlaması üzerine bazı kişiler öldürüldü.

Haber Medine'ye ulaştığında Efendimiz ellerini kaldırıp "Allah'ım! Hâlid'in yaptığından uzak olduğumu sana arz ederim" dedi (Buhârî, Meġāzî, 58). Ardından Hz. Ali'yi gönderip öldürülenlerin diyetini ve zayi olan malların bedelini ödetti; hatta ihtiyata binaen fazlasını verdirdi.

Yani zafer sarhoşluğu, haksızlığı örtmenin gerekçesi yapılmadı. Kendi komutanının hatası, kendi ordusunun galibiyet gününde, açıkça tazmin edildi.

Fetihten sonra ne değişti?

Mekke'nin fethi bir şehrin el değiştirmesinden ibaret değildi. Kureyş'in direnci kırılınca, ona bakarak tavır belirleyen kabileler de birer birer İslam'a girmeye başladı. Ertesi yıl Medine'ye o kadar çok heyet geldi ki o yıl "heyetler yılı" diye anıldı.

Hicret hükmü de değişti. Artık Mekke'den Medine'ye göç etmek zorunlu değildi:

"Fetihten sonra hicret yoktur; fakat cihad ve niyet vardır. Sizden savaşa çağrıldığınızda hemen çıkın." (Buhârî, Cihâd, 1; Müslim, İmâre, 85)

Kur'an'ın Nasr sûresi, bu dönemin ruhunu üç kısa ayette özetler: yardım gelmiş, insanlar bölük bölük dine girmiştir; yapılacak şey övünmek değil, Rabbi hamd ile tesbih etmek ve bağışlanma dilemektir.

Bu tarihten bugüne kalan ders

Mekke'nin fethinde asıl mesele şehrin alınması değildi; şehir zaten kaçınılmaz olarak alınacaktı. Mesele, gücün eline geçtiği anda insanın ne yaptığıydı.

Güç, intikamın fırsatı değildir. Yirmi bir yıllık eziyetin hesabını sorabilecek konuma gelen bir insan, o hesabı sormamayı seçti. Bugün bir tartışmada, bir aile meselesinde, bir iş ilişkisinde üstünlüğü ele geçirdiğimizde aklımıza gelmesi gereken sahne budur.

Kazanmak, hatayı örtmez. Zafer günü bile bir haksızlığın tazmin edilmesi, adaletin taraf gözetmediğini gösterir.

Fetih, kalpleri kazanmakla tamamlanır. Mekke'yi asıl İslam'a bağlayan, on bin kişilik ordu değil, o orduyu getiren insanın affıydı. Nitekim o gün canını bağışlatanların birçoğu, kısa süre sonra gönlünü de teslim etti.

Sıkça Sorulan Sorular

Mekke'nin Fethi ne zaman gerçekleşti?

Hicretin sekizinci yılı Ramazan ayında, miladî 630 yılının başlarında gerçekleşti. Şehre giriş, Ramazan'ın son on gününe denk gelmiştir.

Mekke'nin Fethi'nin sebebi nedir?

Hudeybiye Antlaşması'nın bozulmasıdır. Kureyş'in müttefiki Benî Bekir, Müslümanların müttefiki Huzâa kabilesine baskın düzenlemiş, Kureyş'ten bazı kişiler bu saldırıya destek vermiştir. Antlaşmayı yenileme girişimi sonuçsuz kalınca sefere çıkılmıştır.

Fetih sırasında çatışma yaşandı mı?

Neredeyse yaşanmadı. Yalnızca Hâlid b. Velîd'in ilerlediği kolda küçük bir direnişle karşılaşıldı. Şehre üç ayrı eman ilanıyla girildiği için büyük bir çarpışma olmadı.

Mekkeliler cezalandırıldı mı?

Hayır, genel af ilan edildi. Ganimet alınmadı, esir edilmedi, mallara el konulmadı. Yalnızca çok sınırlı sayıda kişi hakkında belirli suçlar sebebiyle hüküm verildi; onların da çoğu sonradan affedildi.

Kâbe'deki putlar ne oldu?

Fetihten sonra Kâbe'nin içi ve çevresi putlardan temizlendi. Efendimiz bu sırada "Hak geldi, bâtıl yok oldu" ayetini okumuştur (İsrâ, 81).

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar