Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Mescid-i Nebevî'nin İnşası: Bir Mescidin Kurduğu Şehir

Mescid-i Nebevî, hicretin birinci yılında Rebiülevvel ayında, Efendimiz'in (s.a.s.) Medine'ye varışından hemen sonra inşa edilmeye başlandı. Kerpiç duvarlı, hurma kütüğü sütunlu, toprak zeminli bu sade yapı sadece bir namaz yeri değildi; yeni kurulan toplumun okulu, meclisi, mahkemesi ve misafirhanesiydi.

Rebiülevvel ayındayız. Hicrî takvimde bu ay, Efendimiz'in doğumuyla anıldığı kadar bir başka olayla da anılır: Mekke'den yola çıkan kafilenin Medine'ye ulaşması ve orada bir şehrin baştan kurulması. O kuruluşun ilk taşı da bir mescitti.

Önce Kubâ: yolun kenarında kurulan ilk mescid

Efendimiz (s.a.s.), Hz. Ebûbekir'le birlikte Medine'ye ulaştığında doğrudan şehre girmedi. Rebiülevvel ayının ilk günlerinde Kubâ'ya vardı ve orada Amr b. Avfoğulları arasında birkaç gün kaldı. Bu kısa duraklama boş geçmedi; Kubâ'da İslam tarihinin ilk mescidi inşa edildi.

Kur'an-ı Kerim bu mescitten övgüyle söz eder:

لَمَسْجِدٌ اُسِّسَ عَلَى التَّقْوٰى مِنْ اَوَّلِ يَوْمٍ اَحَقُّ اَنْ تَقُومَ ف۪يهِۜ ف۪يهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ اَنْ يَتَطَهَّرُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّر۪ينَ

"İlk günden takvâ üzere kurulan mescid, içinde namaza durmana elbette daha lâyıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da temizlenenleri sever." (Tevbe, 108)

Bir topluluk yeni bir yere vardığında önce sığınacak yer yapar. Burada olan başka bir şeydi: önce secde edilecek yer yapıldı. Bu tercih, sonraki bütün düzenin habercisiydi.

Devenin çöktüğü yer

Kubâ'dan Medine'ye doğru yola çıkıldığında, Rânûnâ vadisinde ilk Cuma namazı kılındı. Şehre girildiğinde ise her kabile Efendimiz'i (s.a.s.) kendi mahallesinde ağırlamak istiyordu. Herkesin gönlünü kırmamak için Efendimiz, devesi Kasvâ'nın serbest bırakılmasını istedi ve "Bırakın onu, o memurdur" anlamında bir söz söyledi.

Deve, Neccâroğulları yurdunda, hurma kurutmaya ayrılmış boş bir harman yerinde çöktü. Burası Sehl ve Süheyl adında iki yetim kardeşe aitti. Efendimiz araziyi bağış olarak almadı; bedelini ödeyerek satın aldı (Buhârî, Salât 48). Yetim malına dokunulmaması konusundaki hassasiyet, mescidin daha temeli atılmadan gösterilmiş oldu.

Arazi düzeltildi. Üzerindeki hurma ağaçları kesildi, harabeler kaldırıldı, orada bulunan eski müşrik kabirleri nakledildi. Ardından kerpiç dökülmeye başlandı.

Herkesin taş taşıdığı bir şantiye

İnşaatın en dikkat çekici tarafı, Efendimiz'in (s.a.s.) işin başında durup emir vermekle yetinmemesidir. O da diğerleriyle birlikte taş ve kerpiç taşıdı. Sahâbe çalışırken basit beyitler söylüyor, birbirlerine moral veriyorlardı. Bir devlet başkanının, bir peygamberin sırtında toprak taşıdığı bir kuruluş sahnesi… Sonraki nesillerin liderlik anlayışına bundan daha net bir ölçü verilemezdi.

Yapı son derece sadeydi:

  • Duvarlar kerpiçten örüldü.
  • Sütunlar hurma kütüklerinden yapıldı.
  • Çatı hurma dallarıyla örtüldü; yağmurda su damlatırdı.
  • Zemin topraktı; sonradan çakıl serildi.
  • Kıble başlangıçta Kudüs yönündeydi; hicretin ikinci yılında Kâbe'ye çevrildi.

Mescidin bitişiğine Efendimiz'in ailesi için küçük odalar yapıldı. Bu odaların mescide açılması tesadüf değildi: evle mabet arasında mesafe bırakılmamıştı.

Suffe: çatısı hurma dalı olan ilk mektep

Mescidin kuzey tarafında gölgelik bir bölüm ayrıldı. Buraya "Suffe" dendi. Mekke'den ailesini ve malını bırakıp gelen, Medine'de yurdu olmayan sahâbîler burada kalıyordu. Ashâb-ı Suffe diye anılan bu topluluk gündüzleri çalışıyor, gecelerini Kur'an öğrenerek geçiriyordu.

Suffe'nin İslam tarihindeki yeri büyüktür. Buradan yetişen isimler daha sonra kabilelere öğretmen olarak gönderilmiş, hadis rivayetinin önemli bir kısmı bu halkadan geçmiştir. Ebû Hüreyre'nin (r.a.) binlerce hadis rivayet edebilmesinin arkasında, Suffe'de geçirdiği ve Efendimiz'in yanından ayrılmadığı yıllar vardır.

Bir bina değil, bir merkez

Mescid-i Nebevî'nin işlevini yalnızca ibadetle sınırlamak, orada olan biteni anlamamak olur. Bu yapı aynı anda pek çok şeydi:

  • Beş vakit namazın ve Cuma'nın kılındığı mabet.
  • Kur'an'ın öğretildiği, sorulara cevap verildiği eğitim yeri.
  • Toplumu ilgilendiren kararların istişare edildiği meclis.
  • Anlaşmazlıkların çözüldüğü mahkeme.
  • Dışarıdan gelen heyetlerin ağırlandığı kabul salonu.
  • Kimsesizlerin barındığı, yardımın dağıtıldığı sosyal merkez.

Aynı dönemde Medine'de iki büyük adım daha atıldı. Birincisi muâhât, yani Muhâcir ile Ensar'ın birebir kardeş ilan edilmesiydi. Ensar, evini ve kazancını Mekke'den gelen kardeşiyle paylaştı. İkincisi, şehirde yaşayan Müslümanlar, Yahudi kabileleri ve diğer gruplar arasında yazılı bir metinle kurulan ortak yaşama düzeniydi. Bu metin; can güvenliği, din serbestisi, ortak savunma ve anlaşmazlıkların çözüm merciini belirliyordu. Kaynakların naklettiği bu düzenleme, farklı inanç gruplarının haklarının yazıyla güvence altına alındığı erken örneklerden biri olarak kabul edilir.

Mescid-i Nebevî'de namazın fazileti

Efendimiz (s.a.s.) bu mescit hakkında şöyle buyurmuştur: "Benim şu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram dışındaki mescidlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir." (Buhârî, Fazlü's-salât fî mescidi Mekke ve'l-Medîne 1; Müslim, Hac 505)

Bu fazilet, yapının taşından toprağından değil, orada kurulan hayattan gelir. Nitekim mescit asırlar boyunca defalarca genişletildi; bugün yüzbinlerce kişiyi alan devasa bir yapıya dönüştü. Ama onu Mescid-i Nebevî yapan şey, ilk günkü kerpiç duvarların içinde şekillenen ölçüdür.

Bu tarihten bugüne kalan ders

Medine'de bir devlet kurulurken ilk yapılan iş saray, kale veya pazar yeri değildi. Toplumun merkezine secde konuldu; geri kalan her şey onun etrafında düzenlendi. Bugün de bir mahallenin, bir ailenin, bir insanın hayatında neyin merkeze konduğu geri kalan her şeyi belirliyor.

İkinci ders, arsanın satın alınmasında saklı. Din adına yapılan bir iş, bir yetimin hakkı çiğnenerek yapılmadı. Niyetin güzelliği, yöntemin doğruluğunu ortadan kaldırmaz; bu ilke bugün hayır işlerinde de aynen geçerlidir.

Üçüncüsü ise sadelik. Çatısı yağmur damlatan bir mescitten, dünyanın en köklü ilim geleneği çıktı. Demek ki bir mekânı değerli kılan mermeri değil, içinde ne yapıldığıdır.

Sıkça Sorulan Sorular

Mescid-i Nebevî ne zaman inşa edildi?

Hicretin birinci yılında, Efendimiz'in (s.a.s.) Medine'ye varışının hemen ardından Rebiülevvel ayında inşasına başlanmış, birkaç ay içinde tamamlanmıştır.

İslam tarihindeki ilk mescid hangisidir?

Kubâ Mescidi'dir. Efendimiz Medine'ye girmeden önce Kubâ'da kısa süre kalmış ve orada ilk mescidi kurmuştur. Kur'an'da "takvâ üzere kurulan mescid" ifadesiyle anıldığı belirtilir (Tevbe, 108).

Mescid-i Nebevî'nin arsası nasıl temin edildi?

Arazi, Neccâroğulları'ndan iki yetim kardeşe ait bir harman yeriydi. Efendimiz bu araziyi bağış olarak kabul etmemiş, bedelini ödeyerek satın almıştır (Buhârî, Salât 48).

Ashâb-ı Suffe kimlerdir?

Mescidin gölgelikli bölümünde kalan, yurdu ve malı olmayan sahâbîlerdir. Kur'an ve sünnet eğitimiyle meşgul olmuşlar, daha sonra ilim ve tebliğ hizmetinde önemli roller üstlenmişlerdir.

Mescid-i Nebevî'de kılınan namazın fazileti nedir?

Bir hadiste, Mescid-i Haram dışındaki mescidlerde kılınan bin namazdan daha faziletli olduğu bildirilmiştir (Buhârî, Fazlü's-salât fî mescidi Mekke ve'l-Medîne 1; Müslim, Hac 505).

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar