Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: Belh'ten Konya'ya Bir Gönül Yolculuğu
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Belh'te doğup Konya'da vefat eden, önce fıkıh âlimi ve müderris, sonra tasavvufun en tanınmış isimlerinden biri olmuş bir Allah dostudur. Mesnevî'siyle yedi asırdır gönüllere seslenir; kendi ifadesiyle "Kur'an'ın bendesi ve Hz. Muhammed'in (s.a.s.) yolunun toprağı"dır.
Adı dünyanın dört bir yanında biliniyor; peki gerçekte kimdi Mevlânâ? Şiirlerinden cümleler paylaşılıyor, semâ gösterileri izleniyor; ama onun her şeyden önce sağlam bir medrese tahsili almış, talebe okutmuş, ömrünü Kur'an ve sünnet çizgisinde geçirmiş bir âlim olduğu çoğu zaman gözden kaçıyor. Bu kıssada onu kaynakların çizdiği çerçevede tanımaya çalışalım.
Belh'ten Anadolu'ya Uzanan Yol
Muhammed Celâleddîn, 30 Eylül 1207'de bugünkü Afganistan sınırları içindeki Belh şehrinde doğdu. Babası, "Sultânü'l-ulemâ" (âlimlerin sultanı) diye anılan Bahâeddin Veled adlı büyük bir âlimdi. Celâleddin henüz çocukken aile Belh'ten ayrıldı; Moğol istilasının ayak sesleri bütün Horasan'ı tedirgin ediyordu. Kafile hac vazifesinin ardından Şam ve Anadolu güzergâhıyla yıllarca süren bir yolculuk yaptı, bir süre Karaman'da kaldı. Mevlânâ burada Gevher Hatun'la evlendi; oğulları Sultan Veled ile Alâeddin burada dünyaya geldi.
Nihayet Selçuklu sultanının davetiyle aile 1228'de Konya'ya yerleşti. Bahâeddin Veled şehrin medresesinde ders vermeye başladı; iki yıl sonra vefat edince kürsü, henüz yirmili yaşlarındaki oğluna kaldı.
Müderris Mevlânâ: İlim Yılları
Babasının talebesi Seyyid Burhâneddin Muhakkık-ı Tirmizî, genç Celâleddin'in hem hocası hem gönül terbiyecisi oldu. Onun yönlendirmesiyle Halep ve Şam medreselerinde fıkıh, tefsir ve hadis tahsilini derinleştirdi. Konya'ya döndüğünde artık dört başı mamur bir âlimdi: Fetva veriyor, medresede yüzlerce talebeye ders okutuyordu. "Mevlânâ" (efendimiz) unvanı da ona bu yıllarda, talebelerinin hürmetinin ifadesi olarak verildi.
Yani Mevlânâ, sonradan söylenegelen kimi hikâyelerin aksine, tasavvufa ilimsiz bir coşkuyla değil; sağlam bir usul ve bilgi üzerinden yürüdü. Önce kitap, sonra gönül; önce zâhir, sonra bâtın. Bu sıralama, onun yolunu bugün de sahih kılan şeydir.
Şems ile Karşılaşma: Âlimden Âşığa
1244 sonbaharında Konya'ya Tebrizli bir derviş geldi: Şemseddin Muhammed, bilinen adıyla Şems-i Tebrîzî. Kaynaklar bu iki insanın karşılaşmasını farklı şekillerde anlatır; kesin olan şu ki bu dostluk Mevlânâ'nın hayatını ikiye böldü. Uzun sohbetler, birlikte geçen aylar... Müderris Mevlânâ, ilmini terk etmeden onun üzerine bir de aşkı giydi. Kendisinin özetlediği söylenen o meşhur söz bu dönüşümü anlatır: "Hamdım, piştim, yandım."
Bu yakınlık kimi talebeleri rahatsız etti. Şems bir gün Konya'dan ayrıldı, geri çağrıldı, sonra bir daha görünmedi. Âkıbeti hakkında kesin bilgi yoktur; öldürüldüğü de söylenmiştir, sessizce şehri terk ettiği de. Mevlânâ onu yıllarca aradı; sonunda aradığını kendi gönlünde buldu. Sonraki yıllarında Selâhaddin Zerkûb ve Hüsâmeddin Çelebi, onun sohbet arkadaşları ve halifeleri oldu.
Mesnevî ve Diğer Eserleri
Hüsâmeddin Çelebi'nin teşvikiyle Mevlânâ, tasavvuf tarihinin en tanınmış eserini söylemeye başladı: Mesnevî. Yaklaşık yirmi beş bin beyitlik bu eser, ayet ve hadislerin etrafında örülmüş kıssalar ve hikmetlerle doludur; kendisi onu "dinin usûlünün usûlünün usûlü" diye tanıtır. Coşkun şiirlerini topladığı Dîvân-ı Kebîr, sohbetlerinin derlendiği Fîhi Mâ Fîh, yedi vaazını içeren Mecâlis-i Seb'a ve Mektûbât, ondan geriye kalan diğer eserlerdir.
Kur'an ve Sünnet Çizgisinde Bir Sûfî
Mevlânâ'yı doğru anlamanın anahtarı, onun kendi sözündedir. Rubâîlerinde geçen meşhur ifadesiyle der ki: "Canım tenimde oldukça Kur'an'ın bendesiyim; Muhammed Muhtâr'ın (s.a.s.) yolunun toprağıyım. Kim benden bundan başka bir söz naklederse, o sözden de onu söyleyenden de uzağım." Onun zikir meclisleri, semâı, şiiri; hepsi bu merkezin etrafında döner. Semâ da sonradan oğlu Sultan Veled eliyle âdâbı belirlenen bir zikir ve coşku ifadesidir; gösteriden önce ibadet vecdiyle ilgilidir.
Kalbin ancak Allah'ı anmakla sükûn bulacağını Kur'an bize şöyle bildirir:
الَّذِينَ آمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللَّهِ أَلَا بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
"Onlar, iman eden ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşan kimselerdir. Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur." (Ra'd, 28)
Mevlânâ'nın insanlara bakışını besleyen ölçü de yine sünnettedir. Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Allah sizin bedenlerinize ve sûretlerinize bakmaz; fakat kalplerinize ve amellerinize bakar." (Müslim, Birr 34)
Dış görünüşe değil gönle bakan bu nebevî ölçü, Mevlânâ'nın dilinde şiire dönüşmüştür. Onun kapısına gelen günahkârı azarlamayışı, ümitsizliğe düşmüş nice insana tövbe kapısını göstermesi bundandır; çünkü Rabbimiz "Ey kendi aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin" buyurur (Zümer, 53).
Şeb-i Arûs: Düğün Gecesi
Mevlânâ, 17 Aralık 1273'te Konya'da vefat etti. Ölümü bir yok oluş değil, Sevgili'ye kavuşma sayardı; bu yüzden vefat gecesine "Şeb-i Arûs", yani düğün gecesi denildi. Cenazesinde Müslümanlarla birlikte Hristiyan ve Yahudilerin de ağladığı nakledilir; çünkü herkes onda kendi derdine bir merhem bulmuştu. Kabri üzerindeki yeşil kubbe, bugün Konya'nın simgesidir.
Bu Kıssadan Çıkan Ders
Mevlânâ'nın hayatı önce şunu öğretir: Gönül yolculuğu ilimle başlar. O, Kur'an ve sünneti öğrenmeden aşkı konuşmadı; konuştuğunda da hep o ikisine yaslandı. İkincisi, kayıplar insanı bitirmez; Şems'ini kaybeden Mevlânâ, acısını Mesnevî gibi bir hazineye dönüştürdü. Üçüncüsü de şu: İnsanlara sûretiyle değil kalbiyle bakmak, nebevî ahlâkın tâ kendisidir. Ümitsizliğe düşen herkese onun hatırlattığı kapı bugün de açıktır: Rahmetinden ümit kesilmeyen bir Rab'bimiz var.
Sıkça Sorulan Sorular
Mevlânâ kimdir, kısaca?
1207'de Belh'te doğan, 1273'te Konya'da vefat eden fıkıh âlimi ve mutasavvıftır. Önce medrese hocası olarak tanınmış, Şems-i Tebrîzî ile karşılaşmasından sonra tasavvuf yoluna yoğunlaşmış, Mesnevî başta olmak üzere eserleriyle dünya çapında tanınmıştır.
Mevlânâ'nın en önemli eseri hangisidir?
Mesnevî'dir; yaklaşık yirmi beş bin beyitten oluşur ve ayetlerle hadislerin etrafında örülen kıssalarla hikmetleri anlatır. Bunun yanında Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mecâlis-i Seb'a ve Mektûbât adlı eserleri vardır.
Şeb-i Arûs ne demektir?
"Düğün gecesi" demektir. Mevlânâ ölümü Rabbine kavuşma olarak gördüğü için vefat ettiği 17 Aralık gecesi bu adla anılır ve her yıl Konya'da anma törenleri yapılır.
Mevlânâ hangi dine ve mezhebe bağlıydı?
Mevlânâ, Ehl-i Sünnet çizgisinde bir Müslüman âlimdir; fıkıhta Hanefî mezhebine bağlıydı. "Kur'an'ın bendesiyim, Hz. Muhammed'in (s.a.s.) yolunun toprağıyım" sözü, onun ölçüsünü kendi dilinden ortaya koyar.
Yorumlar