Mus'ab bin Umeyr (r.a.): Mekke'nin En Zarif Gencinden Uhud'un Sancaktarına
Mus'ab bin Umeyr (r.a.), Mekke'nin en varlıklı ve en gösterişli gençlerinden biriyken imanı seçti. Annesinin servetini de, üstündeki ipekleri de geride bıraktı. İslam'ın ilk öğretmeni olarak Medine'yi aydınlattı ve Uhud'da, iki kolu da kesildikten sonra sancağı göğsüne basarak şehit oldu. Onun hayatı, bir gencin uğrunda her şeyden geçebileceği bir davanın hikâyesidir.
Mekke sokaklarında yürürken herkesin dönüp baktığı bir genç düşünün. Üzerinde en pahalı kumaşlar, saçından yükselen en güzel koku, adımlarında zenginliğin verdiği o rahatlık... Kureyş'in dillere destan delikanlısı Mus'ab bin Umeyr işte böyle biriydi. Sonra bir gün, bütün bunları bir kenara bıraktı. Peki bir insanı, sahip olduğu her şeyi terk etmeye götüren şey neydi?
Mekke'nin Gözde Genci
Mus'ab, Mekke'nin köklü ailelerinden birinde, bolluk içinde büyüdü. Annesi Hunâs binti Mâlik, hem varlıklı hem de sözü geçen, oğlu üzerine titreyen bir kadındı. Onu en güzel şekilde giydirir, hiçbir isteğini geri çevirmezdi. Rivayetlere göre Mekkeliler zarafeti ve giyim kuşamı ondan öğrenir, "en nazik, en bakımlı genç" denince akla o gelirdi. Dünya, bir gence sunabileceği her şeyi Mus'ab'ın önüne sermişti.
Fakat bu parlak dış görünüşün altında, hakikati arayan bir kalp vardı. Peygamber Efendimizin (s.a.s.) Safâ tepesinin yanındaki Dârülerkam'da insanları gizlice İslam'a davet ettiği günlerdi. Mus'ab, merakına yenilip o meclise girdi ve dinlediği âyetler karşısında kalbi titredi. Çıktığında artık başka bir insandı.
Bir İman, Ağır Bir İmtihan
Mus'ab imanını bir süre gizledi; çünkü annesinin tepkisini biliyordu. Ne var ki sır uzun sürmedi. Müslüman olduğu duyulunca annesi önce yalvardı, sonra öfkeye kapıldı. Rivayet edildiğine göre onu bir odaya kapatıp hareketini kısıtladı. O şımartılan, el üstünde tutulan genç, şimdi imanı yüzünden kendi evinde mahsur kalmıştı.
İlk Müslümanlara yapılan baskılar artınca Efendimiz bir grup sahâbîyi Habeşistan'a hicrete yönlendirdi; Mus'ab da bu kafiledeydi. Bir müddet sonra Mekke'ye döndüğünde onu görenler gözlerine inanamadı. Eskiden en pahalı kumaşlara bürünen delikanlı, şimdi yamalı bir hırka içindeydi. Ama yüzündeki huzur, o eski günlerin hiçbirinde yoktu. Servetini kaybetmiş, fakat kendini bulmuştu.
İslam'ın İlk Muallimi ve Elçisi
Mus'ab'ın asıl büyük hizmeti bundan sonra başladı. Medineli bir grup Müslüman, Birinci Akabe Biatı'nda Efendimize bağlılık sözü verince, kendilerine dini öğretecek bir muallim istediler. Peygamberimiz bu ağır vazife için genç Mus'ab'ı seçti. Böylece o, İslam tarihinin ilk resmî öğretmeni ve elçisi olarak Medine'ye gönderildi.
Medine'de Es'ad bin Zürâre'nin (r.a.) misafiri oldu ve sabırla, tatlı diliyle insanlara Kur'an öğretmeye başladı. Siyer kaynaklarında nakledildiğine göre, kabilesinin ileri gelenlerinden Üseyd bin Hudayr ve ardından Sa'd bin Muâz, önce onu susturmaya gelmiş; ama Mus'ab'ın sükûneti ve okuduğu âyetler karşısında kalpleri yumuşayıp Müslüman olmuşlardı. Sa'd bin Muâz'ın imana gelmesiyle koca bir kabile, Benî Abdüleşhel, bir günde İslam'la şereflendi. Mus'ab'ın Medine'ye ektiği tohum öyle bereketliydi ki, Efendimiz oraya hicret ettiğinde kendisini karşılamaya hazır bir şehir buldu.
مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ ۖ فَمِنْهُم مَّن قَضَىٰ نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ ۖ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلًا
"Müminlerden öyle yiğitler vardır ki, Allah'a verdikleri sözde durdular. Onlardan kimi adağını (canını) verdi, kimi de (sırasını) beklemektedir. Onlar sözlerini asla değiştirmediler." (Ahzâb, 23)
Uhud'da Elden Ele Geçmeyen Sancak
Hicretin üçüncü yılında Uhud Savaşı patlak verdiğinde, İslam ordusunun sancağını taşıma şerefi yine Mus'ab'a verildi. Savaşın seyri Müslümanların aleyhine döndüğü o kritik anda, düşman doğrudan Efendimizi hedef aldı. Mus'ab, sancağı dimdik tutarak Resûlullah'ın önünde bir kalkan gibi durdu.
Siyer kaynaklarında anlatıldığına göre bir müşrik, kılıç darbesiyle Mus'ab'ın sağ kolunu kesti. O, sancağı hemen sol eline aldı ve "Muhammed ancak bir elçidir…" âyetini okumaya devam etti. İkinci darbeyle sol kolu da düşünce, sancağı iki pazusu arasında göğsüne bastırıp yere düşürmedi. Nihayet bir mızrak darbesiyle ruhunu teslim ettiğinde bile, taşıdığı bayrağın yere değmemesi için son nefesine kadar direnmişti. O düştü, ama sancak düşmedi.
Bir Hırkaya Sığmayan Vedâ
Savaş bittiğinde onu defnetmek istediklerinde, sahâbenin yüreğini dağlayan bir manzarayla karşılaştılar. Bu sahneyi bizzat yaşayan Habbâb bin el-Eret (r.a.) şöyle anlatır:
"Mus'ab bin Umeyr Uhud günü şehit edildi. Onu kefenleyecek, üzerine örttüğümüzde başını örtünce ayakları, ayaklarını örtünce başı açıkta kalan kısa bir hırkadan başka bir şeyimiz yoktu. Bunun üzerine Peygamber (s.a.s.) başını örtmemizi, ayaklarının üzerine de birkaç izhir otu koymamızı emretti." (Buhârî, Cenâiz 27; Müslim, Cenâiz 44)
Mekke'nin en pahalı kumaşlarına bürünen o genç, şimdi bedenini tam örtmeye yetmeyen bir hırkanın içindeydi. Rivayet edilir ki Efendimiz, şehitlerin başında dururken gözleri dolmuş, Mus'ab'ın haline bakıp onun Mekke'de kendisinden çok daha bolluk içinde, çok daha güzel giyimli olduğu günleri hatırlamıştı. Dünyanın en zengin gençlerinden biri, en sade kefenle Rabbine kavuşuyordu; ama arkasında dünya dolusu servetten çok daha kıymetli bir miras bırakmıştı: dosdoğru bir iman ve yere düşmeyen bir sancak.
Bu Kıssadan Çıkan Ders
Mus'ab bin Umeyr'in hayatı, birbirine bağlı birkaç dersi önümüze koyar. Birincisi: Değerimiz, üzerimizdeki elbiseyle değil, kalbimizdeki imanla ölçülür. O, bütün bir servetten vazgeçince fakirleşmedi; asıl o zaman zenginleşti. İkincisi: Genç yaş, büyük işlere engel değildir. Koca bir şehri imana hazırlayan, yorulmadan ders veren bu muallim henüz gencecik bir delikanlıydı. Üçüncüsü: Bir davaya gönül veren insan, sancağı yere düşürmez. İki kolunu da kaybeden Mus'ab'ın son ana kadar bayrağı göğsünde tutması, emaneti ne pahasına olursa olsun taşımanın timsalidir.
Belki de onun bize sessiz vasiyeti şudur: Dünya sana ne verdiyse emanettir; asıl bakılacak olan, elin boşaldığında kalbinde ne kaldığıdır.
Sıkça Sorulan Sorular
Mus'ab bin Umeyr kimdir?
Mekke'nin en varlıklı ve zarif gençlerinden biriyken İslam'ı kabul eden, bu uğurda servetini ve rahatını terk eden bir sahâbîdir. İslam'ın ilk öğretmeni ve elçisi olarak Medine'ye gönderilmiş, Hicretin 3. yılında Uhud Savaşı'nda sancaktar olarak şehit olmuştur.
Mus'ab bin Umeyr neden "İslam'ın ilk muallimi" sayılır?
Birinci Akabe Biatı'ndan sonra Medineli Müslümanlara Kur'an ve İslam'ı öğretmesi için Peygamberimiz tarafından resmen görevlendirildiği için bu unvanla anılır. Medine'de yürüttüğü tebliğ, şehri Efendimizin hicretine hazırlamıştır.
Mus'ab bin Umeyr nasıl şehit oldu?
Uhud Savaşı'nda İslam sancağını taşırken düşmana karşı Peygamberimizin önünde durdu. Önce sağ, sonra sol kolu kesildi; buna rağmen sancağı göğsüne bastırarak yere düşürmedi ve nihayet aldığı bir mızrak darbesiyle şehit oldu.
Mus'ab bin Umeyr'in kefen hikâyesi neyi anlatır?
Şehit edildiğinde onu örtecek, ancak baş ya da ayaklarından birini kapatabilen kısa bir hırkadan başka bir şey bulunamamıştır (Buhârî, Cenâiz 27). Bu sahne, dünyanın en gösterişli gençlerinden birinin, en sade hâliyle nasıl büyük bir izzete kavuştuğunu hatırlatır.
Yorumlar