Ormanı Yakmak İslam'da Nasıl Bir Günahtır?
Ormanı kasten yakmak, İslam'da hem "yeryüzünde fesat çıkarma" kapsamına giren ağır bir günah hem de topluma karşı işlenmiş bir kul hakkı suçudur. Zarar; insanların canına, malına, hayvanlara ve gelecek nesillerin hakkına dokunduğu için sorumluluk yalnızca kişisel bir günahla sınırlı kalmaz.
Bu yaz Türkiye yine alevlerle boğuştu. Antalya'dan Muğla'ya, Balıkesir'den İzmir'e peş peşe yangın haberleri geldi; kimi ihmalden, kimi kasıttan. Ekranda kararan yamaçları izlerken çoğu insanın aklından geçen soru aslında dinî bir soru: Bir insan bunu nasıl yapar, dinimiz buna ne der?
Yeryüzünde fesat: yalnızca bir kabahat değil
Kur'an, insanın toprağa verdiği zararı hafif bir kusur olarak görmez. Onu, imanla doğrudan bağlantılı bir tavır bozukluğu sayar:
وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَا
"Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın." (A'râf, 56)
Başka bir ayette, sözü güzel ama işi yıkıcı olan insan tipi tarif edilir: "O, dönüp gitti mi yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez." (Bakara, 205) Müfessirlerin "ekin ve nesil" ifadesinde gördüğü şey tam olarak budur: hayatın kendisine, üretime ve devamlılığa kastetmek.
Bir ormanı yakmak bu tarifin ders kitabı örneğidir. Yanan sadece ağaç değildir; su rejimi, toprağın tutunması, yaban hayatı, köylünün geçimi, çocukların soluduğu hava… Hepsi aynı anda zarar görür. Fıkıh kaynaklarında korunması istenen beş temel değerin — can, mal, akıl, nesil ve din — en az üçü tek bir kibritle tehlikeye girer.
Ateşle zarar vermenin ayrı bir ağırlığı var
Efendimiz'in (s.a.s.) ateş konusunda özel bir hassasiyeti vardı. Bir seferinde karınca yuvasını yakan sahâbîleri uyarmış, savaşta bile ateşle ceza vermeyi yasaklamıştı: "Ateşle ancak ateşin Rabbi azap eder." (Ebû Dâvûd, Cihâd, 112) Bu ölçü, düşmana karşı bile geçerliyken; kendi ülkesinin ormanına, kendi komşusunun evine ateş düşürmenin nereye oturduğunu tahmin etmek zor değildir.
Savaş hukukunda dahi ağaçlara dokunulmaması esastı. Hz. Ebûbekir'in (r.a.) orduya verdiği talimatta meyve veren ağacın kesilmemesi, sürülerin telef edilmemesi açıkça yer alır. Barış zamanında, hiçbir gerekçe yokken bir dağı ateşe vermek ise adı konulmuş bir cinayettir.
Ağaç dikmek sadaka ise, ağaç yakmak nedir?
Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Bir müslüman bir ağaç diker de ondan bir insan, bir hayvan ya da bir kuş yerse, bu onun için kıyamete kadar sadaka olur." (Buhârî, Muzâraa, 1; Müslim, Müsâkāt, 7)
Şimdi tersini düşünün. Diktiği ağaç kıyamete kadar hayır yazdıran bir insan varsa, on binlerce ağacı yok eden bir insanın defterine ne yazılır? Bir orman yangını, bir kişinin bir anlık öfkesiyle ya da menfaatiyle çıkar; ama zararı otuz-kırk yıl sürer. O yamaç yeniden yeşerene kadar geçen her mevsim, o kul hakkının faturasına eklenir.
Bir kişinin çıkardığı yangın, bin kişinin duasını ve bir bölgenin geçimini birden yakar.
İhmal de sorumluluktur
Yangınların hepsi kasıtla çıkmıyor; bir kısmı söndürülmemiş izmarit, kontrolsüz anız ateşi, piknik ateşi ya da sorumsuzca atılan cam parçasıyla başlıyor. İslam hukukunda kasıt ile ihmalin cezası aynı değildir, ama ihmal de sorumluluk doğurur. Verilen zararın tazmini gerekir; ayrıca ihmal, "bilmiyordum" denilerek kolayca sıyrılınacak bir kapı değildir.
Efendimiz'in (s.a.s.) meşhur ölçüsü burada da geçerlidir: "Zarar vermek de yoktur, zarara zararla karşılık vermek de." (İbn Mâce, Ahkâm, 17 — hasen) İslam'ın çevre anlayışının özeti bir cümleyle söylenecek olsa, bu cümle olurdu.
Yangına karşı müminin sorumluluğu
Yangını çıkarmamak yetmiyor. Bu topraklarda yaşayan herkesin üstünde, gücü nispetinde bir sorumluluk var:
- Riskli günlerde ateş yakmamak, izmarit atmamak, uyarılara uymak.
- Dumanı görünce vakit kaybetmeden ihbar etmek; söndürme ekiplerinin yolunu meraktan kapatmamak.
- Yangından etkilenen ailelere, hayvanlara ve bölge halkına maddî destek olmak. Bu, sadakanın en yerinde biçimidir.
- Yangın sonrası fidan dikimine katılmak; hem telafi hem sadaka-i câriye.
- Kaybedilenler için dua etmek, ekiplerin selâmeti için niyaz etmek.
Yeryüzü bize miras değil, emanet bırakıldı. Emanete zarar vermek, o emaneti verene karşı bir saygısızlıktır. Ve emanete sahip çıkmak — bir fidan dikmek, bir ateşi söndürmek, bir uyarıyı ciddiye almak — sessiz ama kalıcı bir ibadettir.
Sıkça Sorulan Sorular
Ormanı kasten yakan kişi ne yapmalıdır?
Tövbe etmesi tek başına yeterli değildir. Kul hakkı söz konusu olduğu için verdiği zararı elinden geldiğince tazmin etmesi, hukuk önünde sorumluluğunu üstlenmesi ve mağdur olanların hakkını gözetmesi gerekir. Fıkıh kaynaklarına göre kul hakkı, ancak hak sahibiyle helâlleşmek veya zararı gidermekle çözülür.
Ağaç kesmek her durumda günah mı?
Hayır. İhtiyaç için, usulünce ve yerine yenisi konularak yapılan kesim günah değildir. Yasaklanan şey; gereksiz, israfa varan ve tabiata zarar veren tahriptir. Ölçü, ihtiyaç ile israf arasındaki farktır.
Yangında ölen hayvanların vebali kime aittir?
Zararın sorumlusu, yangını çıkaran ya da ihmaliyle sebep olan kişidir. İslam'da hayvana eziyet başlı başına günahtır; Efendimiz (s.a.s.) bir kediyi hapsedip aç bırakan kadının bu yüzden azap gördüğünü haber vermiştir (Buhârî, Müsâkāt, 9).
Orman yangınlarına karşı dua etmek yeterli midir?
Dua esastır, fakat tek başına bırakılan bir tedbir değildir. İslam'da dua ile sebeplere sarılmak birlikte yürür. Deveyi bağlayıp öyle tevekkül etmeyi öğütleyen ölçü (Tirmizî, Kıyâmet, 60), burada da geçerlidir: tedbir alınır, sonra dua edilir.
Yangın mağdurlarına yapılan yardım zekât yerine geçer mi?
Yardım edilen kişi zekât verilecek durumdaysa ve zekât niyetiyle, mülkiyeti kendisine geçecek şekilde verilirse zekât yerine sayılır. Genel bağış ve ayni yardımlar ise sadaka hükmündedir; ecri büyüktür, fakat zekât borcunu düşürmesi için bu şartlara dikkat edilmelidir.
