Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Osmanlı Denizciliği: Barbaros, Preveze Zaferi ve İnebahtı

Osmanlı denizciliği, bir kara devletinin iki yüzyıl içinde Akdeniz'in en güçlü donanmalarından birini kurmasının hikâyesidir. Gelibolu'da başlayan tersane geleneği, Barbaros Hayreddin Paşa ile 1538'de Preveze'de zirveye çıktı; 1571'deki İnebahtı yenilgisiyse bu gücün sınırlarını gösterdi. Arada Pîrî Reis'in haritaları, Turgut Reis'in seferleri ve bir kış içinde yeniden kurulan bir donanma vardır.

Serinin ilk on dört bölümü büyük ölçüde karada geçti: seferler, kanunnâmeler, medreseler, millet sistemi. On beşinci durakta hikâye kıyıya iniyor. Çünkü at üstünde büyümüş bir hanedanın gemiyle arasını düzeltmesi, Osmanlı'yı imparatorluğa taşıyan sebeplerdendir.

Karadan denize: Gelibolu'dan Haliç'e

Osmanlı'nın denizle tanışması bir tercih değil, coğrafyanın dayatmasıydı. XIV. yüzyıl ortasında Karesi Beyliği'nin ilhakı hazır bir denizci kadro kazandırdı; Rumeli'ye geçiş de onların tekneleriyle mümkün oldu. Yüzyılın sonuna doğru Gelibolu'da kurulan tersane, uzun süre donanmanın merkezi olarak kaldı.

Bu başlangıç parlak değildi. 1416'da Gelibolu açıklarında Venedik donanmasıyla yapılan çarpışma ağır bir yenilgiyle bitti. Osmanlı, denizde acemi olduğunu erken öğrendi ve öğrendiğini unutmadı. İstanbul'un fethinden sonra Haliç kıyısında kurulan Tersâne-i Âmire, Kanûnî devrinde yüzü aşkın gemi kızağıyla dönemin en büyük tersanelerinden biri oldu. Sinop, İzmit, Süveyş ve Basra tersaneleri bu ağı tamamladı.

Denize açılmanın Müslüman hafızasındaki yeri eskidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Ümmü Harâm bint Milhân'ın (r.anhâ) evinde uykudan gülümseyerek uyanmış ve ümmetinden bir topluluğun denizde gazveye çıkacağını haber vermiştir. Rivayetin bir lafzı şöyledir:

"Ümmetimden deniz seferine çıkacak ilk ordu, (cenneti) kendilerine gerekli kılmıştır." (Buhârî, Cihâd 3, 93; Müslim, İmâre 160)

Ümmü Harâm (r.anhâ) bu duaya nâil olmuş, Hz. Osman (r.a.) döneminde Kıbrıs seferine katılmış ve orada vefat etmişti; kabri hâlâ adadadır.

Midilli'den Cezayir'e: Barbaros'un yolu

Osmanlı denizciliğinin seyrini değiştiren isim sarayda yetişmedi. Hızır Reis, Midilli'de bir sipahi ailesinin oğlu olarak dünyaya geldi; ağabeyi Oruç Reis'le Akdeniz'de gemi işletti, ticaret yaptı, çarpıştı. İkisinin adı Batı kaynaklarında "Barbarossa" olarak geçer.

Kardeşler, Endülüs'ten sürülen Müslümanları Kuzey Afrika'ya taşırken bölgeye yerleştiler. Oruç Reis 1516'da Cezayir'i ele geçirdi, iki yıl sonra İspanyollarla çarpışmada hayatını kaybetti. Yalnız kalan Hızır Reis'in yaptığı ise denizcilik tarihinden çok siyaset tarihine aittir: 1519'da İstanbul'a elçi gönderip Cezayir'i Osmanlı'ya bağladı. Kendi adına devlet kurmak yerine bir devletin sancağı altına girdi; karşılığında asker, top ve meşruiyet aldı. İstanbul da tek kürek çekmeden Batı Akdeniz'de bir üs kazandı.

1533'te Kanûnî onu payitahta çağırdı ve kaptan-ı deryalığa getirdi. Bu makam o güne kadar Gelibolu sancakbeyliğine bağlı orta düzey bir görevdi; Barbaros'la birlikte Cezâyir-i Bahr-i Sefîd eyaletinin beylerbeyliğine dönüştü ve divanda söz sahibi oldu. Deniz, ilk defa devletin en üst masasında temsil ediliyordu.

Preveze: 28 Eylül 1538

Osmanlı'nın Akdeniz'deki ilerleyişi karşısında Venedik, Papalık, İspanya ve Malta şövalyeleri bir ittifak kurdu. Birleşik donanmanın başında dönemin en tecrübeli amirali sayılan Cenevizli Andrea Doria vardı. İki donanma 1538 Eylül'ünde Preveze açıklarında karşılaştı.

Rakamlar konusunda kaynaklar farklı bilgiler verir; müttefik donanmanın gemi sayısı ve top ağırlığı bakımından üstün olduğu ise genel kabuldür. Barbaros bu üstünlüğü anlamsız kılacak bir zemin seçti: donanmasını körfezin ağzına, kıyı toplarının koruması altına yerleştirdi ve açık denizde hat savaşına girmedi.

28 Eylül günü rüzgâr kesildi. Yelkenine güvenen ağır müttefik kalyonları hareketsiz kalırken kürekle yürüyen Osmanlı kadırgaları serbestçe manevra yaptı, dağınık hedefleri tek tek sıkıştırdı. Doria donanmasının tamamını riske atmayı göze alamadı ve akşama doğru çekildi. Bu bir imha savaşı değildi; ama sahayı kimin tuttuğu belliydi.

Preveze'nin asıl önemi batırılan gemi sayısında değil sonrasındadır: Osmanlı donanması otuz yılı aşkın süre Doğu Akdeniz'in belirleyici gücü olarak kaldı. Barbaros Hayreddin Paşa 1546'da İstanbul'da vefat etti; Beşiktaş'taki türbesi Mimar Sinan'ın eseridir ve yüzyıllarca denize açılan gemiler oradan selam vermiştir.

Barbaros'un mektebi ve "Osmanlı gölü" tabiri

Bir donanmayı büyük yapan tek adam değildir; Barbaros'un yetiştirdiği kuşak onun ardından da iş gördü. Turgut Reis, Menteşe kıyılarında büyümüş bir denizciydi; 1551'de Trablusgarp'ın alınmasında rol oynadı, buranın beylerbeyi oldu ve 1565'te Malta kuşatmasında hayatını kaybetti. Piyale Paşa, 1560'ta Cerbe'de İspanyol donanmasına ağır bir darbe vurdu. Salih Reis ise Cezayir beylerbeyi olarak Osmanlı nüfuzunu Kuzey Afrika'nın içerilerine taşıdı.

Bu dönem için sık kullanılan "Akdeniz bir Osmanlı gölü oldu" cümlesi ise fazla iddialıdır. Doğu Akdeniz'de üstünlük gerçekten Osmanlı'daydı; Batı Akdeniz ise İspanya'nın etki alanı olarak kaldı. 1565'te Malta kuşatıldı fakat alınamadı, Venedik ticaret gemileri seferlerine devam etti. Üstünlük başka şeydir, tekel başka.

Haritanın adamları: Pîrî Reis ve Seydi Ali Reis

Osmanlı denizciliği yalnızca top ve kürekten ibaret değildi. Pîrî Reis, amcası Kemal Reis'in yanında yetişmiş bir denizciydi ve bildiklerini yazmayı seçti. 1521'de tamamlayıp 1526'da genişleterek Kanûnî'ye sunduğu Kitâb-ı Bahriye, Akdeniz kıyılarının liman liman anlatıldığı bir kılavuzdur: akıntılar, sığlıklar, demirleme yerleri, rüzgârlar, şehirlerin hâli.

1513 tarihli dünya haritasının günümüze ulaşan parçası, Atlantik'in iki yakasını gösterir. Bu harita zaman zaman abartılı yorumlara konu olur. Oysa Pîrî Reis haritanın kenarına, yirmi kadar kaynak haritadan yararlandığını ve bunlardan birinin Kolomb'un seferlerine ait olduğunu kendisi yazmıştır. Yani mesele bir keşif iddiası değil, dönemin dağınık coğrafya bilgisini toplayıp titizlikle işleyen bir zihindir. Sonu ise hazindir: 1554'te Mısır'da idam edilmiş, kaynaklar bu kararın gerekçesi konusunda farklı şeyler söylemiştir.

Seydi Ali Reis'in hikâyesi ise Osmanlı'nın sınırını gösterir. Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmekle görevlendirildi; Hint Okyanusu'nda Portekiz gemileriyle çarpıştı, ardından mevsim fırtınalarına yakalanıp donanmasını kaybetti. Gücerat kıyılarında karaya çıktı, İstanbul'a karadan ve yıllar süren bir yolculukla döndü; bu seyahati Mir'âtü'l-Memâlik adıyla yazdı. Ders açıktır: Akdeniz'in dar sularına göre yapılmış kadırga okyanusun dalgasını kaldıramıyordu.

Deniz gücü ne işe yarıyordu?

Donanma bir gösteri aracı değildi. Mısır'ın tahılı İstanbul'a deniz yoluyla geliyor, Haremeyn'e giden hacı kafileleri ve surre gemileri onun himayesinde yol alıyordu. Kızıldeniz'de Portekiz baskısının kırılmaya çalışılması da hem hac yollarının hem baharat ticaretinin güvenliğiyleydi. Denizde emniyet, karada ekmek demekti.

رَبُّكُمُ الَّذ۪ي يُزْج۪ي لَكُمُ الْفُلْكَ فِي الْبَحْرِ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ اِنَّهُ كَانَ بِكُمْ رَح۪يماً

"Rabbiniz, lütfundan nasip arayasınız diye sizin için denizde gemileri yüzdürendir. Şüphesiz O, size karşı çok merhametlidir." (İsrâ, 66)

Denizciliğin anlatılmayan bir yüzü de var. XVI. yüzyıl Akdeniz'i her iki yakası için de bir esir ve fidye pazarıydı; Osmanlı hizmetindeki levendler kadar Malta şövalyeleri ve İspanyol korsanları da baskın yapar, insan kaçırırdı. Kadırgaların küreğinde her iki tarafın esirleri oturuyordu. Bunu "karşı taraf da yapıyordu" diyerek geçiştirmek doğru olmaz; tarihe dürüst bakmak, başarıyı da bu yükü de aynı sayfada görmektir.

İnebahtı (1571): Örtülmeyen bir yenilgi

1570-71'de Kıbrıs'ın alınması Avrupa'da yeni bir ittifakı harekete geçirdi. 7 Ekim 1571'de İnebahtı (Lepanto) körfezinde Müezzinzâde Ali Paşa komutasındaki Osmanlı donanmasıyla Don Juan de Austria'nın müttefik donanması karşılaştı. Sonuç ağırdı: donanmanın büyük bölümü yok edildi, Ali Paşa muharebede öldü. Sol kanattaki Uluç Ali Paşa gemilerinin bir kısmıyla çekilip İstanbul'a dönebildi.

Bundan sonrası, tarih kitaplarında çok anlatılan ama iyi anlaşılmayan bir bölümdür. Kaynaklar, tersanelerin bütün kış çalıştırıldığını ve 1572 baharında iki yüzü aşkın parçalık bir donanmanın denize indirildiğini nakleder. Kılıç Ali Paşa'nın komutasındaki bu donanma Akdeniz'e açıldı, müttefikler onunla meydan savaşına girmedi. 1573'te Venedik'le barış yapıldı ve Kıbrıs Osmanlı'da kaldı; 1574'te Tunus geri alındı. Yani İnebahtı, beklenen stratejik sonucu doğurmadı.

Fakat "gemiler bir kışta yapıldı, demek ki kayıp önemsizdi" demek yanlış olur. Kereste ve tersane kapasitesi vardı; asıl kaybedilen, yıllar içinde yetişmiş reisler, usta okçular ve tecrübeli denizcilerdi. Bunlar bir kış içinde yerine konamadı. Ayrıca Avrupa'da "Osmanlı donanması yenilmez" algısı kırıldı; bunun etkisi kaybedilen gemilerden uzun ömürlü oldu.

Sokullu Mehmed Paşa'nın Venedik elçisine söylediği nakledilen söz de bu dönemin sembolü olmuştur: "Siz Kıbrıs'ı almakla bizim kolumuzu kestiniz; biz donanmanızı bozmakla sizin sakalınızı tıraş ettik. Kesilen kol yerine gelmez, tıraş edilen sakal daha gür biter." Bu söz kaynaklarda farklı lafızlarla nakledilen bir rivayettir; birebir böyle söylendiğini kesinleştirmek mümkün değildir. Diplomatik bir cevaptır, askerî bir tahlil değil.

Bu tarihten bugüne kalan ders

Osmanlı denizciliğinin hikâyesi, hazır olmayan bir sahada nasıl var olunacağının hikâyesidir. Bir kara devleti kendi içinden çıkmayan bir tecrübeye kapı açtı: Midilli'de doğmuş bir reisi divanına aldı, kıyı adamlarının bilgisine güvendi, tersaneyi kurumsal hâle getirdi. Güç sadece kaynakla değil, doğru insanı doğru yere koymakla büyüdü.

İkinci ders yenilgide. Preveze'yi anlatıp İnebahtı'yı gizlemek, tarihi değil kendimizi kandırmak olur. İnebahtı'dan sonra yeniden gemi yapılabildi; ama tecrübenin yerine konamadığı da görüldü. Bina bir yılda yapılır, insan bir yılda yetişmez.

Denizdeki bu gücü besleyen şey karadaki düzendi: askerin, atın ve gelirin kaynağı olan toprak rejimi. Serinin bir sonraki bölümünde tımar sistemine bakacağız.

Sıkça Sorulan Sorular

Preveze Deniz Zaferi ne zaman ve kimin komutasında kazanıldı?

28 Eylül 1538'de Preveze açıklarında Barbaros Hayreddin Paşa komutasında kazanıldı. Karşısında Venedik, Papalık, İspanya ve Malta şövalyelerinin birleşik donanması ile amiral Andrea Doria vardı. Zafer, Doğu Akdeniz'deki Osmanlı üstünlüğünü uzun yıllar sürdüren bir dönüm noktası oldu.

Barbaros Hayreddin Paşa kimdir?

Midilli'de doğan, ağabeyi Oruç Reis'le Akdeniz'de denizcilik yapan ve 1519'da Cezayir'i Osmanlı'ya bağlayan reistir. 1533'te kaptan-ı deryalığa getirildi ve bu makamı beylerbeyilik seviyesine çıkardı. Preveze zaferinin kumandanıdır, 1546'da İstanbul'da vefat etmiştir.

İnebahtı (Lepanto) Savaşı'nın sonuçları ne oldu?

7 Ekim 1571'deki muharebede Osmanlı donanmasının büyük bölümü yok edildi. Kaynaklar donanmanın bir kış içinde büyük ölçüde yeniden kurulduğunu, 1573 barışında Kıbrıs'ın Osmanlı'da kaldığını nakleder. Ancak yetişmiş denizci kaybı telafi edilemedi ve donanmanın yenilmezliği algısı sona erdi.

Pîrî Reis'in haritası Amerika'yı mı gösteriyor?

1513 tarihli haritanın günümüze ulaşan parçası Atlantik'in iki yakasını gösterir. Pîrî Reis, yirmi kadar kaynak haritadan yararlandığını ve bunlardan birinin Kolomb'un seferlerine ait olduğunu kendisi yazmıştır. Yani bu bir keşif iddiası değil, titiz bir derleme çalışmasıdır.

Akdeniz gerçekten bir "Osmanlı gölü" oldu mu?

Bu tabir abartılıdır. Doğu Akdeniz'de üstünlük Osmanlı'daydı; ancak Batı Akdeniz İspanya'nın etki alanı kaldı, 1565'te Malta alınamadı ve Venedik ticareti sürdü. Bir denizde üstün olmakla o denizi tekelinde tutmak farklı şeylerdir.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar