Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Osmanlı Serisi 22/60: Hat, Tezhip ve Ebru

Osmanlı kitap sanatları, Kur'an'ı en güzel şekilde yazma gayretinden doğdu. Hat yazının kendisini, tezhip altınla yapılan bezemeyi, ebru ise kâğıdın süslenmesini konu alır. Üçü birlikte, İslam dünyasında ayrı bir ekol sayılan bir üslup meydana getirdi.

Sanat tarihçileri arasında dolaşan bir söz vardır: "Kur'an Mekke'de indi, Mısır'da okundu, İstanbul'da yazıldı." Abartı payı olsa da bir hakikate işaret eder. Osmanlı, aldığı yazı mirasını öyle bir işlemiştir ki, sonraki yüzyıllarda İslam coğrafyasının büyük bölümü Osmanlı hattatlarının kalemini örnek almıştır.

Kalemle başlayan bir din

Bu ilginin kaynağı, vahyin ilk günlerine kadar gider. İlk inen ayetler arasında şu cümleler vardır:

الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ ۝ عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ

"O, kalemle öğretendir. İnsana bilmediğini öğretmiştir." (Alak, 4-5)

Estetik tarafın dayanağı ise şu hadistir: "Allah güzeldir, güzeli sever." (Müslim, Îmân 147) Osmanlı sanatkârı, Allah kelâmını yazarken bu iki cümlenin arasında durur: bir yanda kalemin şerefi, öbür yanda güzelliğin sevilmesi.

Yazının Osmanlı'da yeniden doğuşu

Aklâm-ı sitte denilen altı temel yazı türü (sülüs, nesih, muhakkak, reyhânî, tevkī', rikā') Osmanlı'ya Abbâsî ve İlhanlı geleneğinden, özellikle Yâkūt el-Müsta'sımî'nin üslubuyla ulaştı. Dönüm noktası II. Bayezid dönemidir. Padişahın teşvikiyle Şeyh Hamdullah (ö. 1520), Yâkūt'un yazılarını inceleyerek onlara yeni bir ölçü ve akış kazandırdı. Bu tarihten sonra Osmanlı hattı kendi kimliğini kurdu.

Kanûnî döneminde Ahmed Karahisârî, celî sülüsteki âbidevî üslubuyla ayrı bir çizgi açtı; Süleymaniye Camii'ndeki yazılarda onun ve talebelerinin eli görülür. 17. yüzyılda Hâfız Osman (ö. 1698) geldi. Şeyh Hamdullah'ın yazısını sadeleştirip berraklaştırdı; yazdığı mushaflar asırlarca basılıp çoğaltıldı. Hilye-i şerîfe denilen, Efendimiz'in (s.a.s.) vasıflarının anlatıldığı metnin bugün bildiğimiz levha düzenini de o kurdu.

19. yüzyılda Mustafa Râkım, celî sülüsü ve tuğrayı yeniden biçimlendirdi; onun tuğra tasarımı Osmanlı'nın sonuna kadar esas alındı. Aynı yüzyılda Mehmed Şevkî nesihte, Sâmi Efendi celî ve ta'likte zirve sayıldı. Ta'lik (nesta'lîk) yazıda ise Yesârî Mehmed Esad ve oğlu Yesârîzâde Mustafa İzzet, İran üslubundan ayrı bir Osmanlı ta'liki ortaya koydu.

Resmî yazışmalarda dîvânî ve celî dîvânî, günlük yazıda ise 19. yüzyılda geliştirilen rik'a kullanılırdı. Rik'a, hızlı yazılabildiği için mektepte öğretilen yazı hâline geldi.

Meşk: usta-çırak terbiyesi

Hat öğrenimi kitaptan değil, hocanın dizinin dibinde olurdu. Hoca bir satır yazar, talebe onu haftalarca tekrar ederdi. Buna meşk denir. Harfler tek tek, sonra ikili bağlantılar, sonra kelimeler öğretilirdi. Talebe yeterli seviyeye geldiğinde hocası ona icâzet verir; artık yazısının altına imza atma hakkı doğardı.

Bu sistem sanatı yavaşlatıyordu ama başka bir şey yapıyordu: ölçüyü koruyordu. Bir hattatın silsilesi, hocasından hocasına, yüzyıllar öncesine kadar takip edilebilir. Sanat, kişisel bir keyif değil, emanet olarak devredilen bir bilgi sayılıyordu.

Tezhip: altınla nefes almak

Tezhip, sözlükte "altınlamak" demektir. Mushafların ilk sayfalarındaki serlevhalar, sûre başları, ayet gülleri, sayfa kenarındaki tığlar hep bu sanatın konusudur. Nakkaşhâne denilen saray atölyesinde desenler hazırlanır, oradan çıkan üslup tekstile, çiniye, halıya kadar yayılırdı.

Klasik desen dili iki ana motif üzerine kuruludur: rûmî (kıvrım dallı, soyut) ve hatâyî (stilize çiçek). Kanûnî devrinde nakkaş Kara Memi, bu soyut dile lale, karanfil, gül, sümbül ve bahar dalı gibi tanınabilir çiçekleri soktu. Osmanlı bezemesinin bugün akılda kalan çiçekli üslubu büyük ölçüde onun eseridir.

Tezhipte kullanılan altın, varak hâlinde dövülüp jelatinle ezilerek boya kıvamına getirilirdi. Bir sayfanın tamamlanması haftalar sürebilirdi. Yanına katı' (kesme kâğıt), cilt ve minyatür sanatları eklenince, bir el yazması kitap tek başına bir atölyenin aylarca emeği demekti.

Ebru: suyun üzerinde çizmek

Ebru, kitre gibi maddelerle kıvam verilmiş suyun yüzeyine öd katılmış boyaların serpilmesi ve oluşan desenin kâğıda alınmasıyla yapılır. Sanatkâr desene tam hâkim olamaz; su kendi payını bırakır. Bu yüzden ebru, tevekkül ile emeği bir arada anlatan bir sanat olarak görülmüştür.

Osmanlı'da ebru daha çok cilt kapaklarının içinde, yazı zeminlerinde ve resmî belgelerin arkasında kullanıldı — sonuncusu tahrifatı zorlaştırdığı için pratik bir amaç da taşıyordu. Battal, gelgit, şal, bülbül yuvası, hatip ebrusu gibi türleri vardır. 20. yüzyılın başında Necmeddin Okyay, ebruda çiçek desenlerini geliştirerek "Necmeddin ebrusu" diye anılan tarzı ortaya koydu; ayrıca hattat ve gülcü olarak da tanınır.

Bu tarihten bugüne kalan ders

Osmanlı kitap sanatlarına bakınca insanın dikkatini çeken şey, sabırdır. Bir mushafı yazmak aylar, bezemek aylar, ciltlemek haftalar alıyordu. Kimse bunu hızlandırmayı düşünmedi; çünkü acele edilecek bir iş sayılmıyordu.

İkincisi, ölçüye bağlılık. Bu sanatların hiçbirinde "canım nasıl isterse" yoktu. Harfin oranı, altının kıvamı, kâğıdın âharı — hepsinin kaidesi vardı. İlginç olan şu: kaidenin bu kadar sıkı olduğu yerde üslup yok olmadı, aksine her büyük hattat kendi sesini buldu. Sınırın yaratıcılığı öldürmediğini, çoğu zaman şekillendirdiğini gösteren güzel bir örnek.

Bir sonraki bölümde bu estetik dünyanın işitilen tarafına, Osmanlı musikisine ve cami musikisi geleneğine geçiyoruz.

Sıkça Sorulan Sorular

Osmanlı hat sanatının kurucusu kimdir?

Osmanlı üslubunun kurucusu kabul edilen isim, II. Bayezid döneminde yaşayan Şeyh Hamdullah'tır. Kendisinden önceki Yâkūt el-Müsta'sımî çizgisini yeniden yorumlayarak Osmanlı hattının temelini atmıştır.

Hilye-i şerîfe nedir?

Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) fizikî ve ahlakî vasıflarını anlatan metnin belirli bir düzen içinde yazıldığı levhadır. Bugün bilinen kompozisyon biçimini 17. yüzyılda Hâfız Osman geliştirmiştir.

Tezhip ile minyatür arasındaki fark nedir?

Tezhip, ağırlıklı olarak altın ve boyayla yapılan soyut bezeme sanatıdır. Minyatür ise olay ve kişileri tasvir eden resim dalıdır. İkisi çoğu zaman aynı el yazmasında yan yana bulunur ama ayrı sanatlardır.

Ebru sanatı nasıl yapılır?

Kıvam verilmiş su üzerine öd katılmış boyalar serpilir, oluşan desen tel ve biz gibi araçlarla şekillendirilir, ardından kâğıt yüzeye değdirilerek desen alınır. Kâğıt kurutulduğunda desen kalıcı olur.

Meşk ve icâzet ne demektir?

Meşk, hocanın yazdığı örneği talebenin tekrarlayarak öğrenmesidir. İcâzet ise talebenin yeterliliğini onaylayan ve kendi yazısına imza atma hakkı veren belgedir. Bu sistem hem sanatı hem ölçüyü nesiller boyu korumuştur.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar