Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Osmanlı Serisi 23/60: Osmanlı Musikisi ve Cami Musikisi Geleneği

Osmanlı dinî musikisi, ezan ve Kur'an tilavetinden mevlid ve ilâhilere uzanan geniş bir alandır. Cami, tekke ve saray üçgeninde gelişmiş; makam bilgisi meşk yoluyla, yani hocadan talebeye sözlü aktarımla asırlarca taşınmıştır.

Bir Osmanlı şehrinde yaşayan insan, günün her saatinde musiki duyardı: sabah ezanının sabâ makamındaki hüznü, cuma günü okunan salâ, ramazanda temcîd, bir vefat haberinden sonra minareden yükselen salâ-i mevt. Bunlar konser değildi; günlük hayatın içine yerleşmiş bir ses düzeniydi.

Kaynağındaki ölçü

Bu geleneğin arkasında, okumanın nasıl olması gerektiğine dair açık bir emir vardır:

وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا

"Kur'an'ı ağır ağır, tane tane oku." (Müzzemmil, 4)

Güzel sesin değeri de sünnette açıkça anılır: "Allah, güzel sesle Kur'an okuyan bir peygambere kulak verdiği kadar hiçbir şeye kulak vermemiştir." (Buhârî, Tevhîd 32; Müslim, Müsâfirîn 232) Bir başka rivayette de "Kur'an'ı seslerinizle güzelleştirin" buyurulmuştur (Ebû Dâvûd, Vitir 20; Nesâî, İftitâh 83).

Burada dikkat edilen sınır şudur: ses, metnin önüne geçmemelidir. Tecvid kaidelerini bozacak şekilde makam yapmak, kelimeleri uzatıp kısaltmak âlimlerce hoş görülmemiştir. Yani makam bir süs değil, mananın taşıyıcısıdır.

Cami musikisinin formları

  • Ezan. Zamanla her vakit için belirli makamlar yerleşti: sabahta sabâ veya dilkeşhâverân, öğlede rast, ikindide hicaz veya uşşâk, akşamda segâh, yatsıda hicaz. Bu tercih keyfî değildi; günün saatiyle makamın ruh hâli eşleştirilmişti.
  • Salâ ve salât-ı ümmiyye. Cuma günleri, kandillerde ve cenaze haberlerinde okunur. Itrî'nin bestelediği Salât-ı Ümmiyye bugün hâlâ okunmaktadır.
  • Tekbir. Bayramlarda ve kurban günlerinde okunan segâh tekbir de Itrî'ye aittir. Bu beste, bugün Türkiye dışında pek çok ülkede de bilinir.
  • Temcîd ve münâcât. Gece saatlerinde minareden okunan dua ve yakarış formlarıdır.
  • Mevlid. Süleyman Çelebi'nin 1409'da Bursa'da yazdığı Vesîletü'n-necât, zamanla kendine has bir okuma geleneği doğurdu. Bahirler arasında tevşîh ve ilâhiler okunması usul hâline geldi.
  • Durak, ilâhi, na't. Daha çok tekke meclislerinde icra edilen formlardır. Na't, Efendimiz'i (s.a.s.) öven metinlerin bestelenmiş hâlidir.
  • Mevlevî âyini. Mevlevîhânelerde icra edilen, dört selâmdan oluşan büyük formdur. Osmanlı musikisinin en kapsamlı eserleri bu formda verilmiştir.

Bestekârlar

Buhûrîzâde Mustafa Itrî (ö. 1712), Osmanlı musikisinin dönüm noktası sayılır. Mevlevî muhitinde yetişti; Segâh Tekbir, Salât-ı Ümmiyye ve Rast Nevâ Kâr onun eserlerindendir. Kendisinden sonra gelen hemen her bestekâr, ona bir gönderme yapmıştır.

Hammâmîzâde İsmail Dede Efendi (ö. 1846), hem dinî hem din dışı formlarda yüzlerce eser bıraktı. Ferahfezâ Mevlevî Âyini en bilinen eserlerindendir. Sultan III. Selim ise hem bestekâr hem makam üreticisiydi; Sûzidilârâ makamını o düzenlemiş ve bu makamda bir âyin bestelemiştir.

Zekâi Dede, Hatip Zâkirî Hasan Efendi, Abdülbaki Nâsır Dede gibi isimler de dinî musiki repertuvarının önemli bir kısmını oluşturur. Bu bestekârların büyük çoğunluğunun tekke muhitinden çıkması tesadüf değildir: mevlevîhâneler ve zâkir meclisleri, fiilen birer musiki mektebi gibi işliyordu.

Nota olmadan asırlarca nasıl taşındı?

Osmanlı musikisinin uzun süre yaygın bir nota sistemi olmadı. Aktarım meşk ile yapıldı: hoca okur, talebe tekrar eder, eser ezberde kalırdı. Bu usul zahmetliydi ama icrayı canlı tutuyordu; nota kâğıdının veremeyeceği üslup incelikleri de birlikte aktarılıyordu.

Yine de yazıya geçirme çabaları vardı. 17. yüzyılda Ali Ufkî Bey, Mecmûa-i Sâz ü Söz adlı derlemesinde çok sayıda eseri Batı notasıyla kaydetti. Aynı yüzyılda Kantemiroğlu kendi geliştirdiği harf sistemiyle bir edvâr ve nota koleksiyonu bıraktı. 19. yüzyılda Hamparsum Limonciyan'ın geliştirdiği nota, Osmanlı musikisinde yaygın olarak kullanıldı.

Buna rağmen kaybolan eser sayısı azımsanamaz. Kaynaklar, Itrî'nin bin civarında eser bestelediğini söyler; bunlardan bugüne ulaşan sayı kırk civarındadır. Sözlü aktarımın bedeli budur.

Musikinin hükmü tartışması

Osmanlı ilim çevrelerinde musikinin dinî hükmü tartışılmıştır ve bu tartışma bugün de sürer. Genel çerçeve şudur: sözü ve icra ortamı meşru olan, insanı günaha ve gaflete sürüklemeyen musiki âlimlerin çoğunluğunca caiz görülmüş; müstehcen söz içeren, içki ve benzeri ortamlarla iç içe geçen icra ise reddedilmiştir. Bazı âlimler ise çalgı aletleri konusunda daha ihtiyatlı davranmıştır.

Bu ihtilaf, cami musikisinin kendisi için değil, genel musiki icrası için geçerlidir. Ezan, tilavet ve ilâhi gibi formlar konusunda ciddi bir itiraz olmamıştır.

Bu tarihten bugüne kalan ders

Osmanlı dinî musikisi, sanatın ibadetin hizmetine girdiğinde nasıl bir derinlik kazanabileceğini gösteriyor. Bir müezzinin sesi, o gün camiye giren yorgun bir insanın hâline değebiliyordu; makam seçimi bile bunu gözetiyordu.

Diğer taraftan, notasız aktarımın bize öğrettiği bir uyarı var: yazılmayan miras kaybolur. Bugün elimizde kalanlar, birilerinin sonradan kayda geçirme gayreti sayesinde duruyor. Kültürü yaşatmak, onu sevmekle bitmiyor; kaydetmek de gerekiyor.

Sonraki bölümde imparatorluğun ilim tarafına geçiyor, Osmanlı'da tefsir, hadis ve fıkıh geleneğine bakıyoruz.

Sıkça Sorulan Sorular

Ezan neden her vakit farklı makamda okunur?

Zamanla yerleşen bir gelenektir. Günün saatiyle makamın uyandırdığı hissi eşleştirme düşüncesine dayanır: sabahta sabâ, öğlede rast, akşamda segâh gibi. Farklı makamla okumak ezanı geçersiz kılmaz; bu bir üslup meselesidir.

Segâh tekbiri kim bestelemiştir?

17. yüzyılda yaşayan Buhûrîzâde Mustafa Itrî'ye nispet edilir. Aynı bestekâra ait Salât-ı Ümmiyye de yüzyıllardır okunmaktadır.

Mevlid geleneği ne zaman başladı?

Süleyman Çelebi'nin 1409'da Bursa'da yazdığı Vesîletü'n-necât adlı eserin okunmasıyla yaygınlaştı. Zamanla bahirler arası tevşîh ve ilâhilerle birlikte kendine has bir icra biçimi oluştu.

Osmanlı musikisinde nota kullanılır mıydı?

Yaygın olarak kullanılmadı; aktarım meşk yoluyla, sözlü olarak yapıldı. Ali Ufkî, Kantemiroğlu ve Hamparsum'un geliştirdiği sistemler kısmî kayıtlar bıraktı. Bu sebeple eserlerin önemli bir bölümü kaybolmuştur.

Cami musikisi ile tekke musikisi aynı mıdır?

Birbirine yakındır ama tamamen aynı değildir. Ezan, salâ ve tilavet cami merkezlidir. Durak, ilâhi ve âyin gibi formlar ise tekke meclislerinde gelişmiştir. Bestekârların çoğu her iki alanda da eser vermiştir.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar