Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Osmanlı Serisi 50/60: Osmanlı'da Basın, Edebiyat ve Fikir Hareketleri

Osmanlı basını 1831'de resmî gazete Takvim-i Vekayi ile başladı, 1860'ta Tercümân-ı Ahvâl'le özel yayıncılığa geçti. Gazete kısa sürede yeni bir edebiyatın ve siyasî tartışmanın zeminine dönüştü. Yüzyılın sonunda Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük olmak üzere üç ana fikir akımı bu sayfalarda şekillendi.

Bir toplumda fikirlerin nerede tartışıldığı, o toplumun ne düşündüğü kadar önemlidir. Osmanlı'da bu yer yüzyıllarca medrese dersi, cami kürsüsü ve tekke sohbetiydi. On dokuzuncu yüzyılda buna yeni bir mekân eklendi: gazete sayfası.

Resmî bir başlangıç

İlk Türkçe gazete Takvim-i Vekayi, 1831'de II. Mahmud döneminde çıkarıldı. Amaç haber vermekten çok, devletin kararlarını doğrudan halka duyurmaktı; atamalar, nizamnâmeler ve resmî ilanlar yayımlanıyordu. Haftalık çıkan bu gazete uzun yıllar devletin sesi olarak kaldı.

Dokuz yıl sonra çıkmaya başlayan Cerîde-i Havâdis yarı resmî bir yayındı ve imtiyazı bir İngiliz'e verilmişti. Asıl ilgiyi Kırım Savaşı sırasında gördü; cepheden gelen haberler İstanbul'da elden ele dolaştı. Okuyucu, ilk defa uzaktaki bir olayı gün gün takip etme alışkanlığı kazanıyordu.

Tercümân-ı Ahvâl ve Şinasi

1860 Ekim'inde çıkan Tercümân-ı Ahvâl, devlet desteği olmadan yayımlanan ilk Türkçe gazetedir. Sahibi Agâh Efendi, kalemi ise Şinasi'ydi. Şinasi'nin ilk sayıya yazdığı mukaddime, basın tarihimizin dönüm noktası sayılır: kanunlara tâbi olan bir toplumun kendi işleri hakkında söz söyleme hakkı da vardır.

Aynı gazetede tefrika edilen Şair Evlenmesi, Türkçe yazılmış ilk tiyatro eserlerindendir. Şinasi iki yıl sonra kendi gazetesi Tasvîr-i Efkâr'ı çıkardı; onun ardından gazeteyi Namık Kemal devraldı. Bir kuşak, gazete sütununda yetişti.

Sürgündeki gazeteler

Ali Suavi'nin sert yazılarıyla dikkat çeken Muhbir kapatılınca yayın hayatı Londra'da devam etti. 1868'de yine Londra'da Namık Kemal ve Ziya Paşa'nın çıkardığı Hürriyet, Yeni Osmanlılar'ın yayın organı oldu. Bu gazeteler gizli yollarla İstanbul'a sokuldu, elden ele okundu.

Basının siyasî gücünü en açık gösteren olay 1873'te yaşandı. Namık Kemal'in Vatan yahut Silistre adlı oyunu Gedikpaşa Tiyatrosu'nda sahnelendi; salondaki coşku sokağa taştı. Bir tiyatro oyununun ardından yazarı Magosa'ya sürüldü, gazetesi kapatıldı. Vatan ve hürriyet kelimeleri artık edebiyatın merkezindeydi.

Halk için yazan adam

Ahmed Midhat Efendi, bu dünyanın en verimli kalemiydi. Kendisine "hâce-i evvel", yani ilk öğretmen dendi ve bu unvan boşuna değildi. Roman, hikâye, tarih, coğrafya, felsefe, sağlık; aklına gelen her konuda yazdı. Eser sayısı için kaynaklar farklı rakamlar verir, iki yüze yaklaştığı söylenir.

Onu ayıran şey konusu değil, niyetiydi. Sanat kaygısını ikinci plana atıp okuma yazma bilen sıradan insanın anlayacağı bir dil kurdu. Romanın ortasında durup okura bir şey açıklamaktan çekinmedi. Kendi matbaasını kurdu, çıkardığı Tercümân-ı Hakîkat gazetesiyle uzun yıllar okurla buluştu. Batıdan gelen roman türünü Osmanlı okuruna sevdiren büyük ölçüde odur.

Servet-i Fünûn ve yeni edebiyat

Yüzyılın sonuna doğru edebiyat başka bir yöne saptı. 1896'dan itibaren Servet-i Fünûn dergisi etrafında toplanan Tevfik Fikret, Cenab Şahabeddin, Halid Ziya Uşaklıgil ve Mehmed Rauf gibi isimler, ağır bir dil ve incelikli bir estetik benimsediler. Halka seslenme kaygısı yerini sanatın kendisine bıraktı. Halid Ziya'nın romanları, Türk romanının teknik bakımdan olgunlaştığı eserler sayılır. Topluluk, derginin 1901'de kapatılmasıyla dağıldı.

Nizamnâmeler ve sansür

Basının büyümesi denetim isteğini de büyüttü. 1864 Matbuat Nizamnâmesi ilk kapsamlı basın düzenlemesiydi; 1867'de çıkan kararnâme ise hükümete gazeteleri doğrudan kapatma yetkisi verdi.

Denetim en katı hâlini yüzyılın son çeyreğinde aldı. Gazeteler baskıya girmeden önce incelendi; "hürriyet", "vatan", "istibdat", "suikast" gibi kelimelerin kullanımı kısıtlandı. Dönemin hatıratlarında, sansürden çıkan yazıların yerinde boş kalan sütunlar anlatılır. Yazarların bir kısmı susmayı, bir kısmı Kahire ve Paris'e gitmeyi tercih etti. İlginç olan şudur: baskı arttıkça yazının değeri de arttı; yasaklı bir gazete sayısı, serbest on gazeteden daha fazla okundu.

Üç cevap, tek soru

Yüzyılın sonunda bütün tartışmalar tek bir soruda düğümleniyordu: bu devlet nasıl ayakta kalır? Üç ana cevap verildi ve bunlar 1904'te yayımlanan meşhur bir makalede "üç tarz-ı siyaset" olarak adlandırıldı.

Osmanlıcılık, çözümü ortak vatandaşlıkta gördü. Din ve etnik köken farkı gözetmeksizin herkesin eşit hukuka sahip "Osmanlı" sayılması hâlinde ayrılıkçılığın önü alınabilirdi. Tanzimat'ın ve Yeni Osmanlılar'ın çizgisi buydu. Balkan Savaşları'ndan sonra bu ümidi sürdürmek zorlaştı.

İslamcılık, bağın esasını inançta aradı. Bu çizgideki isimler İslam'ın ilerlemeye engel olmadığını, asıl sorunun taklit ve tembellik olduğunu savundular; ictihad, eğitim ve ahlak vurgusu öne çıktı. Said Halim Paşa, Babanzâde Ahmed Naim, Elmalılı Hamdi Yazır ve Mehmed Âkif bu çevrenin tanınmış kalemleridir.

Türkçülük ise önce dil ve tarih araştırmalarıyla doğdu; Şemseddin Sami gibi isimlerin sözlük ve dil çalışmalarıyla başladı, Rusya'dan gelen aydınların katkısıyla siyasî bir çerçeve kazandı. Türk Yurdu ve Türk Ocağı gibi yayın ve dernekler bu çizginin merkezleri oldu.

Bu akımlar birbirinin düşmanı değildi; aynı endişeden doğmuş üç farklı teşhisti. Pek çok yazar zaman içinde bir akımdan diğerine geçti, kimi ikisini birleştirmeye çalıştı. Bugünden bakıp birini haklı ilan etmek kolay; ama o gün hiçbirinin elinde geleceğin haritası yoktu.

Âkif ve Sebîlürreşâd

1908'de yayın hayatına giren Sırât-ı Müstakîm, dört yıl sonra Sebîlürreşâd adıyla devam etti ve dönemin en etkili fikir dergilerinden biri oldu. Mehmed Âkif hem başyazarı hem şairiydi. Safahat'taki manzumelerin çoğu ilk defa bu sayfalarda çıktı.

Âkif'in ölçüsü tek bir beyitte özetlenir: ilhamı doğrudan Kur'an'dan almak ve onu çağın anlayabileceği dille söylemek. Yazının bir eğlence değil bir sorumluluk olduğunu düşünüyordu. Kur'an'ın kaleme yemin ederek başladığı sûre de bu sorumluluğu hatırlatır:

ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

"Nûn. Kaleme ve yazdıklarına andolsun." (Kalem, 1)

Söz ve yazı üzerindeki ölçü ise şu hadiste açıkça konur:

"Kim Allah'a ve âhiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin ya da sussun." (Buhârî, Edeb, 31; Müslim, Îmân, 74)

Bu tarihten bugüne kalan ders

Osmanlı basın tarihi, bir fikrin yayılmasının onu otomatik olarak doğru yapmadığını gösterir. Aynı sayfalarda hem sağlam tahliller hem de yüzeysel hamaset dolaştı; okur bunları ayırt etmeyi zamanla öğrendi. Bugün metnin yayılma hızı yüz kat arttı, ama ayırt etme sorumluluğu aynı yerde duruyor.

İkinci ders fikir ayrılıklarına dair. Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük taraftarları çoğu zaman aynı dergilerde yazdı, aynı meclislerde oturdu, birbirini okudu. Görüş ayrılığını düşmanlığa çevirmeden tartışabilmek nadir bir kabiliyettir ve kaybedilmesi kolaydır. Kaleme yemin edilen bir kitabın okuyucularına düşen, önce söylediğinin doğruluğundan emin olmaktır.

Bir sonraki bölümde otuz yıl sonra yeniden açılan meclise, II. Meşrutiyet'e ve İttihat-Terakki dönemine geçiyoruz.

Sıkça Sorulan Sorular

İlk Türkçe gazete hangisidir?

1831'de çıkarılan resmî gazete Takvim-i Vekayi'dir. Özel teşebbüsle çıkan ilk Türkçe gazete ise 1860'ta yayımlanan Tercümân-ı Ahvâl'dir.

Vatan yahut Silistre neden önemlidir?

Namık Kemal'in 1873'te sahnelenen oyunudur. Vatan ve hürriyet kavramlarını geniş kitlelere taşımış, oyunun ardından çıkan olaylar üzerine yazarı Magosa'ya sürülmüştür.

Servet-i Fünûn topluluğu kimlerden oluşur?

Tevfik Fikret, Cenab Şahabeddin, Halid Ziya Uşaklıgil ve Mehmed Rauf başta olmak üzere, 1896'dan itibaren aynı dergi etrafında toplanan yazarlardır. Topluluk 1901'de dağıldı.

Osmanlı'nın son döneminde hangi fikir akımları vardı?

Başlıca üç akım öne çıktı: ortak vatandaşlığı esas alan Osmanlıcılık, inanç birliğini esas alan İslamcılık ve dil-tarih temelli Türkçülük. Hepsi aynı soruya farklı cevaplar arıyordu.

Sebîlürreşâd dergisi nedir?

1908'de Sırât-ı Müstakîm adıyla çıkmaya başlayan, 1912'den itibaren Sebîlürreşâd adını alan fikir dergisidir. Mehmed Âkif hem başyazarı hem de şairiydi.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar