Osmanlı Serisi 31/60: Haremeyn Hizmetleri — Surre Alayı, Su Yolları ve Hac Güvenliği
Haremeyn hizmetleri, Osmanlı Devleti'nin Mekke ve Medine'ye yönelik olarak yürüttüğü bakım, yardım ve güvenlik faaliyetlerinin tamamıdır. Her yıl İstanbul'dan yola çıkan surre alayı, hac yolundaki kaleler ve kuyular, Haremeyn vakıfları ve su yolları bu hizmetin başlıca ayaklarıdır.
1517'de Mısır'ın fethiyle birlikte Osmanlı, kendini beklemediği bir sorumluluğun karşısında buldu. Mekke şerifi Berekât, oğlu Ebû Nümey ile Kâbe'nin anahtarlarını Kahire'ye gönderdi. O günden sonra padişahların kullandığı unvan değişti: Hâdimü'l-Haremeyni'ş-Şerîfeyn, yani "iki mukaddes haremin hizmetkârı". Kelime seçimi tesadüf değildi; "hâkimi" değil "hizmetkârı" deniyordu.
Bir unvanın maliyeti
Bu unvan, her yıl bütçeden ciddi bir pay ayırmak anlamına geliyordu. Osmanlı klasik döneminde Haremeyn'e giden yardımlar devlet hazinesinin en düzenli kalemlerinden biriydi ve savaş yıllarında bile kesilmemesine özen gösterilirdi.
Kaynaklar, Mekke ve Medine halkının önemli bir bölümünün geçimini bu yardımlarla ve vakıf gelirleriyle sürdürdüğünü kaydeder. Tarım imkânı çok sınırlı olan bu iki şehir, bir bakıma dışarıdan beslenen şehirlerdi. Bunun sebebi Kur'an'da açıkça anlatılır — Hz. İbrâhim'in duası:
رَبَّنَا إِنِّي أَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيْرِ ذِي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ
"Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını, senin kutsal evinin yanında, ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim." (İbrâhim, 37)
Surre alayı: yılın en görkemli yolculuğu
Surre, "para kesesi" demektir. Haremeyn halkına, orada mücavir olarak yaşayan âlim ve dervişlere, hac yolu üzerindeki kabile reislerine dağıtılmak üzere gönderilen para ve hediyelere bu ad verilirdi.
Surre gönderme âdetinin Osmanlı'da Yıldırım Bayezid döneminde başladığı kaydedilir; kaynaklar başlangıç tarihi konusunda farklı bilgiler verir. Kesin olan şu ki 1517'den sonra bu uygulama kurumsallaştı ve dört asır boyunca neredeyse hiç aksatılmadan sürdü.
Alay, genellikle Receb ayının on ikinci günü İstanbul'dan yola çıkardı. Topkapı Sarayı'nda Hırka-i Saâdet Dairesi'nde yapılan dualarla başlayan tören, halkın sokakları doldurduğu bir uğurlamaya dönüşürdü. Kervan Üsküdar'dan Anadolu'ya geçer, Şam'a ulaşır, orada Şam hac kervanına katılarak Medine ve Mekke'ye giderdi. Gidiş-dönüş yaklaşık sekiz ay sürerdi.
Surre defterleri bugün araştırmacılar için değerli bir kaynaktır: kimin ne kadar aldığı, hangi medreseye ne gönderildiği tek tek yazılırdı. Son surre alayının I. Dünya Savaşı yıllarında, 1915'te yola çıktığı kaydedilir. Dört yüz yıllık bir gelenek, savaşla birlikte sona erdi.
Çölde su bulmak: hac yolunun asıl meselesi
Hac yolculuğunun en büyük tehlikesi düşman değil, susuzluktu. Şam'dan Medine'ye uzanan güzergâh boyunca Osmanlı, kuyular açtırdı, sarnıçlar yaptırdı ve konaklama noktalarına küçük kaleler inşa ettirdi. Bu kalelerde hem su deposu hem asker bulunur, kervan geçtiğinde ikmal yapılırdı.
Mekke'nin su ihtiyacını karşılayan Ayn-ı Zübeyde su yolu, adını Abbâsî halifesi Hârûn Reşîd'in eşi Zübeyde Hatun'dan alır. Yüzyıllar içinde bakımsız kalan bu kanal sistemi Kanûnî döneminde kapsamlı biçimde onarıldı; onarım masrafı hanedan kadınlarının kurduğu vakıflardan karşılandı. Kanûnî'nin kızı Mihrimah Sultan'ın Arafat suyollarına dair vakfı, bu hizmetin en bilinen örneklerindendir.
Hürrem Sultan'ın Kudüs'te ve Mekke'de kurduğu imaretler de aynı çizginin parçasıdır: gelen hacıya ve yerli fakire her gün sıcak yemek. Bunlar hayır işi olduğu kadar, kalabalık bir insan hareketini yönetmenin pratik yoluydu da.
Çöl kabileleriyle kurulan denge
Hac yolunun güvenliği yalnızca askerle sağlanamazdı. Güzergâh üzerindeki bedevî kabilelere düzenli ödemeler yapılır, karşılığında kervanların dokunulmazlığı güvence altına alınırdı. Bu, zaman zaman eleştirilen ama pratikte işleyen bir yöntemdi.
Sistem her zaman kusursuz işlemedi. Bazı yıllarda ödemeler geciktiğinde ya da merkezî otorite zayıfladığında kervanlar baskına uğradı. 18. yüzyılda yaşanan bazı büyük hac kervanı baskınları İstanbul'da ciddi krizlere yol açtı; sorumlular görevden alındı, güzergâh güvenliği yeniden düzenlendi.
Emniyet fikri: Kâbe'nin etrafındaki hukuk
Bütün bu hizmetlerin arkasında bir fikir vardır: Beytullah'ın çevresi bir emniyet bölgesidir. Kur'an bunu açıkça bildirir:
وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ آمِنًا
"Oraya giren güvende olur." (Âl-i İmrân, 97)
Hac yolunu açık ve güvenli tutmak, bu âyetin pratiğe dökülmüş halidir. Çünkü haccın kendisi de ancak yol emniyeti varsa farz olur; fıkıh kaynakları bunu haccın şartları arasında sayar.
Haccın karşılığı hakkında Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
"Kim Allah için hacceder de kötü söz söylemez ve günah işlemezse, annesinden doğduğu gündeki gibi (tertemiz) döner." (Buhârî, Hac, 4; Müslim, Hac, 438)
Sürtüşmeler ve sınırlar
Osmanlı'nın Hicaz'daki konumu mutlak bir hâkimiyet değildi. Mekke şerifleri yerel yönetimi büyük ölçüde ellerinde tuttular; İstanbul genellikle onay ve destek makamı olarak kaldı. Bu ikili yapı zaman zaman gerginlik doğurdu.
18. yüzyıl sonlarında Necid'de ortaya çıkan hareketin Haremeyn'e yönelmesi ve 1803-1806'da Mekke ile Medine'nin denetimi kaybetmesi, Osmanlı için ağır bir prestij kaybı oldu. Bölge Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa'nın seferleriyle geri alındı. Bu olay, Haremeyn hizmetlerinin sadece hayır değil, aynı zamanda meşruiyet meselesi olduğunu göstermişti.
Bu tarihten bugüne kalan ders
Osmanlı'nın Haremeyn siyasetinde dikkat çeken şey, kullandığı dildir. "Sahibi" değil "hizmetkârı" demeyi tercih etmiş, bunu dört yüz yıl boyunca hazineden çıkan gerçek bir masrafla desteklemiştir.
Bugün için çıkarılacak ders şudur: kutsal saydığımız şeye sahip çıkmak, onu sahiplenmekle değil ona hizmet etmekle olur. Sözün ağırlığı, arkasında duran fiille ölçülür.
Serinin bir sonraki bölümünde Karadeniz'in kuzeyine, üç asır boyunca Osmanlı'ya bağlı kalan Kırım'a gidiyoruz.
Sıkça Sorulan Sorular
Surre alayı nedir?
Osmanlı padişahının her yıl Mekke ve Medine halkına gönderdiği para, hediye ve örtüleri taşıyan kervandır. Genellikle Receb ayının 12'sinde İstanbul'dan yola çıkardı.
Hâdimü'l-Haremeyni'ş-Şerîfeyn ne demektir?
"İki mukaddes haremin (Mekke ve Medine'nin) hizmetkârı" anlamına gelir. Osmanlı padişahları bu unvanı 1517'den sonra kullanmıştır.
Son surre alayı ne zaman gönderildi?
Kaynaklar son alayın I. Dünya Savaşı yıllarında, 1915'te yola çıktığını kaydeder. Savaş şartları geleneği sona erdirmiştir.
Ayn-ı Zübeyde nedir?
Mekke'nin su ihtiyacını karşılayan tarihî su yoludur. Abbâsî döneminde yapılmış, Osmanlı'da özellikle Kanûnî devrinde kapsamlı biçimde onarılmıştır.
Hac yolunun güvenliği nasıl sağlanırdı?
Güzergâh üzerine kaleler ve su kuyuları yapılır, asker konuşlandırılır, ayrıca yol üzerindeki kabilelere düzenli ödemeler yapılarak kervanların güvenliği güvence altına alınırdı.
