Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Osmanlı Serisi 25/60: Osmanlı'da Kadın — Vakıflar, Mahkeme Kayıtları ve Aile Hayatı

Osmanlı'da kadınların hukukî durumu, çoğu zaman sanıldığından farklıdır. Şer'iyye sicilleri kadınların mahkemeye başvurup dava açtığını, mülk alıp sattığını, miras ve nafaka talep ettiğini gösterir. Vakıf kurucuları arasında da kadınların payı dikkat çekici ölçüde yüksektir.

Bir toplumu anlamanın en güvenilir yolu, o toplumun günlük kayıtlarına bakmaktır. Osmanlı için bu kayıtlar mahkeme defterleri ve vakfiyelerdir. Şairlerin övgüsü ya da seyyahların izlenimi değil; kimin kimden ne talep ettiği, kimin neyi vakfettiği yazılıdır oralarda.

Zeminde duran ölçü

Kur'an, karşılığı belirlerken cinsiyet ayrımı yapmaz:

مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَىٰ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيَاةً طَيِّبَةً

"Erkek veya kadın, kim mümin olarak sâlih bir amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayatla yaşatırız." (Nahl, 97)

Aile içindeki ölçü ise şu hadiste özetlenir: "Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de ailesine karşı en hayırlı olanınızım." (Tirmizî, Menâkıb 63; İbn Mâce, Nikâh 50) Bu ölçünün her yerde ve her zaman tam olarak uygulandığını iddia etmek gerçekçi olmaz; ama kayıtlar, hukukun bu zeminde işlediğini gösteriyor.

Vakıf kuran kadınlar

Osmanlı vakıf kayıtlarında kadın kurucuların oranı yüksektir. Farklı şehirler ve dönemler için yapılan araştırmalar farklı rakamlar verir; İstanbul ve bazı Anadolu şehirleri için kurucuların üçte birine yaklaşan oranlar zikredilmiştir. Bu oran, kadının kendi malı üzerinde tam tasarruf yetkisine sahip olmasının doğal sonucudur.

Bilinen büyük örnekler:

  • Nilüfer Hatun — İznik'te yaptırdığı imaret, erken dönemin ayakta kalan yapılarındandır.
  • Hafsa Sultan — Manisa'daki külliyesi cami, medrese, imaret ve darüşşifa içeriyordu.
  • Hürrem Sultan — İstanbul Haseki'deki külliyesinin yanı sıra Kudüs'te kurduğu Hasekiyye İmareti, günde yüzlerce kişiye yemek dağıtan bir kurum olarak asırlarca işledi.
  • Mihrimah Sultan — Üsküdar ve Edirnekapı'daki iki büyük camiyi Mimar Sinan'a yaptırdı.
  • Nurbanu Sultan — Üsküdar'daki Atik Valide Külliyesi, döneminin en kapsamlı yapı topluluklarındandır.
  • Turhan Sultan — Eminönü'ndeki Yeni Cami'yi tamamlattı; ayrıca Çanakkale Boğazı'ndaki kaleleri yaptırdı.
  • Bezmiâlem Valide Sultan — 19. yüzyılda kurduğu Gureba Hastanesi, ücretsiz sağlık hizmeti veren bir kurum olarak kuruldu ve bugün hâlâ hizmet vermektedir.

Bunlar saray çevresinden isimlerdir. Ancak vakıf defterlerinin asıl kalabalığını, mahallesine çeşme yaptıran, mektebe kitap bağışlayan, kimsesiz kızların çeyizi için gelir ayıran sıradan kadınlar oluşturur. Bazı vakfiyelerde gelen gelirin sokak hayvanlarının beslenmesine ayrıldığı bile görülür.

Mahkeme kapısında kadınlar

Şer'iyye sicilleri üzerine yapılan çalışmaların ortaya koyduğu tablo şaşırtıcıdır: kadınlar mahkemeye bizzat ya da vekil aracılığıyla düzenli biçimde başvuruyordu. Dava konuları arasında şunlar sıkça geçer:

  • Miras payı talebi. Kendisine düşen payı vermeyen erkek kardeşe ya da amcaya karşı açılan davalar.
  • Mehir alacağı. Nikâh sırasında belirlenen ve ödenmemiş mehrin tahsili.
  • Nafaka. Kocası kendisini geçindirmeyen ya da uzun süre ortadan kaybolan kadının nafaka bağlanması talebi.
  • Muhâlaa (hul'). Kadının belirli bir bedel karşılığında evliliğin sona erdirilmesini istemesi. Sicillerde çok sayıda örneği vardır ve bu, boşanmanın tek taraflı bir erkek yetkisi olmadığını gösterir.
  • Alım satım ve mülk davaları. Ev, dükkân, bağ ve bahçe alıp satan, kiraya veren kadınlara ait kayıtlar oldukça fazladır.

Hukukî çerçevede belirleyici olan şu ilkeydi: evlilik, kadının malını kocasına devretmezdi. Kadının mülkü, kazancı ve mehri kendisine aitti; kocası bunlar üzerinde tasarruf edemezdi. Bu, aynı dönemde Avrupa'nın birçok bölgesinde geçerli olan uygulamalardan belirgin biçimde farklıydı.

Çalışma, üretim ve eğitim

Kadınların iktisadî hayattaki yeri çoğunlukla ev merkezliydi: ipek ve pamuk dokuma, iplik eğirme, nakış. Üretilen mallar aracılar üzerinden çarşıya ulaşırdı. Bursa'da ipek üretimiyle ilgili kayıtlarda kadın üreticilerin adları sıkça geçer. Ayrıca para vakıfları aracılığıyla küçük ölçekli finansmana katılan kadınlar da görülür.

Eğitim tarafında tablo daha sınırlıdır. Kız çocukları sıbyan mektebine gidebiliyordu, fakat medrese eğitimi erkeklere açıktı. Buna rağmen hane içinde ders alan, icâzet sahibi kadın hattatlar ve şairler yetişti. 19. yüzyılın hattatları arasında anılan Esmâ İbret Hanım bunun bilinen örneklerindendir. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kız rüştiyeleri ve öğretmen okulu açıldı; bu, kurumsal kadın eğitiminin başlangıcı sayılır.

Abartmadan, küçümsemeden

Bu tabloyu iki uçtan da okumak mümkün ve ikisi de yanıltıcı olur. Birinci uç, Osmanlı'yı kadın hakları bakımından kusursuz bir düzen gibi göstermektir. Öyle değildi: kırsal bölgelerde hukukun tanıdığı hakların çoğu zaman örf tarafından işlevsiz bırakıldığı, kadınların miras payından fiilen vazgeçirildiği, eğitim imkânlarının sınırlı kaldığı biliniyor.

İkinci uç ise kadını tamamen görünmez, tamamen edilgen bir figür saymaktır. Mahkeme defterleri buna açıkça itiraz ediyor. Hakkını aramak için kadı huzuruna çıkan, davasını kazanan, dükkânını kiraya veren, mahallesine çeşme yaptıran kadınlar oradaki sayfalarda duruyor.

Doğru okuma, hukukun tanıdığı hak ile uygulamanın arasındaki mesafeyi görmekten geçiyor. Bu mesafe her toplumda vardır; onu görmezden gelmek de yok saymak da tarihi eksiltir.

Bu tarihten bugüne kalan ders

En kalıcı ders, hayır anlayışında. O kadınlar servetlerini kendilerine anıt dikmek için değil, bir imaretin kazanı kaynasın diye bıraktılar. Kudüs'te dört yüz yıl boyunca yemek dağıtan bir imaret, kurucusunun adını her gün doyurduğu insanlarla birlikte yaşattı. Sadaka-i câriye kavramının somutlaşmış hâli budur.

İkincisi, hakkın kayıt altına alınmasının değeri. Bugün Osmanlı kadınının ne yapabildiğini biliyorsak, bunu tarih kitaplarına değil, kadı defterlerine borçluyuz. Bir hak, yazıldığı ve kaydı tutulduğu ölçüde korunuyor.

Sonraki bölümde şehir hayatının bir başka yüzüne, darüşşifalara ve Osmanlı tıbbına bakacağız.

Sıkça Sorulan Sorular

Osmanlı'da kadınlar mülk sahibi olabilir miydi?

Evet. Kadının mülkü, mehri ve kazancı kendisine aitti; evlilik bu mülkiyeti kocaya geçirmezdi. Şer'iyye sicillerinde kadınların ev, dükkân, bağ ve bahçe alıp sattığına dair çok sayıda kayıt bulunur.

Osmanlı'da kadınlar boşanabilir miydi?

Evet. En yaygın yol, kadının belirli bir bedel karşılığında evliliğin sona erdirilmesini istediği muhâlaa (hul') idi. Ayrıca kocanın nafaka vermemesi veya uzun süre kaybolması gibi durumlarda kadın mahkemeye başvurabiliyordu.

Vakıfların ne kadarını kadınlar kurmuştur?

Kesin tek bir rakam vermek mümkün değildir; şehre ve döneme göre değişir. Farklı araştırmalarda İstanbul ve bazı Anadolu şehirleri için kurucuların üçte birine yaklaşan oranlar zikredilmiştir.

Osmanlı'da kız çocukları okula gidebilir miydi?

Sıbyan mektebine gidebiliyorlardı. Medrese eğitimi ise erkeklere açıktı. 19. yüzyılın ikinci yarısında kız rüştiyeleri ve kız öğretmen okulu açılmasıyla kurumsal kadın eğitimi başladı.

"Kadınlar saltanatı" tabiri doğru bir adlandırma mıdır?

Tarihçilerin bir kısmı bu tabiri eleştirir. 16-17. yüzyıllarda valide sultanların ve haseki sultanların siyasî ağırlığının arttığı doğrudur; ancak bunu bir "saltanat" gibi sunmak, dönemin karmaşık iktidar dengelerini fazla basitleştirir.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar