Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Osmanlı Serisi 30/60: Osmanlı'da Kudüs — Üç Din, Bir Şehir ve Statüko

Kudüs, 1516-1517 Mısır seferinin ardından Osmanlı yönetimine girdi ve 1917'ye kadar dört asır bu idarede kaldı. Kanûnî şehrin bugün ayakta duran surlarını yaptırdı, Hürrem Sultan büyük bir imaret kurdurdu. Kutsal mekânların paylaşımını düzenleyen Osmanlı fermanları ise bugün "statüko" adıyla hâlâ yürürlüktedir.

Kudüs, tarihte kaç kez el değiştirdiğinden çok, her yönetimin onu nasıl idare ettiğiyle konuşulan bir şehir. Osmanlı'nın dört asırlık idaresi de bu açıdan dikkate değer: şehrin çehresini değiştiren imar faaliyetleri ile farklı inanç gruplarının bir arada yaşamasını mümkün kılan hukukî düzenlemeler aynı dönemde şekillendi.

1517: Şehrin Osmanlı'ya katılması

Yavuz Sultan Selim'in Memlükler üzerine yaptığı seferde 1516 Mercidabık zaferinin ardından Suriye ve Filistin bölgesi Osmanlı'ya geçti; Kudüs de 1517 başında Osmanlı idaresine girdi. Şehir, Şam eyaletine bağlı bir sancak olarak yönetildi.

Yönetim değişikliği şehrin dokusunu bozmadı. Kudüs, Hz. Ömer döneminden itibaren süregelen bir çerçeveye sahipti: eman esasına dayalı, gayrimüslim cemaatlerin can, mal ve mabet güvenliğini teminat altına alan bir düzen. Osmanlı bu çizgiyi devam ettirdi ve kendi millet sistemiyle birleştirdi.

Kanûnî'nin surları

Bugün Kudüs'ün eski şehrini çevreleyen surlar, Kanûnî Sultan Süleyman döneminde 1537-1541 yılları arasında inşa edildi. Şam Kapısı üzerindeki kitâbe bu inşayı kaydeder. Surlar askerî bir tedbirdi; ama aynı zamanda bir şehir tarifiydi — Kudüs'ün "eski şehir" sınırları bugün hâlâ bu duvarlarla çizilir.

Kanûnî döneminde şehrin su meselesi de ele alındı. Süleyman Havuzları'ndan gelen su yolları onarıldı, şehir içine sebiller yapıldı. Harem-i Şerif alanındaki Kubbetü's-Sahra'nın dış cephesi bu dönemde meşhur çinilerle kaplandı; yapının bugünkü görünümünü büyük ölçüde bu onarıma borçluyuz.

Haseki Sultan İmareti

Kudüs'teki en dikkat çekici Osmanlı vakfı, Kanûnî'nin eşi Hürrem Sultan'ın 1552 civarında kurdurduğu Haseki Sultan İmaretidir. Külliye; aşevi, misafirhane, cami ve medreseden oluşuyordu.

Vakfiyesine göre imaret günde iki öğün yemek dağıtıyordu. Yararlananlar arasında medrese talebeleri, tekke mensupları, yolcular ve şehrin fakirleri vardı. Bu vakfın geliri Filistin ve Suriye'deki köylere bağlanmıştı; yani hayır bir defalık bağış değil, sürekli işleyen bir sistem olarak kurgulanmıştı. İmaret, farklı biçimlerde de olsa yüzyıllar boyunca faaliyetini sürdürdü.

Bu ilgi, şehrin taşıdığı manevi değerle doğrudan bağlantılıdır:

سُبْحَانَ الَّذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ

"Kulunu bir gece Mescid-i Harâm'dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah'ın şanı yücedir." (İsrâ, 1)

Efendimiz'in (s.a.s.) "Yalnız üç mescide yolculuk yapılır: Mescid-i Harâm, benim şu mescidim ve Mescid-i Aksâ" (Buhârî, Fazlü's-salât fî mescidi Mekke 1; Müslim, Hac 511) beyanı da bu şehri müslüman muhayyilesinde ayrı bir yere yerleştirmiştir.

Statüko: bir kilise içi anlaşmazlığın çözümü

Osmanlı'nın Kudüs'te bıraktığı en kalıcı miras, ilginç biçimde bir mimari eser değil, bir hukukî düzenlemedir.

Hristiyanlığın en kutsal mekânlarından sayılan ve Osmanlı kaynaklarında Kamame adıyla geçen Kıyâme (Kutsal Kabir) Kilisesi, Rum Ortodoks, Ermeni, Latin (Katolik), Kıptî, Süryani ve Habeş cemaatlerinin ortak kullanımındaydı. Hangi cemaatin kilisenin hangi bölümünde ibadet edeceği, hangi merdiveni kimin temizleyeceği, hangi kandili kimin yakacağı asırlarca çekişme konusu oldu. Anlaşmazlıklar zaman zaman kavgaya dönüşüyordu.

Osmanlı idaresi bu çekişmeleri fermanlarla düzenledi. 1740 tarihli ferman bir düzenleme getirdi; asıl belirleyici olan ise Sultan III. Mustafa'nın 1757 tarihli fermanı oldu. Bu ferman, o an fiilen kimin neyi kullandığını esas alarak paylaşımı dondurdu. Cemaatlerin baskısıyla mesele 19. yüzyılda yeniden alevlendiğinde Sultan Abdülmecid'in 1852 tarihli fermanı aynı ilkeyi teyit etti: mevcut durum korunacak, taraflardan hiçbirine yeni bir üstünlük tanınmayacaktı.

Bu düzen, Kırım Savaşı'nın ardından imzalanan 1856 Paris Antlaşması'yla uluslararası bir çerçeveye kavuştu ve "statüko" (status quo) adıyla anılmaya başlandı. Bugün de kilisedeki paylaşım büyük ölçüde bu Osmanlı fermanlarına göre yürür. Kilise kapısının anahtarının asırlardır iki müslüman aileye — Nuseybe ve Cudeh ailelerine — emanet edilmiş olması da aynı çözümün parçasıdır: taraflardan biri anahtarı elinde tutarsa mesele biteceğine büyüyeceği için, anahtar tarafsız bir elde tutulmuştur.

Şehrin nüfusu ve son dönem

Osmanlı Kudüs'ü müslüman çoğunluklu, hristiyan ve yahudi cemaatlerinin de yaşadığı bir şehirdi. 1492'de İspanya'dan sürülen yahudilerin bir kısmı Osmanlı topraklarına, bu arada Kudüs ve Safed'e yerleşti.

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren şehir üzerindeki uluslararası ilgi arttı; Avrupa devletleri konsolosluklar açtı, çeşitli cemaatler için yeni yapılar inşa edildi. II. Abdülhamid döneminde bölgeye yönelik toprak alımlarına ve yerleşime kısıtlamalar getirilmeye çalışıldı; bu kısıtlamaların uygulamada ne ölçüde etkili olduğu tartışmalıdır.

I. Dünya Savaşı sırasında Filistin cephesindeki gelişmelerin ardından Kudüs, Aralık 1917'de Osmanlı idaresinden çıktı. Bu süreci serinin 56. bölümünde ayrıca ele alacağız.

Bu tarihten bugüne kalan ders

Kudüs'ün Osmanlı asırlarından çıkan en pratik ders, ihtilafın çözümüne dair. Devlet, kendi inancından olmayan cemaatler arasındaki bir anlaşmazlıkta taraf tutup birini kayırmak yerine, mevcut hakları tespit edip donduran bir usul geliştirdi. Kimse istediğini tam olarak alamadı; ama kimse de sahip olduğunu kaybetmedi. Bu çözümün üç asır sonra hâlâ yürürlükte olması, tarafsızlığın ne kadar dayanıklı bir zemin olduğunu gösteriyor.

İkinci ders, imarla ilgili. Surları yapmak da imareti kurmak da bir şehre "burada kalıcıyım" demektir. Fakat şehir hafızasında en uzun yaşayan, aşevinin kapısında dağıtılan yemek olmuş görünüyor. Bir sonraki bölümde imparatorluğun coğrafya kuşağına devam ediyor, Haremeyn hizmetlerini ve surre alayını konuşuyoruz.

Sıkça Sorulan Sorular

Kudüs ne zaman Osmanlı yönetimine girdi?

Yavuz Sultan Selim'in Memlükler üzerine düzenlediği seferde, 1516 Mercidabık zaferinin ardından 1517 başında Osmanlı idaresine girdi ve 1917'ye kadar bu idarede kaldı.

Kudüs'ün surlarını kim yaptırdı?

Bugünkü eski şehir surları Kanûnî Sultan Süleyman tarafından 1537-1541 yılları arasında inşa ettirilmiştir. Şam Kapısı üzerindeki kitâbe bu inşayı belgeler.

Statüko fermanı nedir?

Kudüs ve Beytüllahim'deki kutsal mekânların hristiyan cemaatler arasındaki paylaşımını, o anki fiilî duruma göre dondurarak koruyan Osmanlı düzenlemesidir. 1757 ve 1852 tarihli fermanlarla şekillenmiş, 1856 Paris Antlaşması'yla uluslararası çerçeveye girmiştir.

Kıyâme Kilisesi'nin anahtarı neden müslüman ailelerde?

Kilisede hak iddia eden cemaatler arasındaki çekişmeyi önlemek için anahtar tarafsız bir elde tutulmuştur. Bu görev asırlardır Nuseybe ve Cudeh ailelerine emanet edilmiştir.

Haseki Sultan İmareti ne yapardı?

Hürrem Sultan tarafından 1552 civarında kurulan külliyenin aşevi, günde iki öğün yemek dağıtırdı. Talebeler, yolcular ve şehrin fakirleri bundan yararlanır; gideri bölgedeki köylere bağlanmış vakıf gelirlerinden karşılanırdı.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar