Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Osmanlı Serisi 35/60: Kuzey Afrika — Cezayir, Tunus ve Trablusgarp

Kuzey Afrika, Endülüs'ün düşüşünden sonra İspanya'nın saldırısına uğradı. Halkın davetiyle bölgeye gelen Oruç Reis ve kardeşi Hızır (Barbaros Hayreddin) 1516'da Cezayir'de yönetimi üstlendi, 1519'da Osmanlı'ya bağlandı. Trablusgarp 1551'de, Tunus kesin olarak 1574'te alındı ve bölge "garp ocakları" adıyla üç asır Osmanlı'ya bağlı kaldı.

Kuzey Afrika'nın Osmanlı'ya katılması, İstanbul'dan gönderilen bir orduyla olmadı. Bölge Osmanlı'ya, olayların içinden çıkan iki denizcinin kararıyla ve yerel halkın talebiyle bağlandı. Osmanlı tarihinde bu kadar aşağıdan yukarıya işlemiş başka bir örnek pek yoktur.

Endülüs'ün düşüşünden sonra

1492'de Gırnata'nın teslim olmasıyla Endülüs'te sekiz asırlık Müslüman varlığı sona erdi. Ardından İspanya'da Müslümanlara ve Yahudilere yönelik baskı arttı; on binlerce insan Kuzey Afrika'ya sığındı.

İspanya bununla yetinmedi. 16. yüzyılın ilk yıllarında Kuzey Afrika kıyılarındaki limanlara peş peşe saldırdı: Melilla, Mers el-Kebîr, Oran, Bicâye ve 1510'da Trablus İspanyol denetimine girdi. Bölge halkının bir koruyucusu yoktu; Fas dışındaki yerel emirlikler dağınık ve zayıftı.

Kur'an'ın, zayıf bırakılmış insanlar için yardıma çağıran âyeti, o günlerin tam karşılığıdır:

وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ

"Size ne oluyor da Allah yolunda ve 'Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu şehirden çıkar' diyen çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?" (Nisâ, 75)

İki kardeş: Oruç ve Hızır

Midilli doğumlu Oruç ve Hızır kardeşler, Akdeniz'de denizcilik yapıyorlardı. Endülüs'ten kaçan Müslümanları Kuzey Afrika'ya taşıma işine giriştiklerinde bölge halkı arasında tanınmaya başladılar.

1516'da Cezayir halkı, İspanyol baskısına karşı Oruç Reis'ten yardım istedi. Oruç Reis şehre girdi ve yönetimi üstlendi. Ancak iki yıl sonra, 1518'de Tlemsen yakınlarında İspanyollarla girdiği çarpışmada hayatını kaybetti.

Kardeşi Hızır Reis, tek başına ayakta kalamayacağını görerek 1519'da Yavuz Sultan Selim'e elçi gönderdi ve Cezayir'i Osmanlı Devleti'ne bağladı. Karşılığında beylerbeyi tayin edildi, kendisine asker ve top desteği verildi ve "Hayreddin" unvanını aldı. Tarihe Barbaros Hayreddin Paşa olarak geçecekti.

1533'te İstanbul'a çağrılarak kaptan-ı deryâlığa getirildi; 1538'deki Preveze zaferi serinin 15. bölümünde ele alınmıştı.

Trablusgarp ve Tunus

Trablus 1510'dan beri İspanya'nın elindeydi; sonra Saint-Jean şövalyelerine devredilmişti. 1551'de Sinan Paşa ve Turgut Reis komutasındaki Osmanlı kuvvetleri şehri aldı. Turgut Reis, sonraki yıllarda Trablusgarp beylerbeyi olarak bölgenin düzenini kurdu ve 1565'te Malta kuşatması sırasında şehid düştü.

Tunus'un hikâyesi daha karışıktır ve el değiştirmelerle doludur. Barbaros 1534'te şehri aldı, ertesi yıl İmparator V. Karl büyük bir seferle geri aldı. 1569'da Uluç Ali Paşa Tunus'a girdi, 1573'te Don Juan yeniden ele geçirdi. Kesin sonuç 1574'te geldi: Koca Sinan Paşa ve Kılıç Ali Paşa komutasındaki büyük donanma Tunus'u ve Halkulvâdi kalesini aldı. Bu tarihten sonra şehir bir daha el değiştirmedi.

Garp ocakları: özerk bir model

Cezayir, Tunus ve Trablusgarp, Osmanlı yönetiminde "garp ocakları" olarak anıldı. Bu üç eyaletin idaresi klasik eyalet düzeninden farklıydı:

  • Hutbe padişah adına okunur, resmî bağlılık sürerdi.
  • Yönetim büyük ölçüde yerel askerî zümrenin (ocak) elindeydi; başlarındaki kişiye dayı denirdi.
  • Vergi merkeze düzenli olarak gönderilmez, gelir bölgede kullanılırdı.
  • Bölge kendi donanmasını kurar, Akdeniz'de bağımsız hareket edebilirdi.

Bu özerklik, mesafenin doğurduğu bir zorunluluktu. İstanbul'dan Cezayir'e emir ulaştırmak haftalar sürüyordu; merkezî bir yönetim pratikte mümkün değildi.

Garp ocaklarının Akdeniz'deki deniz faaliyeti tartışmalı bir konudur. Dönemin bütün Akdeniz devletleri gibi bu ocaklar da korsanlık ve esir ticareti yaptılar; karşı taraf da aynısını yapıyordu. Bunu "sadece savunmaydı" diye anlatmak da, tek taraflı bir suçlama olarak sunmak da tarihe uygun düşmez.

Kültürel miras

Osmanlı dönemi Kuzey Afrika'da kalıcı izler bıraktı. Cezayir'de Ketchaoua ve Ali Bitchin camileri, Tunus'ta Yûsuf Dey ve Hammûde Paşa külliyeleri, Trablus'ta Karamanlı Camii bu mimarinin örnekleridir.

Bölgede Mâlikî mezhebi hâkim olmaya devam etti; Osmanlı buna müdahale etmedi ve Hanefî kadıların yanında Mâlikî müftülüklerini de resmen tanıdı. Bu, Osmanlı'nın yerel dinî yapıya yaklaşımının iyi bir örneğidir: fıkıh geleneğini değiştirmeye çalışmak yerine mevcut olanı sisteme dahil etmek.

Bu tavrın arka planındaki kardeşlik ölçüsünü Efendimiz (s.a.s.) şöyle tarif eder:

"Müminler birbirini sevmede, birbirine merhamet ve şefkat göstermede tek bir vücut gibidir. Bir organ rahatsızlandığında bedenin diğer organları da uykusuzluk ve ateşle ona ortak olur." (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66)

Sonun başlangıcı: 1830

1830'da Fransa, bir diplomatik gerginliği bahane ederek Cezayir'e asker çıkardı ve şehri işgal etti. Osmanlı bu sırada Yunan meselesi ve Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa krizleriyle uğraşıyordu; etkili bir müdahalede bulunamadı.

Cezayir'de direnişi Emîr Abdülkādir el-Cezâirî üstlendi. Bir ilim ailesinden gelen bu genç lider, on beş yıla yakın süren mücadelesinde hem askerî kabiliyeti hem de esirlere yaptığı insanî muamele ile Avrupa basınında bile saygı gördü. 1847'de teslim oldu, sonraki yıllarını Şam'da geçirdi ve 1860'ta Şam'da çıkan olaylarda binlerce Hristiyanı kendi evinde koruyarak hayatlarını kurtardı.

Tunus 1881'de Fransız himayesine girdi. Trablusgarp ise 1911'e kadar Osmanlı'da kaldı; o savaş serinin 52. bölümünde ele alınacak.

Bu tarihten bugüne kalan ders

Kuzey Afrika'nın Osmanlı'ya bağlanışı, gücün her zaman merkezden gelmediğini gösterir. Bir bölgenin kaderini, orada bulunan birkaç kararlı insanın seçimi değiştirdi.

Emîr Abdülkādir'in hikâyesi ise ayrı bir ders bırakır: bir insan işgale karşı savaşırken bile ahlakî ölçüsünü koruyabilir. Düşmanına merhamet gösteren, esirine iyi davranan ve yıllar sonra kendisiyle savaşmış olanların dindaşlarını canı pahasına koruyan bir adamın hatırası, kazandığı muharebelerden daha uzun yaşadı.

Bir sonraki bölümde doğu sınırına, Bağdat ve Basra'ya gidiyoruz.

Sıkça Sorulan Sorular

Cezayir Osmanlı'ya nasıl bağlandı?

1516'da halkın daveti üzerine Oruç Reis şehirde yönetimi üstlendi. Onun 1518'de vefatından sonra kardeşi Hızır Reis, 1519'da Yavuz Sultan Selim'e bağlılığını bildirerek Cezayir'i Osmanlı'ya bağladı.

Garp ocakları ne demektir?

Cezayir, Tunus ve Trablusgarp eyaletlerine verilen addır. Osmanlı'ya bağlı ama iç yönetimde geniş özerkliğe sahip yapılardı; başlarındaki yöneticiye "dayı" denirdi.

Trablusgarp ne zaman fethedildi?

1551'de Sinan Paşa ve Turgut Reis komutasındaki kuvvetler tarafından Saint-Jean şövalyelerinden alındı.

Tunus kesin olarak ne zaman Osmanlı'ya katıldı?

Birkaç kez el değiştirdikten sonra 1574'te Koca Sinan Paşa ve Kılıç Ali Paşa komutasındaki donanmayla kesin olarak alındı.

Emîr Abdülkādir el-Cezâirî kimdir?

1830 Fransız işgaline karşı Cezayir direnişini yöneten âlim ve komutandır. Esirlere insanî muamelesiyle tanınmış, sonraki yıllarında Şam'da yaşamış ve 1860 olaylarında binlerce Hristiyanı korumuştur.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar