Osmanlı Serisi 44/60: Medreseden Mektebe — Osmanlı'da Modern Eğitimin Doğuşu
Osmanlı'da modern eğitim, 1773'te açılan deniz mühendishanesiyle başladı ve önce askerî ihtiyaçtan doğdu. Tıbbiye, Harbiye, rüşdiye ve idâdîler bunu izledi; 1869 Maârif-i Umûmiyye Nizamnâmesi bütün kademeleri tek bir sisteme bağladı. Medrese kapanmadı, yeni mektepler onun yanına kuruldu; ortaya kalıcı bir ikilik çıktı.
Yeni bir okul açmak, çoğu zaman yeni bir savaş kaybetmenin ardından akla gelir. Osmanlı'da da böyle oldu.
Medrese neyi verirdi, neyi vermezdi?
Medrese beş asır boyunca devletin kadı, müderris, müftü ve imamını yetiştirdi. Programının merkezinde Arapça, mantık, fıkıh, kelâm, tefsir ve hadis vardı; matematik, astronomi ve tıp da bir dönem ciddi biçimde okutuldu. Fâtih'in Sahn-ı Semân'ı ve Kanûnî'nin Süleymaniye medreseleri kendi çağının en donanımlı kurumları arasındaydı.
Zamanla program daraldı. 18. yüzyıla gelindiğinde riyâzî ilimlerin ağırlığı azalmış, mezuniyet için gereken süre esnemişti. Medrese hâlâ dinî ilimlerde derinlik veriyordu; ama topçunun ihtiyaç duyduğu balistik hesabı ya da gemi inşasının geometrisi orada öğretilmiyordu.
Önce ordu: mühendishaneler
İlk adım 1773'te atıldı. Donanmanın Çeşme'de yakılmasının hemen ardından, deniz subayı yetiştirmek üzere Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyun açıldı. Ders başlıkları yeniydi: geometri, harita, seyrüsefer, gemi inşası.
1795'te III. Selim kara ordusu için Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun'u kurdu. Burada istihkâm ve topçuluk okutuluyordu. Okulun kütüphanesine Avrupa'dan kitaplar getirildi, Fransızca zorunlu tutuldu, hocalar arasında hem yabancı uzmanlar hem medrese kökenli Türk âlimler vardı. Başhoca Hüseyin Rıfkı Tamânî'nin geometri kitabı, uzun yıllar okutulan bir el kitabı oldu.
İlmin dindeki yerine dair ölçü nettir:
قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
"De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer, 9)
Ayet bilgiyi dinî ve dünyevî diye ikiye ayırmaz. Efendimiz'in (s.a.s.) sözü de aynı kapsayıcılıktadır:
"Kim ilim öğrenmek için bir yola girerse, Allah ona cennete giden yolu kolaylaştırır." (Müslim, Zikir, 39; Tirmizî, İlim, 19)
Bu geniş anlayış, İslam medeniyetinin ilk asırlarında tıbbı, matematiği ve astronomiyi medresenin içine almıştı. 19. yüzyılda yeni bilginin dışarıda ayrı bir binaya yerleşmesi, işte bu geleneğin bir yerinde kopan bir halkanın sonucudur.
Tıbbiye ve Harbiye
II. Mahmud yeni ordusuna hekim ve subay bulamayınca iki okul daha açtı. 1827'de Tıphâne-i Âmire ve Cerrahhâne-i Mâmûre kuruldu; sonradan Mekteb-i Tıbbiyye-i Şâhâne adını aldı ve 1839'da Galatasaray'daki binasına taşındı. Eğitim dili bir dönem Fransızcaydı, çünkü Türkçe tıp terminolojisi henüz oluşmamıştı — bu eksiği kapatmak için sonraki kuşak Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmâniye'yi kurup terim üretmeye girişti.
1834'te Mekteb-i Ulûm-ı Harbiyye açıldı. Asâkir-i Mansûre'nin subay ihtiyacı buradan karşılanacaktı. Kısa süre içinde her iki okuldan seçilen öğrenciler Paris, Viyana ve Londra'ya gönderildi. Osmanlı'nın ilk mühendis, hekim ve kurmay kuşağı böyle yetişti.
Halka açılan basamaklar: rüşdiye ve idâdî
Askerî okullara öğrenci geldiğinde ortaya can sıkıcı bir gerçek çıktı: sıbyan mektebinden mezun çocuk, bu okulların dersini takip edemiyordu. Arada bir basamak eksikti.
1838'de kurulan rüşdiyeler bu boşluğu doldurmak için düşünüldü. Adı "rüşd çağı"na, yani ergenlik dönemine işaret eder. Başlangıçta memur yetiştirmeye dönüktü; zamanla ortaöğretimin ilk kademesi hâline geldi. 1846'da bunları yönetmek için ayrı bir nezaret kuruldu.
Sonra idâdîler geldi. Adı "hazırlık" demektir; yüksek okullara öğrenci hazırlıyordu. 1868'de açılan Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi ise farklı bir denemeydi: Müslüman ve gayrimüslim öğrenciler aynı sıralarda, eğitim dili büyük ölçüde Fransızca. Açılışı hem sarayda hem Avrupa'da tartışıldı, ama okul tuttu ve devletin en tanınmış kadrolarını verdi.
1869: sistemin çatısı
Maârif-i Umûmiyye Nizamnâmesi, 1869'da yayımlandı ve dağınık girişimleri tek bir yapıya bağladı. Kademeler tarif edildi: sıbyan, rüşdiye, idâdî, sultânî, âlî mektepler. Nüfus ölçütü kondu — her mahalle veya köyde bir sıbyan mektebi, beş yüz haneli yerleşimde rüşdiye, bin haneli yerde idâdî, vilayet merkezinde sultânî açılacaktı. Sıbyan mektebinde eğitim zorunlu sayıldı.
Nizamnâme kâğıt üzerinde ileri bir metindi; uygulaması maliyeye takıldı. Yine de bir çerçeve çizmişti ve sonraki kırk yıl bu çerçeveyi doldurmakla geçti.
Öğretmen, mülkiye ve üniversite arayışı
Okul açmak kolaydı, hoca bulmak değil. 1848'de Dârülmuallimîn kuruldu; rüşdiyelere öğretmen yetiştirecekti. 1870'te kız öğretmen okulu Dârülmuallimât açıldı.
Taşrada kaymakam ve mutasarrıf ihtiyacı için 1859'da Mekteb-i Mülkiye kuruldu; 1877'deki yeniden düzenlemeden sonra devletin sivil idare kadrolarının ana kaynağı oldu. 1878'de hukuk mektebi bunları izledi.
Üniversite ise kolay kurulmadı. Dârülfünun üç defa denendi. İlki 1863'te halka açık konferanslarla başladı, binası yanınca durdu. İkincisi 1870'te açıldı, iki yıl içinde bir konferans tartışmasının ardından kapandı. Üçüncüsü 1874'te Galatasaray bünyesinde hukuk, mühendislik ve edebiyat şubeleriyle sürdü, o da 1881'de sona erdi. Kalıcı kuruluş ancak 1900'de gerçekleşti.
Kızlar için okul
1858'de ilk kız rüşdiyesi açıldı. 1869 Nizamnâmesi kız rüşdiyelerini sisteme dahil etti; 1870'te Dârülmuallimât kuruldu; 1880'lerde kız sanayi mektepleri yaygınlaştı. 1911'de kız idâdîsi, 1914'te ise kızlara mahsus bir yüksek öğretim şubesi açıldı.
Bu adımlar bugünün gözüyle geç görünebilir. Karşılaştırma yapıldığında ise dönemin Avrupası'nda da kadınların üniversiteye kabulünün henüz yeni olduğu görülür. Osmanlı'da kızların okuması meselesindeki asıl fren, ilkeden çok imkândı: bina, kadın öğretmen ve bütçe yoktu.
İki dünya yan yana
Bütün bu süreçte dikkat çeken şey, medresenin kapatılmamış olmasıdır. Mektepler onun yerine değil, yanına kuruldu. İki sistem paralel yürüdü: biri Arapça ve fıkıh okuyup camiye ve mahkemeye gitti, diğeri Fransızca ve matematik okuyup nezarete ve kışlaya.
Sonuç, iki ayrı zihin dünyasıydı. Aynı şehirde büyüyen iki genç, aynı meseleye tamamen farklı kelimelerle bakar hâle geldi. Bu ikilik 20. yüzyıl başında fark edildi ve medreseleri ıslah etmek için ciddi programlar hazırlandı; ancak devletin ömrü bu tamiri tamamlamaya yetmedi. Cumhuriyet'e devrolan tartışmanın kökeni buradadır.
Bu tarihten bugüne kalan ders
İslam medeniyetinin parlak asırlarında astronomiyle fıkhı aynı kişide birleştirmek olağandı; Uluğ Bey'in rasathanesi de Ali Kuşçu'nun medresesi de aynı dünyanın parçasıydı. Bilgiyi "dinî" ve "dünyevî" diye ikiye bölmek bu geleneğin kendi tercihi değildi; bir zaruretin sonucuydu. Bölünme kolay oldu, birleştirme hâlâ zor.
İkinci ders daha pratiktir. Osmanlı'nın eğitimde attığı en verimli adımlar, en pahalı binaları yaptığı adımlar değil, öğretmen yetiştirdiği adımlardı. Bir okulu okul yapan şey duvarı değil, sınıfa giren kişidir. Bugün de eğitim tartışmasının merkezinde aynı basit gerçek duruyor.
Bir sonraki bölümde bu değişimin en tartışmalı basamağına geliyoruz: Tanzimat ve Islahat fermanları.
Sıkça Sorulan Sorular
Osmanlı'da ilk modern okul hangisidir?
1773'te açılan Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyun kabul edilir. Deniz subayı yetiştirmek üzere kuruldu ve geometri, harita, seyrüsefer, gemi inşası okutuldu. Kara ordusu için 1795'te Mühendishâne-i Berrî açıldı.
Rüşdiye ve idâdî ne demektir?
Rüşdiye, sıbyan mektebinden sonra gelen ilk ortaöğretim kademesidir; adı ergenlik çağına işaret eder. İdâdî ise "hazırlık" anlamındadır ve yüksek okullara öğrenci hazırlayan üst kademedir.
1869 Maârif-i Umûmiyye Nizamnâmesi ne getirdi?
Sıbyan, rüşdiye, idâdî, sultânî ve yüksek okul kademelerini tek sisteme bağladı; nüfus ölçütüne göre okul açılmasını ve sıbyan kademesinde eğitimin zorunlu olmasını düzenledi.
Dârülfünun neden birkaç kez kuruldu?
1863, 1870 ve 1874'teki üç deneme sırasıyla yangın, tartışma ve malî sebeplerle sürdürülemedi. Kalıcı üniversite kuruluşu ancak 1900 yılında gerçekleşti.
Osmanlı'da kızlar için okullar ne zaman açıldı?
İlk kız rüşdiyesi 1858'de açıldı. 1869 Nizamnâmesi kız okullarını sisteme dahil etti, 1870'te kız öğretmen okulu Dârülmuallimât kuruldu; 1911'de kız idâdîsi, 1914'te kızlara mahsus yüksek öğretim şubesi açıldı.
