Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Peygamber Efendimiz Nasıl Bir İnsandı? Ahlakı, Hâli ve Günlük Hayatı

Sahih hadislerin çizdiği tablo tek bir cümlede toplanır: Peygamber Efendimiz (s.a.s.) yumuşak huylu, sözünde duran, kimseyi küçümsemeyen, evinde ailesine yardım eden, kendi hakkı için asla öfkelenmeyen bir insandı. Hz. Âişe validemiz onu tarif ederken hiç uzatmadı: "Onun ahlakı Kur'an'dı."

Rebiülevvel ayına girdik. Bu ay yaklaştıkça insanların Efendimiz'i (s.a.s.) daha çok merak etmesi, kandil gecesine hazırlanırken "onu ne kadar tanıyorum?" diye sorması güzel bir refleks. Fakat bu tanıma çabası çoğu zaman bir sıfat listesine dönüşüyor ve sıfatlar, sahibinden kopunca insanı ısıtmıyor. Oysa sahâbe onu anlatırken hep bir sahne anlatmış: bir bakış, bir cevap, bir sofra, bir sokak. O sahnelere bakalım.

Kur'an'ın verdiği tarif

Onun ahlakı hakkında en kısa ve en ağır hüküm, bizzat Kur'an'da geçer:

وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ

"Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin." (Kalem, 4)

Bir başka ayette ise ahlakı, bize gösterilen bir örnek olarak sunulur: "Andolsun, Allah'ın Resûlü'nde sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı uman, Allah'ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır." (Ahzâb, 21)

Bu iki ayetin arası önemli. Birincisi bir övgü, ikincisi bir davet. Yani Efendimiz'in (s.a.s.) ahlakı yalnızca hayranlıkla seyredilecek bir manzara değil; adım adım takip edilecek bir iz.

Onu en yakından bilenin cevabı

Sahâbeden biri Hz. Âişe'ye (r.anhâ) Efendimiz'in (s.a.s.) ahlakını sorduğunda aldığı cevap yalnızca üç kelimeydi:

"Onun ahlakı Kur'an'dı."
(Müslim, Müsâfirîn 139; Ebû Dâvûd, Tatavvu' 26)

Bu cevabın niçin bu kadar meşhur olduğunu düşünmek gerek. Çünkü bir insanın evinde nasıl olduğunu en iyi eşi bilir. Dışarıda herkes kendini bir parça toparlar; kapı kapandıktan sonrası ise gerçek karakterin göründüğü yerdir. Hz. Âişe'nin cevabı, dışarıdaki ile içerideki arasında hiçbir fark bulunmadığını söylüyor.

Evinde nasıl biriydi?

Yine Hz. Âişe'ye "Resûlullah evinde ne yapardı?" diye sorulmuş, o da şöyle cevap vermiştir:

"Ailesinin işiyle meşgul olurdu; namaz vakti gelince de namaza çıkardı."
(Buhârî, Edeb 40; Ezân 44)

Bu rivayet, bugün "erkek işi–kadın işi" diye kesin çizgilerle ayrılan pek çok şeyi tek cümleyle yumuşatır. Söküğünü diken, ayakkabısını tamir eden, koyununu sağan bir peygamber portresi çizer kaynaklar. Devletin başında, ordunun önünde, vahyin muhatabı olan bir insan… ve evde kimseyi beklemeyen bir el.

Hizmetinde bulunan Enes b. Mâlik'in (r.a.) şu şahitliği de bu tabloyu tamamlar:

"Resûlullah'a on yıl hizmet ettim. Bana bir kez olsun 'öf' demedi. Yaptığım bir şey için 'niçin böyle yaptın?', yapmadığım bir şey için 'niçin şöyle yapmadın?' diye sormadı."
(Buhârî, Edeb 39; Müslim, Fedâil 51)

On yıl. Çocukluktan gençliğe uzanan bir süre. İnsanın en yakınına bile sabrının tükendiği anlar düşünülürse, bu rivayetin ağırlığı daha iyi anlaşılır.

Öfkesi nerede başlardı?

Onun hiç öfkelenmediğini söylemek doğru olmaz; kaynaklar bunun aksini anlatır. Fark, öfkenin sebebindedir. Hz. Âişe (r.anhâ) şöyle der: Resûlullah (s.a.s.) kendi şahsı için hiçbir zaman intikam almadı; ancak Allah'ın koyduğu sınırlar çiğnendiğinde, bunun karşılığını Allah için verirdi (Buhârî, Menâkıb 23; Müslim, Fedâil 77).

Kendisine hakaret edildiğinde susan, ama bir haksızlık görünce sesini yükselten bir duruş bu. Bugün çoğumuzda tam tersi işler: kendimize dokunulunca ayağa kalkarız, başkasına dokunulunca sessiz kalırız.

Merhameti: bir öpücük üzerine kurulan hüküm

Efendimiz (s.a.s.) bir gün torunu Hasan'ı öpmüştü. Yanında bulunan Akra' b. Hâbis, "Benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim" dedi. Efendimiz ona baktı ve şöyle buyurdu:

"Merhamet etmeyene merhamet edilmez."
(Buhârî, Edeb 18; Müslim, Fedâil 65)

Sahne küçük, hüküm büyük. Bir çocuğun alnına konan öpücük, o gün için "erkeğe yakışmaz" sayılan bir davranıştı. Efendimiz bunu tartışmaya açmadı; doğrudan merhametle merhamet görme arasında bir bağ kurdu.

Aynı merhametin bir başka yüzü, insanları karşılarken takındığı tavırdı. Cerîr b. Abdullah (r.a.), "Müslüman olduğumdan beri Resûlullah beni ne zaman görse tebessüm ederdi" der (Buhârî, Menâkıb 21; Müslim, Fedâil 134). Ve tebessümü bir ahlak ilkesine bağlar: "Kardeşine tebessüm etmen sadakadır." (Tirmizî, Birr 36 — hasen)

Sofrası, evi, eşyası

Sadelik onun hayatında bir imaj değil, tabii bir hâldi. Hz. Ömer (r.a.), bir gün odasına girdiğinde onu hasır üzerinde yatarken gördü; hasırın izleri yanına çıkmıştı. Odada birkaç deri parçası ve bir avuç arpadan başka bir şey yoktu. Ömer'in gözleri doldu. Efendimiz sebebini sorunca, "Kisrâ ve Kayser dünya nimetleri içinde, sen ise Allah'ın Resûlü olarak böylesin" dedi. Aldığı cevap şuydu: "Dünya onların, âhiret bizim olsun istemez misin?" (Buhârî, Rikāk 17; Müslim, Talâk 31)

Yemekte de aynı ölçü vardı. Önüne konanı hiç ayıplamadığı, canı çekerse yediği, çekmezse sessizce bıraktığı nakledilir (Buhârî, Menâkıb 23; Müslim, Eşribe 187). Bir yemeği beğenmediğini söylemek, onu hazırlayanı incitmek demekti; o yüzden hiç söylemedi.

Sözü ve emaneti

Peygamberliğinden önce bile Mekke'de ona verilen isim el-Emîn'di: güvenilir. Hicret gecesi bile, kendisini öldürmeye niyetlenmiş bir toplumun kendisinde bulunan emanetlerini iade etmeden yola çıkmadı; bu iş için Hz. Ali'yi (r.a.) geride bıraktı. Düşmanlık, emanete el uzatmanın gerekçesi olamazdı.

Konuşurken de acele etmezdi. Sözünü tane tane söyler, gerektiğinde üç kez tekrar ederdi ki anlaşılsın (Buhârî, İlim 30). Karşısındakinin sözünü kesmez, biri onunla konuşurken yüzünü ona tamamen dönerdi.

Bugün bize ne söylüyor?

Onu sevmenin ölçüsü, doğum yıldönümünde duyulan heyecanla sınırlı kalmaz. Kandil gecesi kılınan namaz, okunan mevlid, getirilen salavat elbette kıymetlidir. Fakat asıl mesele şu sorudur: hizmetlisine on yıl "öf" demeyen o insanın ümmeti olarak, bugün evimizde, işimizde, trafikte nasıl konuşuyoruz?

Sünnete uymak, önce ahlakta başlar. Sözünü tutmak, emanete dokunmamak, öfkeyi kendi nefsi için harcamamak, gülümsemeyi esirgememek… Hepsi elimizin altında, hiçbiri para istemiyor. Rebiülevvel ayı, bu listeye yeniden bakmak için iyi bir vesile.

Sıkça Sorulan Sorular

Peygamber Efendimiz'in ahlakı nasıl özetlenir?

Hz. Âişe validemiz onun ahlakını "Onun ahlakı Kur'an'dı" diye özetlemiştir (Müslim, Müsâfirîn 139). Yani yaşayışı, Kur'an'ın emrettiği doğruluk, merhamet, adalet ve tevazunun fiilî karşılığıydı.

Peygamberimiz evinde ailesine yardım eder miydi?

Ederdi. Hz. Âişe'ye evindeki hâli sorulduğunda "Ailesinin işiyle meşgul olurdu, namaz vakti gelince namaza çıkardı" cevabını vermiştir (Buhârî, Edeb 40). Kaynaklarda elbisesini diktiği, ayakkabısını tamir ettiği de nakledilir.

Peygamber Efendimiz hiç öfkelenir miydi?

Kendi şahsı için asla intikam almazdı; fakat Allah'ın koyduğu sınırlar çiğnendiğinde bunun karşılığını Allah için verirdi (Buhârî, Menâkıb 23; Müslim, Fedâil 77). Öfkesi kişisel değil, ilkeliydi.

Şemâil ne demektir?

Şemâil, Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) dış görünüşünü, huylarını, konuşma ve davranış biçimini konu alan hadis literatürüne verilen addır. Bu alandaki en tanınmış eser Tirmizî'nin eş-Şemâilü'l-Muhammediyye'sidir.

Rebiülevvel ayında ne yapılabilir?

Bu ayı, Efendimiz'in (s.a.s.) hayatını okuyarak, sünnetini yaşamaya çalışarak ve salavat-ı şerifeyi artırarak değerlendirmek güzeldir. Kur'an'ın "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salât ediyorlar…" (Ahzâb, 56) ayeti bu davranışın dayanağıdır.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar