Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Rüşvet İslam'da Neden Büyük Günahtır?

Rüşvet, hakkı olmayan bir menfaati elde etmek yahut hak edeni saf dışı bırakmak için verilen bedeldir ve İslam'da açıkça haramdır. Günah yalnızca alana ait değildir: Peygamber Efendimiz (s.a.s.) rüşvet alana da verene de lânet etmiştir. Aradaki aracı da bu sorumluluğun dışında sayılmaz.

Yolsuzluk soruşturmalarının haber bültenlerinde peş peşe sıralandığı günlerde insanın aklına gayet tabii bir soru geliyor: Bu iş dinen tam olarak nereye oturuyor? Kimileri "herkes yapıyor, çark böyle dönüyor" diyerek meseleyi normalleştiriyor. Oysa İslam'ın bu konudaki dili son derece nettir ve o netlik, meselenin sadece hukukî değil kalbî bir mesele olduğunu gösterir.

Rüşvet nedir, hangi durumda söz konusu olur?

Fıkıh kaynaklarında rüşvet, bir kimsenin görevi gereği zaten yapmakla yükümlü olduğu işi yapması ya da yapmaması için aldığı karşılık olarak tanımlanır. Ruhsat vermesi gereken memurun "hızlandırma bedeli" istemesi, ihaleyi hak edene değil zarf altından zarf verene bırakmak, bir davada kararı satın almaya kalkışmak — hepsi aynı kapıya çıkar.

Burada kritik ölçü şudur: Ortada, sırf o ödeme sebebiyle yer değiştiren bir hak var mı? Varsa isim ne olursa olsun (hediye, bahşiş, komisyon, danışmanlık) yapılan iş rüşvettir. Kur'an-ı Kerim bu yer değiştirmeyi "bâtıl yolla mal yemek" diye niteler:

وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَا إِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَرِيقًا مِنْ أَمْوَالِ النَّاسِ بِالْإِثْمِ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

"Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hâkimlere (rüşvet olarak) vermeyin." (Bakara, 188)

Ayetin son cümlesine dikkat edelim: "bile bile". Yani rüşvette cehalet mazereti pek işlemez; taraflar çoğu zaman ne yaptıklarını gayet iyi bilir. Zaten işin gizli kapaklı yürümesi, vicdanın daha baştan itiraz ettiğinin en açık delilidir.

Alan da veren de aynı lânetin içinde

Bu meselede insanların en çok yanıldığı nokta, "Ben mecbur kaldım, veren taraf günahkâr olmaz" düşüncesidir. Hadis-i şerif bu kapıyı kapatır:

"Resûlullah (s.a.s.), (bir hükme ulaşmak için) rüşvet verene de alana da lânet etti."
(Tirmizî, Ahkâm 9; Ebû Dâvûd, Akdıye 4; İbn Mâce, Ahkâm 2)

Rivayetlerin bir kısmında bu ikiliye aracılık eden kişinin de eklendiği görülür. Yani zarfı taşıyan, tanıştıran, "ben yalnızca haber verdim" diyen de zincirin bir halkasıdır.

Peki hiç mi istisna yok? Âlimlerin çoğunluğuna göre, bir kimsenin kendi kesin hakkını almanın başka yolu kalmamışsa ve karşı taraf ancak ödeme ile o hakkı teslim ediyorsa, veren için bir ruhsattan söz edilmiştir; günah alana kalır. Ancak bu, kapının ardına kadar açılması demek değildir. Burada şart, hakkın gerçekten sabit olması ve başka hiçbir hukukî yolun bulunmamasıdır. Kendi hakkı olmayanı elde etmek yahut başkasının hakkını önlemek için verilen hiçbir bedel bu istisnaya girmez.

Hediye ile rüşvetin arası ne kadar incedir?

Rüşvet çoğu zaman kendi adıyla gelmez; "hediye" kılığına girer. Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) bu inceliği tek cümlede çözen bir uyarısı vardır. Zekât toplamakla görevlendirdiği İbnü'l-Lütbiyye dönüşünde, "Şu size ait, şu da bana hediye edildi" deyince Efendimiz minbere çıkıp şöyle buyurmuştur:

"Bu adama ne oluyor ki, kendisini görevlendiriyoruz da 'Şu sizin, şu da bana hediye edildi' diyor! Babasının yahut anasının evinde otursaydı da kendisine hediye gelecek mi gelmeyecek mi görseydi ya!"
(Buhârî, Ahkâm 24; Müslim, İmâre 26)

Ölçü burada gizli: O hediye, kişinin şahsına mı geliyor, koltuğuna mı? Aynı insan o görevde olmasa aynı paket kapısına gelmeyecekse, gelen şey hediye değildir. Bu ayrım, memurluk da olsa esnaflık da olsa geçerlidir.

Kamu malı ve "gulûl" meselesi

Rüşvetin yanına konması gereken bir başka kavram var: gulûl, yani kamuya ait olandan gizlice alma. Ganimetten mal aşıran kişi için indirilen ayet, meseleyi kıyamet gününe bağlar: "Kim (kamuya ait olandan) aşırırsa, kıyamet günü aşırdığı şeyle gelir." (Âl-i İmrân, 161)

Kamu malı, sahibi belirsiz bir yığın değildir; sahibi çok olan maldır. Bu yüzden bir kişinin hakkını yemek ne kadar ağırsa, milyonların ortak hakkından yemek katbekat ağırdır. Helalleşilecek muhatabın tek tek bulunamaması, borcu ortadan kaldırmaz; aksine onu ödenmesi en zor borç hâline getirir.

Rüşvet alan biri nasıl tövbe eder?

Tövbenin kul hakkı bulunan günahlarda üç ayağı vardır: pişmanlık, bir daha dönmeme kararı ve hakkı sahibine iade. Sadece istiğfar etmek yetmez. Alınan meblağ biliniyorsa sahibine ulaştırılır; sahibi bilinmiyor ya da ulaşılamıyorsa, âlimlerin çoğunluğuna göre o mal sahibinin sevabına niyet edilerek hayra harcanır, kişi de kendisi için ayrıca tövbe eder.

Bu kolay bir yol değildir. Ama zorluğu, aslında rüşvetin başta neden bu kadar sert bir dille yasaklandığını anlatır: Kolay girilen kapının çıkışı yoktur.

Toplum için maliyeti

Rüşvetin en büyük zararı çalınan paradan ibaret değil. Bir toplumda "hak ile değil, torpil ve zarf ile alınır" kanaati yerleşince, dürüst kalmak akılsızlık gibi görünmeye başlar. İşte asıl yıkım budur. Adaletin yerini pazarlığın alması, o ülkedeki herkesi — rüşveti hiç duymamış olanları bile — fakirleştirir. İslam'ın helal lokma üzerinde bu kadar ısrar etmesi, biraz da bu sebepledir: Sofraya giren lokma temiz değilse, dua ile kalp arasındaki bağ zayıflar.

Sıkça Sorulan Sorular

Rüşvet almak büyük günah mıdır?

Evet. Hem bâtıl yolla mal yeme yasağına girer hem de içinde kul hakkı barındırır. Hadis-i şerifte hem alan hem veren lânetlenmiştir (Tirmizî, Ahkâm 9). Üstelik tövbesi, alınanın sahibine iadesini gerektirdiği için ağır bir günahtır.

Hakkımı alabilmek için rüşvet vermek zorunda kalırsam ne olur?

Âlimlerin çoğunluğu, kesin bir hakkı almanın başka hiçbir yolu kalmadığında verenin sorumlu olmayacağını, günahın alana kalacağını söyler. Ancak bu istisna dardır; hak edilmeyen bir şeyi elde etmek ya da işi öne aldırmak bunun dışındadır.

Memura verilen bayram hediyesi rüşvet sayılır mı?

Ölçü, hediyenin kişiye mi göreve mi geldiğidir. O kişi o makamda olmasaydı hediye gelmeyecekse ve hediye bir işin görülmesiyle bağlantılıysa rüşvet hükmündedir. Aradaki tanışıklığa dayanan, işten bağımsız ve makamdan önce de süregelen hediyeleşme ise farklı değerlendirilir.

Rüşvetle kazanılan para ile yapılan hac ve sadaka kabul olur mu?

Haram mal ile yapılan ibadette borç düşmez; asıl olan malın sahibine iadesidir. Sadaka olarak verilmesi de kişiye sevap kazandırmaz, çünkü verilen zaten kendi malı değildir. Yapılacak ilk iş helalleşmektir.

İşe girmek için verilen "bağış" rüşvet midir?

Bir kadronun hak edene değil ödeme yapana verilmesi rüşvetin en tipik hâlidir. Burada hem kamunun hakkı hem de o işi hak eden kişinin hakkı çiğnenmiş olur.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar