Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Selmân-ı Fârisî (r.a.): Hakikati Aramak İçin Bir Ömür Yürüyen Sahabi

Selmân-ı Fârisî (r.a.), İran'ın İsfahan bölgesinde Mecûsî bir ailede doğdu; doğruyu aramak uğruna evini, memleketini ve hürriyetini kaybetti, köle olarak satıldı ve sonunda Medine'de Peygamber Efendimiz'e (s.a.s.) ulaştı. Hendek Savaşı'ndaki siper fikri onundur. Efendimiz onun için "Selmân bizdendir" buyurmuştur.

Bazı hayatlar tek bir soruyla başlar. Selmân'ınki de öyle. Babasının çiftliğinde büyüyen, ateşin sönmemesiyle görevlendirilmiş bir çocuk, bir gün yolda duyduğu bir sesin peşine takılır ve o ses onu yıllar sürecek bir yolculuğa çıkarır.

Ateşin Başındaki Çocuk

Selmân, İsfahan yakınlarındaki Ceyy köyünde dünyaya geldi. Babası varlıklı bir çiftçiydi ve oğlunu çok severdi; öyle ki onu kaybetmekten korktuğu için neredeyse evden dışarı bırakmıyordu. Ailesinin dini Mecûsîlikti ve küçük Selmân'a verilen vazife, mabetteki ateşin bir an bile sönmemesini sağlamaktı.

Bir gün babası, işlerinin yoğunluğu sebebiyle onu çiftliğe gönderdi. Yolda bir kilisenin önünden geçerken içeriden gelen ibadet sesleri onu durdurdu. İçeri girdi, izledi, sordu. O gün akşama kadar orada kaldı ve eve döndüğünde babasına şöyle dedi: "Onların dini bizimkinden daha güzel." Bu cümle, hayatının kırılma noktası oldu. Babası endişelendi, oğlunun ayağına demir vurup evde tuttu. Ama arayışın önüne set çekilemedi; Selmân ilk fırsatta Şam'a giden bir kervana katılarak evden ayrıldı.

Bir Âlimden Diğerine

Şam'da bir din adamının yanına girdi, hizmetine koştu. Fakat o kişinin insanlardan topladığı sadakaları kendisine sakladığını fark edince ondan uzaklaştı. Sonra gerçekten takvâ sahibi biriyle karşılaştı, yıllarca yanında kaldı. O vefat ederken Selmân'a şöyle dedi: "Musul'a git, orada filan kimseyi bul."

Bu böyle sürdü. Musul'dan Nusaybin'e, oradan Amuriye'ye… Her âlim, ölüm döşeğinde onu bir sonrakine havale etti. Amuriye'deki son âlim ise artık gösterecek bir isim bulamadı ve şunu söyledi: "Bir peygamberin çıkma zamanı yaklaştı. İki taşlık arasındaki, hurmalıkları olan bir beldeye hicret edecek. Onun üç alâmeti var: Sadaka kabul etmez, hediyeyi kabul eder ve iki omzu arasında nübüvvet mührü vardır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 441-444; İbn Hişâm, es-Sîre)

Yıllar süren bu yürüyüşte Selmân'ın elinde ne servet ne makam kalmıştı. Elinde kalan tek şey, bir sonraki adımın yönüydü.

Özgür Bir İnsanın Köle Olarak Satılması

Amuriye'den geçen bir Arap kervanına, yanındaki bütün hayvanlarını vererek kendisini Arap topraklarına götürmeleri şartıyla katıldı. Ancak Vâdilkurâ'ya vardıklarında ona ihanet ettiler; onu köle diye sattılar. Hakikati aramak için yola çıkan adam, artık bir başkasının malıydı.

Yeni sahibi onu Yesrib'e — yani sonradan Medine olacak şehre — götürdü. Selmân, hurma ağaçlarını gördüğünde durdu. Amuriyeli âlimin tarifi tam da buydu: iki taşlık arasında, hurmalıkları olan bir belde. Kalbi hızlandı ama emin olamadı; beklemeye karar verdi.

Üç Alâmet ve Bir Karar

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) hicret edip Kubâ'ya vardığında Selmân bir tabak hurma hazırladı, huzuruna çıktı ve "Bu sadakadır" dedi. Efendimiz arkadaşlarına ikram etti, kendisi elini sürmedi. Selmân içinden "Bir…" dedi.

Bir süre sonra yine hurma getirdi: "Bu hediyedir." Bu defa Efendimiz de yedi. "İki…"

Üçüncüsü için fazla beklemesi gerekmedi. Bakî mezarlığında bir cenazede, arkadan yaklaşıp omuz aralığına bakmaya çalıştı. Efendimiz ne aradığını anladı, sırtındaki örtüyü aralayıp nübüvvet mührünü gösterdi. Selmân kendini tutamadı, ağlayarak üzerine kapandı ve orada Müslüman oldu.

Üç Yüz Hurma Fidanı

Köle olduğu için Bedir'e de Uhud'a da katılamadı; bu onun en büyük hüznüydü. Efendimiz (s.a.s.) ona sahibiyle anlaşmasını, bedelini ödeyip hürriyetini almasını tavsiye etti. Şart ağırdı: üç yüz hurma fidanı dikip tutturmak ve ayrıca kırk ukıyye altın ödemek.

Ashâb seferber oldu; kimi otuz fidan, kimi yirmi fidan getirdi. Rivayete göre Efendimiz fidanları kendi eliyle çukurlara yerleştirdi ve dikilen fidanların tamamı tuttu. Altın borcu da beytülmâlden karşılandı. Selmân artık hürdü.

Hendeğin Fikri Kimden Çıktı?

Hicretin beşinci yılında Medine, tarihinin en kalabalık kuşatmasıyla karşı karşıya kaldı. Şehri savunmanın yolu tartışılırken Selmân, memleketinde gördüğü bir usulü hatırlattı: Açık cephelere hendek kazmak.

Arap savaş geleneğinde yeri olmayan bu fikir kabul edildi ve günlerce süren bir kazı başladı. Efendimiz de kazmayı eline aldı, ashâbıyla birlikte toprak taşıdı. Sonuç, kuşatmanın kırılması oldu.

Kazı sırasında güzel bir tartışma çıktı. Muhâcirler "Selmân bizdendir" dedi, Ensâr "Hayır, Selmân bizdendir" dedi. Herkes onu kendi tarafına almak istiyordu. Efendimiz'in verdiği cevap, İslam'ın kardeşlik anlayışını tek cümlede özetler: "Selmân bizdendir, Ehl-i beyt'tendir."

Bir Milletin Değil, Bir Kalbin Adamı

Cum'a sûresinin "onlardan başkaları" ifadesi nazil olduğunda ashâb "Bunlar kimler, ey Allah'ın Resûlü?" diye sordu. Efendimiz (s.a.s.) elini Selmân'ın omzuna koydu ve şöyle buyurdu:

"Şayet iman Süreyya yıldızında olsaydı, bunlardan bazı adamlar ona mutlaka ulaşırdı." (Buhârî, Tefsîr, 62/1; Müslim, Fedâilü's-sahâbe, 230)

Selmân daha sonra Medâin valiliği yaptı. Devletin verdiği maaşı sadaka olarak dağıtır, geçimini hasır örerek sağlardı. Valilik makamındayken bile üzerinde tek bir eski aba bulunurdu.

Bu Kıssadan Çıkan Ders

Selmân'ın hikâyesi, Kur'an'ın koyduğu ölçünün canlı bir örneğidir:

إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ

"Şüphesiz Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır." (Hucurât, 13)

Fars asıllı bir köle, Arap Yarımadası'nın ortasında "Ehl-i beyt'ten" sayıldı. Ne doğduğu topraklar ne konuştuğu dil ne de bir dönem taşıdığı zincir onun önüne geçebildi. Değeri belirleyen şey soy değil, kalpteki yönelimdi.

İkinci ders sabırla ilgili. Selmân yıllarca arandı ve her seferinde aradığı kapı ona bir başka kapıyı gösterdi. Yolun uzunluğu onu yıldırmadı. Bugün bir şeyin karşılığını üç günde görmek isteyen bizler için bu, üzerinde durmaya değer bir örnek.

Üçüncüsü ise istişarenin kıymeti. Hendek fikri, ordunun en tanınmış isminden değil; başka bir kültürden gelmiş, geçmişi zor bir insandan çıktı. Ve Efendimiz (s.a.s.) o fikri tereddütsüz kabul etti. Doğru söz, kimden geldiğine bakılmadan alınır.

Sıkça Sorulan Sorular

Selmân-ı Fârisî nereli ve hangi dine mensuptu?

İran'ın İsfahan bölgesindeki Ceyy köyünde doğdu. Ailesi Mecûsî idi; kendisi mabetteki ateşi korumakla görevlendirilmişti. Önce Hristiyanlığa yöneldi, ardından Medine'de İslam'la şereflendi.

Hendek kazma fikri kime aittir?

Hicretin beşinci yılındaki kuşatmada Medine'nin açık cephelerine hendek kazılması fikrini Selmân-ı Fârisî (r.a.) teklif etmiş, bu usul kabul edilerek uygulanmıştır.

"Selmân bizdendir, Ehl-i beyt'tendir" sözü ne anlama gelir?

Muhâcirlerle Ensâr'ın onu kendi taraflarından saymak istemesi üzerine söylenmiştir. İslam kardeşliğinin soy ve kabile bağının üstünde olduğunu, Selmân'ın Peygamber ailesine yakınlık derecesinde değerli görüldüğünü ifade eder.

Selmân-ı Fârisî nasıl hürriyetine kavuştu?

Sahibiyle yaptığı anlaşma gereği üç yüz hurma fidanı dikip tutturması ve kırk ukıyye altın ödemesi gerekiyordu. Ashâbın yardımı, Efendimiz'in bizzat fidan dikmesi ve beytülmâlden yapılan ödeme ile âzat edildi.

Selmân-ı Fârisî hangi savaşlara katıldı?

Kölelik hâli sebebiyle Bedir ve Uhud'a katılamadı. Hürriyetine kavuştuktan sonra Hendek başta olmak üzere sonraki gazvelerde bulundu; ilerleyen yıllarda Medâin valiliği yaptı.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar