Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Osmanlı Serisi 20/60: Sokullu Mehmed Paşa ve Osmanlı Diplomasisi

Sokullu Mehmed Paşa (ö. 1579), Bosna'dan devşirilip Osmanlı'nın en uzun süre görev yapan sadrazamlarından biri hâline gelen devlet adamıdır. On dört yıl boyunca üç padişah döneminde sadrazamlık yapmış; Kıbrıs'ın fethi, İnebahtı sonrası donanmanın yeniden kurulması ve iki büyük kanal projesi onun adıyla anılır. Osmanlı diplomasisinin en ustaca yürütüldüğü dönem, büyük ölçüde onun dönemidir.

Bir devletin gücü sadece ordusunda değil, aynı zamanda yazdığı mektuplarda, kurduğu ittifaklarda ve zamanlamayı bilmesinde görülür. Osmanlı için bu kabiliyetin zirvesi, on altıncı yüzyılın ikinci yarısıdır. O dönemin merkezinde tek bir isim durur.

Bosna'dan Bâbıâli'ye

Bugünkü Bosna-Hersek sınırları içindeki Sokoloviçi köyünde doğdu. Devşirme yoluyla saraya alındı, Enderun'da yetişti. Ardından basamakları tek tek çıktı: iç oğlanlığı, kapıcıbaşılık, kaptan-ı deryalık, Rumeli beylerbeyliği, üçüncü ve ikinci vezirlik. 1565'te sadrazam oldu ve bu görevde 1579'daki ölümüne kadar kaldı.

Doğduğu topraklarla bağını hiç koparmadı. Kardeşlerini ve akrabalarını gözettiği, memleketinde vakıflar kurdurduğu bilinir. Adına yaptırılan Vişegrad'daki Drina Köprüsü — Mimar Sinan'ın eseri olan o meşhur yapı — hâlâ ayaktadır ve dünya kültür mirası listesindedir. İstanbul'daki Sokullu Mehmed Paşa Camii de yine Sinan'ın en zarif eserlerinden biri sayılır.

Kırk yedi günlük sır

Sokullu'nun soğukkanlılığını en iyi anlatan olay, 1566 Zigetvar seferinde yaşandı. Kanûnî Sultan Süleyman, kalenin düşmesine çok az kala otağında vefat etti. Ordu seferdeydi, yeni padişah Manisa'daydı ve ölüm haberinin yayılması hem askerde çözülmeye hem de düşmanda cesarete yol açabilirdi.

Sokullu ölümü gizledi. Padişahın hastalığı sürüyormuş gibi davranıldı, fermanlar çıkmaya devam etti, sefer tamamlandı. II. Selim'in tahta çıkması sağlandıktan sonra haber açıklandı. Kaynaklara göre bu sır yaklaşık kırk yedi gün korundu. Bir imparatorluk ordusunun, hükümdarının öldüğünü bilmeden savaşıp geri dönmesi — devlet aklının en çarpıcı örneklerinden biri olarak anlatılır.

Kıbrıs, İnebahtı ve sonrası

1570-71'de Kıbrıs adası fethedildi. Kaynaklar Sokullu'nun bu sefere baştan sıcak bakmadığını, Venedik'le mevcut barışın bozulmasını riskli bulduğunu kaydeder. Nitekim sefer, Avrupa'da Haçlı ittifakının yeniden kurulmasına yol açtı ve 1571'de İnebahtı'da Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı.

Bundan sonrası, diplomasi ile denizciliğin birlikte yürütüldüğü bir sürece dönüştü. Donanma bir kış içinde yeniden inşa edildi; 1573'te Venedik'le, ardından İspanya ile antlaşmalar yapıldı ve müttefikler birbirinden ayrıldı. Bu dönemin denizcilik boyutunu serinin önceki bölümünde ayrıntılı ele almıştık.

Buradaki asıl mesele şudur: Osmanlı, kaybettiği bir deniz savaşının ardından karşı ittifakı dağıtmayı başardı. Bunu top ve kadırgayla değil, ayrı ayrı yürütülen görüşmelerle yaptı.

Gerçekleşmeyen iki büyük proje

Sokullu'nun adı, tamamlanamamış iki büyük mühendislik-diplomasi projesiyle de anılır.

Don-Volga Kanalı (1569). Amaç, Don ve Volga nehirlerini birleştirerek Karadeniz'den Hazar'a donanma geçirmek, böylece hem Orta Asya'daki müslüman hanlıklarla bağ kurmak hem de İran'ı kuzeyden kuşatmaktı. Kazılara başlandı, ancak zorlu iklim, lojistik güçlükler ve Rus direnci sebebiyle proje yarım kaldı.

Süveyş Kanalı düşüncesi. Akdeniz ile Kızıldeniz'i birleştirme fikri gündeme geldi. Böylece donanma Hint Okyanusu'na doğrudan çıkabilecek, Portekiz'in baharat yolundaki üstünlüğü kırılacaktı. Proje hazırlık aşamasında kaldı. Aynı hattın üç yüzyıl sonra açılması, fikrin ne kadar isabetli olduğunu gösterir.

Bir de Sakarya nehri ile Sapanca gölünü birleştirip İstanbul'a kereste ve zahire taşıma projesi vardır; o da tamamlanamamıştır.

Bu projeler çoğu zaman "büyük vizyon" başlığıyla anlatılır ve haksız da değildir. Ancak tarihçinin işi, hayal edileni gerçekleşmiş gibi sunmak değildir. Üçünün de yarım kalması, dönemin teknik ve malî sınırlarını da gösterir.

Osmanlı diplomasisi nasıl işlerdi?

Bu bölümün asıl konusu aslında kişi değil, yöntemdir. Osmanlı'nın dış ilişkilerinde birkaç belirgin özellik vardı:

  • Ahidnâme: Osmanlı, karşı devletle ilişkiyi çoğu zaman iki taraflı bir "antlaşma" biçiminde değil, padişahın tanıdığı şartları içeren bir belge olarak düzenlerdi. Yine de belgeye bağlılık esastı; verilen söz, karşı taraf bozmadıkça tutulurdu.
  • Sürekli elçilik yerine geçici elçilik: Klasik dönemde Osmanlı, yabancı başkentlerde daimî elçi bulundurmaz; ihtiyaç doğdukça elçi gönderirdi. Buna karşılık İstanbul'da yabancı devletlerin daimî elçileri bulunurdu. Bu asimetri, on sekizinci yüzyıl sonlarına kadar sürdü.
  • Rakipleri bölme siyaseti: Avrupa'da Habsburg gücüne karşı Fransa ile yakın ilişki kurulması bunun tipik örneğidir. 1569'da Fransa'ya verilen ticarî imtiyazlar, o gün için Osmanlı'nın lehine bir denge aracıydı; sonraki yüzyıllarda ise kapitülasyonların ağır bir yüke dönüşeceği görülecekti.
  • Uzak coğrafyalarla bağ: Sokullu döneminde bugünkü Endonezya'daki Aceh Sultanlığı'na, Portekiz baskısına karşı top ve topçu ustası gönderilmiştir. Bu, Osmanlı diplomasisinin ulaştığı mesafeyi göstermesi bakımından dikkate değerdir.

Verilen sözün tutulması, bu diplomasinin ilan edilmiş ilkesiydi. Kur'an'ın emri açıktır:

وَأَوْفُوا بِعَهْدِ اللَّهِ إِذَا عَاهَدْتُمْ

"Antlaşma yaptığınız zaman Allah'a verdiğiniz sözü yerine getirin." (Nahl, 91)

Efendimiz'in (s.a.s.) sözü ise ahde vefasızlığı doğrudan bir karakter kusuru sayar:

"Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünden döner, kendisine emanet edildiğinde ihanet eder."
(Buhârî, Îmân 24; Müslim, Îmân 107)

Elbette bu ilkelerin her zaman eksiksiz uygulandığını söylemek tarihe uymaz; siyasetin kendi hesapları her devlette işlemiştir. Ancak Osmanlı hukuk ve diplomasi geleneğinde verilen emanın bağlayıcı sayılması, uygulamada da çoğu zaman gözetilmiş bir ölçüdür.

Son yıllar

III. Murad döneminde Sokullu'nun nüfuzu azaldı. Saray içindeki rakipleri güçlendi, yakınları görevlerinden alındı. 1579'da divandan çıkarken bir saldırıya uğradı ve öldürüldü. Ölümünden sonra Osmanlı'da sadrazamların görev süresi belirgin biçimde kısaldı; bu durum, sonraki dönemde yönetim istikrarını zorlayan etkenlerden biri sayılır.

Bu tarihten bugüne kalan ders

Sokullu'nun hikâyesi üç şey söylüyor.

Birincisi: Güç, yalnızca kazanılan savaşlarla ölçülmez. İnebahtı'dan sonra kaybedilen şey donanmaydı; kurtarılan şey ise devletin itibarıydı ve bu, masada kurtarıldı.

İkincisi: Uzun vadeli düşünmek pahalıdır ama kıymetlidir. Yarım kalan kanal projeleri bile, bir devletin coğrafyayı nasıl okuduğunu gösterir. Yüzyıllar sonra aynı hatlarda kanal açılması, o okumanın isabetini ortaya koyar.

Üçüncüsü: Kurumların istikrarı kişilerin ömründen uzun olmalıdır. Bir devlet adamının on dört yıl görevde kalabildiği dönem ile sadrazamların birkaç ayda değiştiği dönem arasındaki fark, sonraki iki yüzyılın hikâyesinde açıkça görülür.

Serinin bir sonraki gününde Osmanlı'nın manevi ve sanat hayatına giriyoruz: tekkeler, hat sanatı, musiki ve şehir kültürü.

Sıkça Sorulan Sorular

Sokullu Mehmed Paşa kimdir?

Bugünkü Bosna-Hersek topraklarında doğup devşirme yoluyla saraya alınan ve 1565-1579 arasında sadrazamlık yapan Osmanlı devlet adamıdır. Kanûnî'nin son yılı ile II. Selim ve III. Murad dönemlerinde görevde kalmıştır.

Sokullu neden Kanûnî'nin ölümünü gizledi?

Kanûnî, Zigetvar kuşatması sırasında vefat etti. Haberin yayılması orduda çözülmeye ve düşmanda cesarete yol açabilirdi. Sokullu, yeni padişahın tahta çıkışı sağlanana kadar ölümü gizli tuttu; kaynaklara göre bu sır yaklaşık kırk yedi gün korundu.

Don-Volga kanal projesi neydi?

1569'da Don ve Volga nehirlerini birleştirerek Karadeniz'den Hazar'a donanma geçirmeyi hedefleyen projedir. Amaç Orta Asya'daki müslüman hanlıklarla bağ kurmak ve İran'ı kuzeyden kuşatmaktı; iklim, lojistik güçlükler ve karşı direniş sebebiyle tamamlanamadı.

Osmanlı'da daimî elçilik ne zaman başladı?

Klasik dönemde Osmanlı yabancı başkentlerde daimî elçi bulundurmaz, ihtiyaç doğdukça geçici elçi gönderirdi. Buna karşılık İstanbul'da yabancı devletlerin daimî elçileri bulunurdu. Sürekli elçilik uygulamasına on sekizinci yüzyılın sonlarında geçilmiştir.

Sokullu Mehmed Paşa nasıl öldü?

1579 yılında, divandan çıkarken uğradığı bir saldırı sonucu öldürülmüştür. Ölümünün ardından Osmanlı'da sadrazamların görev süreleri belirgin biçimde kısalmıştır.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar