Ana içeriğe geç
İmsak--:--
Güneş--:--
Öğle--:--
İkindi--:--
Akşam--:--
Yatsı--:--
Sonraki--:--:--

Târık bin Ziyâd ve Endülüs'ün Fethi: Avrupa'ya Açılan Kapı

Târık bin Ziyâd ve Endülüs'ün Fethi: Avrupa'ya Açılan Kapı

Târık bin Ziyâd, 711 yılının Temmuz ayında Vadi Lekke'de kazandığı zaferle Endülüs'ün, yani İspanya'nın fethini başlatan Berberî asıllı Müslüman komutandır. Geçtiği boğaza ve karaya çıktığı kayaya adı verilmiş, açtığı kapıdan sekiz asır sürecek bir ilim ve medeniyet dönemi geçmiştir. Bu hafta, o zaferin tam 1315. yıl dönümü.

Haritaya bakınca Avrupa ile Afrika'nın neredeyse burun buruna geldiği o daracık geçidin adı bugün bile onu anar: Cebelitarık, yani "Târık'ın dağı". Bir komutanın adının on üç asır sonra hâlâ bir boğaza, bir kayaya, bir şehre verilmiş olması az şey değildir. Peki bu adam kimdi, o yaz aylarında ne yaşandı?

Fetihten Önce İspanya

Sekizinci yüzyılın başında İber Yarımadası, Vizigot Krallığı'nın elindeydi. Ülke taht kavgalarıyla bölünmüş, halk ağır vergiler ve baskı altında bunalmış, Yahudi topluluklar açık zulme uğruyordu. Kral Rodrik tahtı tartışmalı biçimde ele geçirmişti; rakipleri ondan kurtulmanın yolunu arıyordu. Kaynakların anlattığına göre Sebte (Ceuta) hâkimi Julian da Rodrik'e diş biliyor ve Müslümanları geçişe teşvik ediyordu.

O sırada Kuzey Afrika, Emevî halifeliğine bağlı vali Mûsâ bin Nusayr'ın idaresindeydi. Mûsâ, güvendiği komutanı Târık bin Ziyâd'ı Tanca'ya vali yapmıştı. Târık, Berberî asıllıydı; İslam'la yeni şereflenmiş bir milletin çocuğu olarak tarihin en büyük fetihlerinden birine imza atacaktı. Bu bile başlı başına bir derstir: İslam'da öncülük soyla değil, liyakat ve ihlâsla kazanılır.

Cebel-i Târık: Adını Ona Borçlu Bir Kaya

711 baharında Târık, yaklaşık yedi bin kişilik ordusuyla boğazı geçip İspanya kıyısındaki büyük kayanın eteğine çıktı. Asker sayısı sonradan gelen takviyeyle on iki bine ulaştı. Karaya çıktığı o sarp kaya, o günden sonra "Cebelü Târık" diye anıldı; kelime zamanla bugünkü hâlini aldı: Cebelitarık, Batı dillerindeki söylenişiyle Gibraltar. Bir fethin hatırası, dünya haritasına böyle kazındı.

Vadi Lekke Zaferi: 711 Temmuz'u

Kral Rodrik, kuzeydeki seferini yarıda bırakıp büyük bir orduyla güneye indi. İki taraf, Temmuz 711'de bugünkü Kadiks yakınlarındaki Vadi Lekke (Guadalete) boyunda karşılaştı. Kaynaklar Vizigot ordusunun Müslümanlardan kat kat kalabalık olduğunu söyler; sayıları abartılı da olsa arada büyük fark bulunduğu açıktır. Günlerce süren çarpışmanın sonunda Rodrik'in ordusu dağıldı; kralın kendisi bir daha görülmedi. Yol artık açıktı: Târık kuzeye yürüdü, başkent Tuleytula (Toledo) dahil şehirler birbiri ardınca teslim oldu. Ertesi yıl Mûsâ bin Nusayr da ordusuyla geçip fethi tamamladı.

Fethedilen şehirlerde yağma ve zorbalık değil, eman ve antlaşma usulü işletildi. Kiliselere, canlara ve mallara dokunulmayacağına dair ahitler yapıldı; zulümden bunalmış yerli halkın ve Yahudilerin fatihleri zaman zaman kurtarıcı gibi karşılaması bundandır. Müminlere zafer vaadini Rabbimiz şöyle müjdeler:

وَأُخْرَى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ

"Seveceğiniz bir şey daha var: Allah'tan bir yardım ve yakın bir fetih. Müminleri müjdele!" (Saf, 13)

"Gemileri Yaktı" Rivayeti Ne Kadar Doğru?

Târık denince akla ilk gelen sahne, karaya çıkar çıkmaz gemileri yaktırması ve askerlerine "Arkanızda deniz, önünüzde düşman var" diye seslenmesidir. Ne var ki bu sahne, olayı bizzat gören kimselerden değil, çok sonraki dönem kaynaklarından gelir; erken tarih kitaplarında geçmez. Bu yüzden tarihçiler gemilerin yakıldığı bilgisine ihtiyatla yaklaşır. Rivayet edilir ki kaydıyla anılabilir; ama kesin bir tarihî hakikat gibi sunulması doğru olmaz. Şu kadarı gerçektir: O ordu, dönüşü düşünmeyecek kadar kararlıydı ve bu kararlılık sahneyi efsaneye dönüştürecek kadar güçlüydü.

Sekiz Asırlık Bir Medeniyetin Kapısı

Vadi Lekke'de açılan kapıdan yalnızca bir ordu değil, bir medeniyet geçti. Endülüs; Kurtuba'sı, Gırnata'sı, İşbiliye'siyle sekiz asır boyunca ilmin ve sanatın merkezi oldu. Kurtuba'nın kütüphaneleri yüz binlerce cilt kitapla dolup taştı; sokakları taş döşenip kandillerle aydınlatıldı. Avrupa karanlık çağını yaşarken tıp, astronomi, matematik ve felsefe Endülüs medreselerinde parladı; bu birikim zamanla Avrupa'ya aktarılarak yeniden doğuşun harcına karıldı. 1492'de Gırnata'nın düşüşüyle bu dönem kapandı; ama bıraktığı miras, insanlık hafızasında hâlâ durur.

Bu uzun soluklu emeğin özünde, sınır boyunda nöbet tutmayı bile büyük bir ibadet sayan anlayış vardır. Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Allah yolunda bir gün hudut nöbeti tutmak, dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır." (Buhârî, Cihâd 73)

Târık bin Ziyâd'ın kendi sonu ise dünyalık açısından sade oldu. Halife tarafından Şam'a çağrıldı, kalan ömrünü makamsız ve gösterişsiz geçirdi. Fetihlerin komutanı, geride saraylar değil; bir ad, bir kaya ve koca bir medeniyetin ilk adımını bıraktı.

Bu Tarihten Bugüne Kalan Ders

Önce liyakat: Azatlı bir ailenin Berberî çocuğu, ihlâsı ve ehliyetiyle tarihin akışını değiştirdi. Sonra ölçü: Zafer yağmayla değil, emanla ve adaletle taçlandı; kalıcı olan da kılıcın açtığı yol değil, o yoldan geçen ilim ve merhamet oldu. Bir de şu: Efsaneyi gerçeğin önüne koymamak gerekir. Gemiler yanmış olsun olmasın, asıl yanması gereken şey tembelliğimiz ve ümitsizliğimizdir; Endülüs'ü kuran irade, bugün de bir işe ihlâsla sarılan herkesin elindedir.

Sıkça Sorulan Sorular

Târık bin Ziyâd kimdir?

Berberî asıllı bir Müslüman komutandır. Kuzey Afrika valisi Mûsâ bin Nusayr'ın Tanca valisi iken 711'de İspanya'ya geçmiş, Vadi Lekke Savaşı'nda Vizigot Kralı Rodrik'i yenerek Endülüs'ün fethini başlatmıştır.

Endülüs ne zaman fethedildi?

Fetih 711 yılında başladı; Temmuz 711'deki Vadi Lekke zaferinin ardından Tuleytula (Toledo) dahil şehirler kısa sürede alındı ve birkaç yıl içinde yarımadanın büyük bölümü Müslümanların idaresine girdi. Müslüman varlığı 1492'ye kadar sekiz asır sürdü.

Târık bin Ziyâd gemileri gerçekten yaktı mı?

Kesin değildir. Bu sahne erken dönem kaynaklarında geçmez, geç dönem eserlerinde anlatılır; bu yüzden tarihçiler ihtiyatla karşılar. Ordunun büyük bir kararlılıkla savaştığı ise bütün kaynakların ortak kaydıdır.

Cebelitarık adı nereden gelir?

Târık bin Ziyâd'ın karaya çıktığı büyük kayaya Araplar "Cebelü Târık" (Târık'ın dağı) dediler. Bu isim zamanla Cebelitarık'a, Batı dillerinde ise Gibraltar'a dönüştü; boğaz da adını buradan alır.

Sitede keşfet
İslam ArşiviEditöryal

İlgili yazılar

Yorumlar

Tüm yazılar