Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Uhud Savaşı: Zaferden Sınava Dönen Gün ve Bıraktığı Dersler

Uhud Savaşı, hicretin 3. yılı Şevval ayında (miladî 625 baharı) Medine'nin kuzeyindeki Uhud dağı eteklerinde yapıldı. Bedir'in öcünü almak isteyen Mekke ordusuna karşı başlangıçta üstünlük sağlayan Müslümanlar, okçuların yerlerini terk etmesiyle zor duruma düştü. Yetmişe yakın sahâbî şehit oldu.

İslam tarihinde Bedir kadar konuşulan bir başka gün varsa o da Uhud'dur. Ama Uhud'un konuşulma sebebi zafer değil; kazanılmışken elden kayan bir üstünlüğün nasıl olup da kaybedildiğidir. Belki de bu yüzden Kur'an, bu hadiseyi Âl-i İmrân sûresinde uzun uzun anlatır. Anlatılan şey bir savaş değil, insanın kendisidir.

Savaşa Giden Yol

Bedir'de ağır bir yenilgi alan Mekke ileri gelenleri, kaybettikleri itibarı ve ticaret yolları üzerindeki güvenliği geri kazanmak istiyordu. Şam'dan dönen kervanın kârı bu iş için ayrıldı; çevre kabilelerden destek toplandı. Kaynaklar, Ebû Süfyân komutasında Medine üzerine yürüyen ordunun üç bin civarında olduğunu söyler; yanlarında savaşçıları teşvik etmek için kadınlar da vardı.

Haber Medine'ye ulaştığında Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ashâbıyla istişare etti. Kendi görüşü şehirde kalıp savunma yapmak yönündeydi; sokak aralarında savaşmak Medine'nin lehineydi. Ancak Bedir'e katılamamış genç sahâbîler dışarı çıkıp meydanda karşılamak konusunda ısrar ettiler. Efendimiz çoğunluğun görüşüne uydu ve zırhını kuşandı.

Yolda ciddi bir kayıp yaşandı: Abdullah b. Übey, yanındaki üç yüz kişiyle birlikte ordudan ayrıldı. Uhud'a varıldığında Müslümanların sayısı yedi yüz civarındaydı.

Okçular Tepesindeki Emir

Efendimiz (s.a.s.) ordusunu Uhud dağını arkasına alacak şekilde yerleştirdi. Tek açık nokta, sol taraftaki Ayneyn tepesiydi. Buraya Abdullah b. Cübeyr komutasında elli okçu yerleştirdi ve emri son derece net verdi: "Bizim düşmanı yendiğimizi görseniz de, kuşların bizi kaptığını görseniz de yerinizden ayrılmayın." (Buhârî, Meğâzî, 26)

Savaşın ilk safhası Müslümanların lehine gelişti. Mekke ordusu dağıldı, geri çekilmeye başladı. İşte tam o anda tepedeki okçuların çoğu, "savaş bitti, ganimetten mahrum kalıyoruz" düşüncesiyle aşağı indi. Komutanları uyardı, emri hatırlattı; ama sözünü dinleyen az oldu.

Boşalan tepeyi fark eden Hâlid b. Velîd — o gün henüz Müslüman değildi — süvarileriyle arkadan dolaştı. Kalan okçular şehit edildi ve Müslümanlar iki ateş arasında kaldı. Dağılan Mekke ordusu geri döndü. Bir saat önce kazanılmış görünen savaş, tersine dönmüştü.

Ağır Kayıplar

O gün Efendimiz'in (s.a.s.) amcası Hz. Hamza (r.a.) şehit edildi. Medine'ye ilk muallim olarak gönderilen, Mekke'nin en zarif genci Mus'ab b. Umeyr (r.a.) sancağı taşırken şehit düştü. Kaynaklar şehit sayısını yetmiş civarında verir.

Efendimiz'in kendisi de yaralandı; mübarek dişi kırıldı, miğferin halkaları yanağına battı. Bu sırada "Muhammed öldürüldü" söylentisi yayıldı ve saflarda büyük bir sarsıntı oluştu. Bir grup sahâbî etrafında kalkan oldu; Ebû Dücâne sırtını siper etti, Nesîbe Hatun (Ümmü Umâre) kılıç kuşandı.

Kur'an, bu sarsıntıya doğrudan cevap verdi: "Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçti. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz?" (Âl-i İmrân, 144). Dava, bir kişinin hayatına bağlı değildi.

Savaş Sonrası: Hamrâülesed

Mekke ordusu Medine'ye girmeden geri döndü. Ertesi gün Efendimiz (s.a.s.), yalnızca Uhud'a katılmış olanların çağrıldığı bir sefer düzenledi. Yaralı bedenlerle Hamrâülesed mevkiine kadar gidildi. Askerî bir çarpışma olmadı; ama mesaj yerine ulaştı: Bu ordu bitmemişti.

Bu tavır, Uhud'u bir yıkım olmaktan çıkarıp bir toparlanma noktasına çevirdi. Yenilgiden sonra ayağa kalkma süresi, yenilginin kendisinden daha belirleyicidir.

Kur'an'ın Uhud Değerlendirmesi

Âl-i İmrân sûresi, olayı örtbas etmez; sebebini açıkça söyler: "…nihayet emir konusunda tartıştınız ve isyan ettiniz. Allah size sevdiğiniz şeyi gösterdikten sonra…" (Âl-i İmrân, 152). Hata, düşmanın gücünde değil; verilen emrin gevşetilmesindeydi.

Fakat aynı sûre, hatayı yapanlara karşı takınılacak tavrı da öğretir:

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللَّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ

"Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi." (Âl-i İmrân, 159)

Ayetin devamı "onları affet, onlar için bağışlanma dile ve iş hakkında onlara danış" diye sürer. Yani ağır bir hatanın hemen ardından istişare terk edilmemiş, aksine emredilmiştir.

Bir Dağa Duyulan Sevgi

Uhud, Efendimiz'in (s.a.s.) gönlünde ayrı bir yer tuttu. Yıllar sonra o dağı gördüğünde şöyle buyurdu:

"Bu Uhud'dur; o bizi sever, biz de onu severiz." (Buhârî, Cihâd, 71; Müslim, Hac, 504)

Acının yaşandığı yer, hatıranın da yeri oldu. Efendimiz zaman zaman Uhud şehitlerinin kabirlerine gider, onlara selam verirdi.

Bu Tarihten Bugüne Kalan Ders

Emrin gevşetilmesi, düşmandan daha tehlikelidir. Uhud'da savaşı çeviren şey Mekke ordusunun gücü değil, elli kişilik bir birliğin görev yerini terk etmesiydi. Bir işin en kritik noktası çoğu zaman en gösterişsiz görevin içindedir.

"İş bitti" duygusu, işi bitiren şeydir. Okçuları tepeden indiren, korku değil rehavetti. Kazanıldığı sanılan yerde gevşemek, en pahalı hatalardan biri.

Küçük bir kazancın peşine düşerken büyüğü kaybetmemek. Aşağıda ganimet vardı, yukarıda ise savaşın kaderi. İnsanın önündeki tercih çoğu zaman iyi ile kötü arasında değil, yakın kazanç ile kalıcı hayır arasındadır.

Yenilgi, sonun adı değildir. Ertesi gün yaralı bedenlerle yola çıkabilen bir topluluk, yenilmiş sayılmaz. Hatayı görmek, adını koymak ve yeniden başlamak — Uhud'un asıl mirası budur.

Hata yapanı dışlamak çözüm değildir. Kur'an, emri çiğneyenler için "affet, onlar için bağışlanma dile, onlara danış" der. Bir topluluğu ayakta tutan şey, hatasızlık değil; hatadan sonra kurulan bağdır.

Sıkça Sorulan Sorular

Uhud Savaşı ne zaman ve nerede oldu?

Hicretin 3. yılı Şevval ayında, miladî 625 yılının bahar aylarında, Medine'nin kuzeyindeki Uhud dağının eteklerinde yapıldı.

Uhud Savaşı'nın sebebi nedir?

Bedir'de ağır kayıp veren Mekkelilerin intikam alma ve ticaret yolları üzerindeki itibarlarını geri kazanma isteği başlıca sebeptir. Hazırlığın finansmanı, Şam'dan dönen kervanın kârıyla sağlanmıştır.

Okçular tepesinde ne oldu?

Ayneyn tepesine yerleştirilen elli okçuya, ne olursa olsun yerlerinden ayrılmama emri verilmişti. Savaşın kazanıldığı düşüncesiyle çoğunun aşağı inmesi üzerine düşman süvarileri boşalan tepeden arkaya dolaştı ve seyir tersine döndü.

Uhud'da kaç sahâbî şehit oldu?

Kaynaklar şehit sayısını yetmiş civarında bildirir. Aralarında Peygamber Efendimiz'in amcası Hz. Hamza (r.a.) ve sancaktar Mus'ab b. Umeyr (r.a.) de vardır.

Uhud Savaşı bir yenilgi midir?

Askerî anlamda ağır kayıp verilmiş, sahada üstünlük kaybedilmiştir. Ancak Medine düşmemiş, ordu ertesi gün Hamrâülesed'e kadar ilerleyerek caydırıcılığını korumuştur. Kur'an bu hadiseyi bir yok oluş değil, bir imtihan ve arınma olarak değerlendirir.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar