V. Mehmed Reşad Kimdir? Balkanlar ve Çanakkale Devrinin Padişahı
V. Mehmed Reşad (1844-1918), Sultan Abdülmecid'in oğludur. 27 Nisan 1909'da altmış dört yaşında tahta çıktı ve 1918'e kadar dokuz yıl saltanat sürdü. Devrinde Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı yaşandı. Yetkileri 1909 anayasa değişiklikleriyle daraltıldığı için idare fiilen hükümetin elindeydi.
Haziran 1911'de Kosova Ovası'nda, I. Murad'ın şehit düştüğü yerdeki türbenin önünde çok kalabalık bir cuma namazı kılındı. Kaynaklar cemaati yüz bin civarında verir. Namazı kıldıran imamın arkasındaki saf, bir Osmanlı padişahının Rumeli topraklarında son kez halkın arasında bulunduğu andı. On sekiz ay sonra o topraklar elden çıkacaktı.
Kırk yıl bekledikten sonra gelen taht
2 Kasım 1844'te doğdu. Kardeşi II. Abdülhamid'in saltanatı boyunca Dolmabahçe'de, dışarıyla teması çok sınırlı bir hayat yaşadı. Bu uzun yıllarda okumakla, hat ve şiirle meşgul oldu; Mevlevîliğe duyduğu yakınlıkla bilinir.
27 Nisan 1909'da tahta çıktığında altmış dördündeydi ve devlet tecrübesi yoktu. Zaten kendisinden beklenen de bu değildi. Aynı yıl Kanûn-ı Esâsî'de yapılan değişikliklerle padişahın yetkileri belirgin biçimde daraltıldı; hükümet meclise karşı sorumlu hâle geldi. Karar merkezi artık Yıldız değil, İttihat ve Terakki'nin ağırlığını taşıyan Bâbıâli'ydi.
Sultan Reşad bu durumu kabullendi. Yumuşak huylu, kırıcı olmayan, tören ve merasimlere özen gösteren bir hükümdar olarak anlatılır. Devrin siyasî kararlarında imzası vardır; belirleyiciliği ise sınırlıdır.
Rumeli'ye son yolculuk
5-26 Haziran 1911 arasında yaptığı Rumeli seyahati saltanatının en dikkat çekici icraatıdır. Selanik, Üsküp, Priştine ve Manastır'ı kapsayan gezinin amacı, huzursuzluğun arttığı Arnavut nüfuslu vilayetlerde bağı tazelemekti.
Kosova Ovası'ndaki cuma namazı bu yolculuğun zirvesi oldu. Fakat siyaseten geç kalınmış bir hamleydi. Balkanlar'da milliyetçi hareketler çoktan güçlenmiş, ittifaklar kurulmaya başlamıştı. Bir gezi, kırk yılda biriken bir meseleyi çözemezdi.
Üç yılda üç savaş
Eylül 1911'de İtalya Trablusgarp'a asker çıkardı. Denizden desteklenemeyen bölgede az sayıda subay ve yerli kuvvetlerle direnildi; Balkan Savaşı başlayınca 18 Ekim 1912'de imzalanan Uşi Antlaşması ile Trablusgarp ve Bingazi bırakıldı, Rodos ve Onikiada İtalya'nın elinde kaldı.
Ekim 1912'de Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ birlikte saldırdı. Sonuç, imparatorluğun beş yüz yıllık Rumeli varlığının birkaç ay içinde çökmesi oldu: Selanik kasım ayında, Edirne 26 Mart 1913'te elden çıktı; Bulgar kuvvetleri Çatalca hattına dayandı. Ordunun seferberliği tamamlanmadan savaşa girmesi, demiryolu ve ikmal eksikliği ve komuta kademesindeki siyasî bölünme, yenilginin üzerinde en çok durulan sebeplerdir. Balkanlar'dan Anadolu'ya doğru büyük bir göç dalgası başladı.
Ertesi yaz galipler kendi aralarında çatışınca Edirne 22 Temmuz 1913'te geri alındı. Ancak kaybedilen toprakların büyük bölümü geri gelmedi.
Uhud'un ardından inen ayet, yenilgi sonrasında bir topluluğa söylenebilecek en yerinde sözü söyler; oradaki üstünlük askerî değil, imana ve ahlâka bağlı bir üstünlüktür:
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
"Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer gerçekten iman etmişseniz üstün olan sizsiniz." (Âl-i İmrân, 139)
Böyle kayıplar karşısında ilk anın nasıl karşılandığı belirleyicidir. Efendimiz (s.a.s.) bir kabir başında ağlayan kadına şöyle demiştir:
"Sabır, ancak ilk sarsıntı anındadır." (Buhârî, Cenâiz 32; Müslim, Cenâiz 14)
Cihan harbi yılları
Halktan toplanan yardımlarla İngiltere'ye ısmarlanan Reşadiye ve Sultan Osman zırhlılarına Ağustos 1914'te el konulması, kamuoyunda derin bir kırgınlık bıraktı. Kasım 1914'te Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'na girdi; 14 Kasım'da Fatih Camii'nde cihad çağrısı ilan edildi. Kaynaklar, padişahın savaşa girilmesine baştan taraftar olmadığını, kararın hükümet tarafından alındığını aktarır.
1915'te Çanakkale'de denizden ve karadan yapılan taarruzlar durduruldu; boğaz geçilemedi ve müttefik kuvvetler Ocak 1916'da bölgeyi boşalttı. Aynı yıl Irak cephesinde Kût'ül-Amâre'de bir İngiliz tümeni teslim oldu. Buna karşılık 1916'da Hicaz'da başlayan ayaklanma, 1917'de Bağdat ve Kudüs'ün kaybı savaşın gidişatını değiştirdi. Sultan Reşad'a nisbet edilen Çanakkale gazeli, bu yılların hatırasıdır.
3 Temmuz 1918'de, savaşın bitişini göremeden vefat etti. Eyüp'te kendisi için yaptırılan türbeye defnedildi; türbe, devrin mimarî anlayışını yansıtan sade ve güzel bir eserdir.
Bu tarihten bugüne kalan ders
Sultan Reşad'ın devri, bir kurumun unvanı ile gücünün nasıl ayrışabileceğini gösterir. Belgelerde padişahın adı vardır; kararı verenler başkalarıdır. Sorumluluğun kimde olduğu belirsizleştiğinde, hesabın kime sorulacağı da belirsizleşir. Yönetimde en tehlikeli durum, yetki ile sorumluluğun farklı ellerde bulunmasıdır.
Balkan yenilgisi ise hazırlıksız girilen bir işin bedelini anlatır. Kâğıt üzerindeki asker sayısı, sahadaki eğitimli ve ikmali yapılmış birlikle aynı şey değildir. Bir topluluğun gücü, sayısıyla değil, o sayıyı taşıyan düzenle ölçülür.
Sıkça Sorulan Sorular
V. Mehmed Reşad ne zaman tahta çıktı?
27 Nisan 1909'da, kardeşi II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesinin ardından altmış dört yaşında tahta çıktı. 3 Temmuz 1918'de vefat edene kadar dokuz yıl saltanat sürdü.
Sultan Reşad'ın yetkileri neden sınırlıydı?
1909'da Kanûn-ı Esâsî'de yapılan değişikliklerle padişahın yetkileri daraltıldı ve hükümet meclise karşı sorumlu hâle getirildi. Devrin siyasî kararlarında ağırlık İttihat ve Terakki'nin etkisindeki hükümetteydi.
1911 Rumeli seyahati neden önemlidir?
5-26 Haziran 1911 arasında Selanik, Üsküp, Priştine ve Manastır'ı kapsayan bu gezi, bir Osmanlı padişahının Rumeli'ye yaptığı son ziyarettir. Kosova Ovası'nda kılınan cuma namazına kaynaklara göre yüz bin civarında kişi katılmıştır.
Balkan Savaşları'nda neler kaybedildi?
1912-1913 savaşlarında Selanik, Manastır, Üsküp ve Yanya dahil Rumeli'nin büyük bölümü elden çıktı. Edirne 1913'te önce kaybedildi, ikinci savaşta geri alındı. Balkanlar'dan Anadolu'ya büyük bir göç dalgası yaşandı.
Sultan Reşad nereye defnedildi?
3 Temmuz 1918'de vefat etti ve Eyüp'te kendisi için yaptırılan türbeye defnedildi. Türbe, dönemin mimarî anlayışını yansıtan sade bir eserdir ve bugün ziyaret edilebilmektedir.
