Osmanlı Tarihi Serisi 9: Yavuz Sultan Selim, Mısır Seferi ve Hilafet Meselesi
Yavuz Sultan Selim (1512-1520) sekiz yıllık saltanatında Osmanlı topraklarını yaklaşık iki buçuk katına çıkardı. Çaldıran'da doğu sınırını güvenceye aldı, Mercidabık ve Ridaniye ile Memlük Devleti'ni tarihe karıştırdı, Haremeyn'in himayesini üstlendi. Hilafetin bir törenle devredildiği anlatısı ise çağdaş kaynaklarda geçmez; sonraki yüzyılların ürünüdür.
Ağustos ayı, Osmanlı takviminde tuhaf biçimde yüklüdür. 23 Ağustos 1514'te Çaldıran, 24 Ağustos 1516'da Mercidabık, 26 Ağustos'ta Malazgirt. Bu bölümün konusu olan iki savaş, birbirinden yalnızca iki yıl ve bir gün arayla, aynı yaz sıcağında yaşandı.
Tahta çıkış ve doğu meselesi
Selim, babası II. Bayezid'in son yıllarındaki taht mücadelesinden yeniçerilerin desteğiyle galip çıktı ve 1512'de tahta oturdu. Önündeki en acil mesele doğuydu. İran'da kurulan Safevî Devleti, yalnızca komşu bir devlet değildi; Anadolu'daki bazı zümreler üzerinde etkili bir siyasî-dinî propaganda yürütüyordu. Bir yıl önce bastırılan Şahkulu isyanı, bu etkinin devlet için ne anlama geldiğini göstermişti.
Çaldıran Savaşı (23 Ağustos 1514), Osmanlı ordusunun ateşli silah ve top üstünlüğünü açıkça ortaya koydu. Şah İsmail'in süvari ağırlıklı ordusu, top ve tüfek hattını aşamadı. Savaş sonrası Tebriz kısa süre elde tutuldu; kalıcı bir işgal amaçlanmadı. Ertesi yıl Turnadağ'da Dulkadiroğulları Beyliği'ne son verilerek Anadolu'nun siyasî birliği tamamlandı.
Bu mücadelenin Anadolu'daki yansımaları, dönemin en zor konularındandır. Kaynaklar, Safevî yanlısı olduğundan şüphelenilen kişilere yönelik sert tedbirlerden söz eder; bu tedbirlerin kapsamı ve boyutu tarihçiler arasında tartışmalıdır. Bir tarihî olayı anlatırken hem devletin karşı karşıya kaldığı gerçek tehdidi görmek hem de mağdur olanların acısını küçümsememek gerekir. Din, bu tür çatışmalarda çoğu zaman taraflarca bir siyaset dili hâline getirilir; oysa Kur'an'ın müminlere emri bunun tam tersidir: "Müminler ancak kardeştir; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin." (Hucurât, 10)
Mercidabık ve Ridaniye: Memlük Devleti'nin sonu
Doğu sınırı güvence altına alındıktan sonra Selim güneye yöneldi. Memlükler'le gerginlik uzun süredir birikmişti; Osmanlı'nın Safevîlerle mücadelesinde Memlükler'in takındığı tavır bu birikimi hızlandırdı.
24 Ağustos 1516'da Halep yakınlarındaki Mercidabık'ta Memlük Sultanı Kansu Gavri yenildi ve savaş meydanında hayatını kaybetti. Suriye ve Filistin kısa sürede Osmanlı idaresine geçti; Kudüs de bu dönemde alındı. 22 Ocak 1517'de Kahire önlerindeki Ridaniye'de son Memlük sultanı Tomanbay da yenilince iki yüz altmış yıllık Memlük Devleti sona erdi.
Mısır'ın alınmasıyla Osmanlı, Doğu Akdeniz'in tamamına ve Kızıldeniz ticaret yollarına hâkim oldu. Daha önemlisi, Mekke ve Medine'nin himayesi Osmanlı'ya geçti. Mekke Şerifi, şehrin anahtarlarını oğluyla birlikte gönderdi. Selim'in bu himayeyi tanımlamak için benimsediği unvan, Osmanlı padişahlarının en çok sahiplendiği unvanlardan biri olacaktı: Hâdimü'l-Haremeyni'ş-Şerîfeyn, yani "iki mukaddes beldenin hizmetkârı". Sultan yerine hizmetkâr kelimesinin seçilmesi, tek başına anlamlı bir tercihtir.
Bu dönemde Mukaddes Emanetler de İstanbul'a getirildi ve Topkapı Sarayı'nda muhafaza altına alındı; asırlar boyunca burada kesintisiz Kur'an okunması geleneği sürdürüldü.
Hilafet gerçekten bir törenle mi devredildi?
Ders kitaplarına kadar giren yaygın anlatı şudur: Son Abbâsî halifesi III. Mütevekkil, İstanbul'da yapılan bir merasimde hilafeti Yavuz Sultan Selim'e devretmiş, hırka ve emanetleri teslim etmiştir.
Ne var ki bu sahne, dönemin kaynaklarında yer almaz. Selim'in Suriye ve Mısır seferleri neredeyse günü gününe kaydedilmişken, böylesine büyük bir merasimden çağdaş Osmanlı ve Doğu kaynaklarının hiç söz etmemesi dikkat çekicidir. Anlatının bilinen en erken izi, 18. yüzyılın sonlarında yazılmış bir Osmanlı tasvirinde görülür; sonraki tarihçiler bu bilgiyi kontrol etme gereği duymadan aktarınca yerleşik bir kabule dönüşmüştür. Bugün pek çok tarihçi, devir merasimini tarihî bir kayıt değil, sonradan oluşmuş bir anlatı olarak değerlendirir.
Şu da eklenmelidir: "halife" unvanı, Osmanlı padişahları tarafından Selim'den önce de zaman zaman kullanılmıştı. Hilafetin Osmanlı siyasetinde merkezî bir iddiaya dönüşmesi ise daha çok 18. yüzyıldan itibaren, devletin dış siyasette Müslüman topluluklar üzerinde manevî bir nüfuza ihtiyaç duyduğu dönemde belirginleşti. Yani mesele bir merasimle değil, uzun bir süreçle şekillenmiştir.
Kur'an'ın idareye bakışı ise unvanla değil sorumlulukla ilgilidir:
اَلَّذ۪ينَ اِنْ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ اَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ وَاَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنْكَرِ
"Onlar, kendilerine yeryüzünde iktidar verdiğimiz takdirde namazı kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülükten alıkoyarlar." (Hac, 41)
Efendimizin (s.a.s.) ölçüsü de aynı yöndedir:
"Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz. İmam bir çobandır ve yönettiklerinden sorumludur." (Buhârî, Cum'a 11; Müslim, İmâre 20)
Kısa saltanat, uzun etki
Selim 1520'de, Edirne yolunda vefat etti. Sekiz yıllık bir saltanat, Osmanlı tarihinin en yoğun dönemlerinden biri oldu. Geride, Anadolu'da siyasî birliği tamamlanmış, güneyde Arap coğrafyasına uzanmış, Haremeyn'in himayesini üstlenmiş bir devlet bıraktı. Şiir yazan, ilme ve kitaba düşkün, aynı zamanda son derece sert bir hükümdardı; kaynaklarda vezirlerine karşı tahammülsüzlüğü de sıkça anılır.
Bu tarihten bugüne kalan ders
Bu dönemin en önemli dersi, unvanların değil sorumlulukların belirleyici olduğudur. "İki mukaddes beldenin hizmetkârı" ifadesini bir hükümdarın benimsemesi, gücün en yüksek noktasında bile insana hatırlatılması gereken şeyin hizmet olduğunu gösterir. Bir makam, sahibini yüceltmez; sahibi o makamda ne yaptıysa o kalır.
İkincisi, tarihi olduğu gibi anlatma cesaretidir. Sevdiğimiz bir dönemin etrafında oluşmuş güzel anlatıları kaynak kontrolüne tabi tutmak, o dönemi küçültmez; aksine anlattığımız her şeyi daha güvenilir kılar. Bir tören yapılmamış olması, Osmanlı'nın Haremeyn'e yüzyıllarca yaptığı hizmeti ortadan kaldırmaz.
Sıradaki bölümde, bu mirası devralan ve kırk altı yıl tahtta kalan bir padişahı ele alacağız: Kanûnî Sultan Süleyman.
Sıkça Sorulan Sorular
Çaldıran Savaşı ne zaman ve kiminle yapıldı?
23 Ağustos 1514'te Yavuz Sultan Selim ile Safevî hükümdarı Şah İsmail arasında yapıldı. Osmanlı'nın top ve tüfek üstünlüğü savaşın sonucunu belirledi; Anadolu'nun doğu sınırı güvence altına alındı.
Hilafet gerçekten bir törenle Osmanlı'ya geçti mi?
Dönemin Osmanlı ve Doğu kaynaklarında böyle bir devir merasiminin kaydı yoktur. Anlatının bilinen en erken izi 18. yüzyıl sonlarına ait bir esere dayanır. Bugün pek çok tarihçi bunu tarihî bir kayıt değil, sonradan oluşmuş bir anlatı olarak değerlendirir.
Mukaddes Emanetler ne zaman İstanbul'a getirildi?
Mısır seferinin ardından, Yavuz Sultan Selim döneminde İstanbul'a getirilerek Topkapı Sarayı'nda muhafaza altına alındı. Bulundukları odada asırlarca kesintisiz Kur'an okunması geleneği sürdürülmüştür.
Hâdimü'l-Haremeyni'ş-Şerîfeyn ne demektir?
"İki mukaddes beldenin, yani Mekke ve Medine'nin hizmetkârı" anlamına gelir. Mısır seferinden sonra Haremeyn'in himayesi Osmanlı'ya geçince benimsenen bu unvan, sonraki padişahlar tarafından da kullanılmıştır.
Memlük Devleti nasıl sona erdi?
1516'daki Mercidabık ve 1517'deki Ridaniye savaşlarıyla Osmanlı karşısında yenilgiye uğradı. Kahire'nin alınmasının ardından yaklaşık iki yüz altmış yıllık Memlük Devleti tarihe karıştı; Suriye, Filistin, Mısır ve Hicaz Osmanlı idaresine girdi.
