وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Diyanet İşleri Meâli
Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.
ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ
Diyanet İşleri Meâli
Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti!
ثُمَّ نَظَرَۙ
Diyanet İşleri Meâli
Sonra (Kur'an hakkında) derin derin düşündü.
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَۙ
Diyanet İşleri Meâli
Sonra yüzünü ekşitti, kaşlarını çattı.
23ثُمَّ اَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَۙ
24فَقَالَ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُۙ
Diyanet İşleri Meâli
Sonra arkasını döndü ve büyüklük taslayıp şöyle dedi: "Bu, ancak nakledilegelen bir sihirdir."
اِنْ هٰذَٓا اِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِۜ
Diyanet İşleri Meâli
"Bu, ancak insan sözüdür."
33فَاِذَا جَٓاءَتِ الصَّٓاخَّةُۘ
34يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخ۪يهِۙ
35وَاُمِّه۪ وَاَب۪يهِۙ
36وَصَاحِبَتِه۪ وَبَن۪يهِۜ
37لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْن۪يهِۜ
Diyanet İşleri Meâli
Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُسْفِرَةٌۙ
Diyanet İşleri Meâli
O gün birtakım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlarlar,
ضَاحِكَةٌ مُسْتَبْشِرَةٌۚ
Diyanet İşleri Meâli
Gülerler, sevinirler.
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌۙ
Diyanet İşleri Meâli
O gün nice yüzler de vardır ki, toz toprak içindedirler.
تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌۜ
Diyanet İşleri Meâli
Onları bir siyahlık bürür.
اُو۬لٰٓئِكَ هُـمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ
Diyanet İşleri Meâli
İşte onlar, kafirlerdir, günaha dalanlardır.
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ الْغَاشِيَةِۜ
Diyanet İşleri Meâli
Dehşeti her şeyi kaplayan felaketin haberi sana geldi mi?
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَاشِعَةٌۙ
Diyanet İşleri Meâli
O gün birtakım yüzler vardır ki zillete bürünmüşlerdir.
عَامِلَةٌ نَاصِبَةٌۙ
Diyanet İşleri Meâli
Çalışmış, (boşa) yorulmuşlardır.
تَصْلٰى نَاراً حَامِيَةًۙ
Diyanet İşleri Meâli
Kızgın ateşe girerler.
تُسْقٰى مِنْ عَيْنٍ اٰنِيَةٍۜ
Diyanet İşleri Meâli
Son derece kızgın bir kaynaktan içirilirler.
لَيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ اِلَّا مِنْ ضَر۪يعٍۙ
Diyanet İşleri Meâli
Onlara, acı ve kötü kokulu bir dikenli bitkiden başka yiyecek yoktur.
لَا يُسْمِنُ وَلَا يُغْن۪ي مِنْ جُوعٍۜ
Diyanet İşleri Meâli
O, ne besler ne de açlıktan kurtarır.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاعِمَةٌۙ
Diyanet İşleri Meâli
O gün birtakım yüzler vardır ki, nimet içinde mutludurlar.
لِسَعْيِهَا رَاضِيَةٌۙ
Diyanet İşleri Meâli
Yaptıklarından dolayı hoşnutturlar.
ف۪ي جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ
Diyanet İşleri Meâli
Yüksek bir cennettedirler.
لَا تَسْمَعُ ف۪يهَا لَاغِيَةًۜ
Diyanet İşleri Meâli
Orada hiçbir boş söz işitmezler.
ف۪يهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌۢ
Diyanet İşleri Meâli
Orada akan bir kaynak vardır.
13ف۪يهَا سُرُرٌ مَرْفُوعَةٌۙ
14وَاَكْوَابٌ مَوْضُوعَةٌۙ
15وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌۙ
16وَزَرَابِيُّ مَبْثُوثَةٌۜ
Diyanet İşleri Meâli
Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.