Asr Sûresi 1. Âyet Tefsiri — Tefsîr-i Kebîr (Mefâtîhu'l-Gayb)
Fahreddin er-Râzî
ASR SURESİ
Üç ayet olup, Mekkî'dir.
1
"Andolsun asra ki...".
Asr
Bil ki alimler, "asr"ın ne demek olduğu hususunda çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir:
Asr: Dehr
Birinci Görüş: Asr, "dehr - zaman' demektir. Bu görüşü benimseyenlerin delilleri ise şunlardır:
1) Rivayet olunduğuna göre, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "asr"a yemin etmiştir. Ve Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Asra ve zamanın belalarına yemin olsun ki..." diye okurmuş. Ancak ne var ki, bu şekildeki bir okuyuş, namazı ifsat eder. Biz Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in bunu, Kur'ân'ın bir lafzı olarak değil de, aksine tefsir kabilinden okumuş olduğunu söyleyebiliriz: Belki de, Cenâb-ı Hak, mülhid ve dinsiz kimselerin, bunu dillerine doladıklarını ve çok saygı duyduklarını bildiği için, demedi de buyurdu. Cenâb-ı Hakk'ın, tabiâtçıların ve dehrilerin görüşlerinin yanlışlığına bir cevap olsun diye, (Dehr, 1) ayetinde (......) kelimesini zikredişi de böyledir.
2) Dehr kelimesi, insanın dikkatini çekecek tüm şeyleri içine alır. Çünkü, rahatlık sıkıntı, hastalık, sıhhat, zenginlik, fakirlik, hep zaman içinde meydana gelen şeylerdir. Hatta, her türlü ilginç şeyden daha ilginci de, zaman içinde meydana gelir. Şöyle ki akıl, zamanın yokluğuna hükmedemez; çünkü zaman, yıl, ay, gün ve saat diye dilimlere ayrılmış, artacağı eksileceği ve eşit olacağı söylenmiş, geçmişinin ve geleceğinin olduğu söylenmiştir. Binâenaleyh, bu daha nasıl, yok sayılabilir? Bunun var olduğuna da hükmetmek mümkün değildir. Çünkü mevcut olan zaman, geçmiş ve gelecek ortada mevcut değilken, taksim edilemez. Binâenaleyh, bunun varlığına daha nasıl hükmedilebilir?
3) Kişinin kalan ömrünün, kıymeti yoktur. Binâenaleyh, şayet sen, bin yıl ömür zay etsen, sonra da, o ömrün en son noktasında tevbe etsen, kendini, ebedî ve sonsuz olarak cennette bulursun. Böylece sen, kıymetli şeyin, senin o andaki yaşaman olduğunu anlamış olursun. Böylece de, "dehr" ve "zaman" adeta, temel nimetler silsilesinden olmuş olufr. İşte bu yüzden, Allahü teâlâ, zamana yemin etmiş ve gece ve gündüzün, mükellefin kendisini zayi ettiği bir değer olduğuna dikkat çekmiştir ki, "O, iyice düşünüp ibret almak arzusunda bulunan kimseler, yahut şükretmek dileyenler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getirendir" (Furkân, 62) ayetiyle işte buna işaret etmek istemiştir.
4) Cenâb-ı Hakk'ın, En'âm Sûresi'ndeki, "Deki, göklerde ve yerde olanlar kimindir? Deki: Allah'ın... "(En'âm,12) beyanı da, mekana ve mekanla ilgili olarak her şeye bir işaret; "Gece ve gündüzde bulunan, (sükun halinde olan) her şey, O'nundur"(Enam, 13) ayeti de, zaman ve zamanla ilgili olan her şeye bir işarettir. Biz, orada (En'âm Sûresi'nde) zamanın, mekandan daha üstün ve kıymetli olduğunu beyan etmiştik. Binâenaleyh, böyle olunca, "asr"a yemin de, Allah'ın mülk ve melekutundan olan iki şeyin, en kıymetlisine yemin etme olmuş olur.
5) Cahiliye Arabları, zarar ve ziyan, zamanın bela ve musibetlerine bağlar, ondan olduğunu söylerlerdi. Böylece Cenâb-ı Hak, zamana ve asra yemin etmek suretiyle, zaman ve asrın, kendisinde kusuru bulunmadığı mükemmel bir nimet olduğunu; zarara uğrayanın ve kusurlu olanın ise, insan olduğunu belirtmiştir.
6) Allahü teâlâ, geçmesi ile senin ömrünün kısaldığı asrı, zamanı kastetmiştir. Binâenaleyh, onun mukabilinde bir kesb, fiil olmayacağına, yani, geçen zaman geri getirilemeyeceğine göre, bu noksanlaşan kısım, ömür de ziyandan addolunur. İşte bu yüzden, Cenâb-ı Hak, "... hüsrandadır"(Asr, 2) buyurmuştur. Şairin, "Her geçen gün, zaman ve ömürden bir noksanlık iken, biz, geçirdiğimiz günler ile sevinir, dururuz..." sözü de bunun gibidir. Buna göre mana adeta şöyledir: "Durumu çok ilginç olan zamana yemin olsun! Çünkü, aslında ömrü yıkma ve böylece kişide bir zararın meydana gelmesi söz konusu olduğu halde, ticaret edip kar elde ettiği zannı ile geçirdiği günlerden dolayı sevinir..."
Asr: İkindi
İkinci Görüş: Ebû Müslim'e göre, buradaki (......) kelimesiyle, gündüzün iki ucundan biri kastedilmiştir. Bunun sebebiyse şunlardır:
1) Allahü teâlâ, her ikisinde de, kudretinin delilleri bulunduğu için, gündüzün bir ucu addedilen "kuşluk vaktine - duhâ" yemin ettiği gibi, öbür ucu addedilen "ikindi zam anı"na da yemin etmiştir. Çünkü, her sabah, adeta, kıyametin kopuşu gibidir. Zira, sanki insanlar kabirlerinden çıkıyorlar; ölüler, dinliyorlar; teraziler kuruluyor, vs.... Her akşam da, dünyanın, bir sayha ile ölümle harab edilişine benzer. Halbuki, bu iki durumdan herbiri, birer adil şahittir. İki şahidin peşinden, hakim hükmünü vermezse, o hakim hüsranda sayılır. İşte, gündüzün bu iki ucu olan iki zaman diliminden habersiz olan insan da, bir zarar içindedir.
2) Hasan el-Basrî (r.h) şöyle buyurmuştur: "Cenâb-ı Hak, pazar zamanının sona ermesinin, ticaretin ve kazancın sona erdiklerine dikkat çekmek için, işte bu vakte yemin etmiştir. Şimdi sen, bir şey kazanmadan eve girersen, çoluk çocuğun da, etrafını sarar da, herkes kendi payına düşeni senden istese, (ve de bunları veremezsen), o anda mahcub olur, ziyan içinde olanlardan olmuş olursun. İşte aynen bunun gibi, biz de diyoruz ki, (......) "Yani, dünyanın ömrünün ikindi zamanında yemin olsun ki, kıyametin kopması yakındır. Halbuki sen henüz, hazırlıklı değilsin. Ve sen, yarın bir gün, dünyada iken, içinde bulunduğun nimetlerden, halka karşı yaptığın muamelelerden sorgulanıp hesaba çekileceğini biliyorsun. Ve, zulme uğramış herkesin, senden alacağının takipçisi olacağını da kesin olarak biliyorsun. O halde bu demektir ki sen, "hâsir"sin.." demektir. Bu ifadenin bir benzeri de, "İnsanların hesaba çekilme zamanı yaklaştı. Onlarsa hala, gaflet içinde yüz çeviriyorlar" (Enbiya, 1) ayetidir.
3) İkindi vakti, saygıdeğer bir vakittir. Delili ise, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in şu hadisidir: "Kim, ikindiden sonra, bile bile yalan yere yemin ederse, kıyamet gününde Allah onunla konuşmaz ve ona bakmaz!.." Müslim, İman 174 (1/403), (Benzer Hadis).Şimdi Cenâb-ı Hak, kârlı olan hakkında,…