Kaf Sûresi 1. Âyet Tefsiri — Tefsîr-i Kebîr (Mefâtîhu'l-Gayb)
Fahreddin er-Râzî
KAF SURESİ
Bu sûre, kırkbeş ayet olup, Mekkidir.
1
“Kâf, o çok şerefli Kur'ân'a yemin ederim".
Ayetin tefsirine geçmeden önce, sûre ile ilgili olan hususları ele alıyor ve bunların şunlar olduğunu söylüyoruz:
1) Cenâb-ı Hakk'ın bu sûredeki, "İşte bu çıkış günüdür.."(Kaf, 42), "işte çıkış da böyledir.. "(Kaf, 11) ve "İşte bu, bize göre kolay olan bir haşirdir.. "(Kaf, 44) ayetlerinden dolayı, bu sûre bayram namazında okunur. Çünkü bayram, zinet ve süslenme günüdür; dolayısıyla insanın, hesap meydanına çıkacağını; o günde, böbürlenip taşkınlık yapamayacağını, fısk ve fücurun işlenemeyeceğini bilmesi gerekir. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), sûrenin sonunda, "Onun için benim tehdidimden korkacaklara Kur'ân ile öğüt ver.."(Kaf, 45) ayetiyle hatırlatma ve öğüt verme ile emrolununca, insanlara, o günde kendi hallerine münasib olan şeyi de, "Kâf, o çok şerefli Kur'ân'a yemin ederim ki.." beyanıyla hatırlatmıştır.
Sûreler Arası Münasebet
2) Hem bu sûre, hem de Sâd Sûresi, kendilerine Hurûf-ı Mukattaa ile başlanılması; Kur'ân'a yeminle başlanılması; edatının ve teaccübün bulunması hususunda müştereklik arzettikleri gibi, başka bir hususta da müştereklik arzetm işi erdir ki, o da, her iki sûrenin hem başının, hem de sonunun, (sûrelerin kendi arasında) bir uyum teşkil etmesidir. Çünkü, Cenâb-ı Hak, Sâd Sûresi'nin başında "O zikr (ve şeref) sahibi Kur'ân'a yemin olsun.,"(Sad, 1) buyurmuş,sonunda, "O ancak âlemler için bir öğüttür" buyurmuştur.
Cenâb-ı Hak, Kâf Sûresi'nin başında da, "O çok şerefli Kur'ân'a yemin ederim "buyurmuş, sonunda da, "Onun için, benim tehdidimden korkacaklara Kur'ân ile öğüt ver.." buyurmuştur. Böylece, bu sûreleri, önceki sûreleri bitirdiği şey ile bitirmiştir.
3) Cenâb-ı Hak Sâd Sûresi'nde, (müşriklerden naklen), "Ne o! Tanrıları bir tek tanrı mı yapmış?.."(Sâd, 5) ve "Yürüyün, mabudlarınıza (ibâdette) sebat edin.." (Sâd, 6) ifadeleriyle, akâid meselelerinin temel maddesi olan Tevhîd esasını anlatıp onu yerleştirmeye itinâ göstermiştir. Bu sûrede de, "Öldüğümüz, bir toprak olduğumuz vakit mi!?.. Bu, uzak bir dönüştür" (Kâf, 3) ifadesiyle, akâid esaslarının, en son temel maddesini anlatmaya itinâ göstermiştir ki, bu da haşr meselesidir. Sâd Sûresi'nin başı, "mebde" maddesini anlatma sadedinde olunca, Cenâb-ı Hak bu sûrenin sonunda, "Rabbin o zaman meleklere demişti ki: "Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım.. "(Sad, 7) buyurmuş ve bu meseleyi, vahdâniyyetin delili olduğu için, Hazret-i Âdem (aleyhisselâm)'in yaratılışının başlangıcını anlatma ile sona erdirmiştir. Kâf Sûresi'nin baş tarafları, haşr meselesinin izahı sadedinde olunca, Cenâb-ı Hak bu sûrenin sonunda da, "O gün hepsi süratle çıkmak üzere arz kendilerinden ayrılır. İşte bu, bize göre kolay olan bir haşirdir.." (Kâf, 44) buyurmuştur. Ayetin tefsiriyle ilgili birkaç mesele vardır.
Hurûf-ı Mukatta'a
(kâf)'ın âlemi kuşatan bir dağın ismi olduğu ileri sürüldüğü gibi, bunun manasının, "hikmet" olduğu da ileri sürülmüştür ki, "hikmet" de bizim, "iş olup bitti..." şeklinde açıklamamızdır. Sâd 'ın da, "Allah doğrudur.." manasına geldiği ileri sürülmüştür. Biz, bu harflerin, dinleyen kimse, duyduğu o şeyleri iyice dinleyebilmesi, ona yönelebilmesi ve o güzel sözlerden, üstün manalardan hiçbir şey kaçırmaması için, Kur'ân'dan, yani onu okumadan önce getirilmiş olan dikkat çekici şeyler olduğunu açıklamıştık..
Ve yine biz, şunu da söylemiştik: İbadetlerden kalb ile, lisân ile ve uzuvlarla yapılanlar bulunmaktadır. Uzuvlarla (bedenen) yapılan ibâdetlerden, mana ve hikmetleri akıl ile bilinenler olduğu gibi, meselâ Hac'da yapılan ameller cümlesinden olan şeytan taşlama, Merve ile Safa arasında sa'yetmek, vs. gibi, manası akıl ile kavramlamıyanlar da bulunmaktadır. Kalben yapılan ibadetler içinde de tevhîd, haşrin mümkün oluşu, Allah'ın sıfatları ve peygamberlerin doğruluklarını bilmek gibi, delil ile aklen anlaşılanlar olduğu gibi, bunların içinde, mana ve maksatları akıl ile anlaşılmaktan uzak olan ibâdetler de vardır. Bunlar, nakli deliller olmasaydı, meselâ, uzatılmış, kıldan ince kılıçtan keskin sırat köprüsü ve kendisiyle kulların amellerinin tartıldığı mizan gibi aklen tasdik edilmesi ve kesinliğinin ortaya konulması mümkün olmayan hususlardır.
Aynen, lisân ile yapılan, zikir ibâdetlerinin de bunun gibi olması gerekir.. Dolayısıyla, bunlardan mana ve hikmetleri akıl ile anlaşılanlar vardır. Ki bu, pek azı müstesna, Kur'ân'ın tamamı., gibi. Yine bu ibâdetlerden, Hurûf-ı mukattaa gibi, manası ve maksadı anlaşılamayan, akıl ile bilinemeyen hususlar bulunur. Zira, bunları telaffuz etmek, sırf emre inkiyâddan dolayıdır. Yoksa, kelâmdaki nakil güzelliğinden ve bizim, meselâ, "Rabbimiz, bizi bağışla ve bize merhamet et!." sözümüzde olduğu gibi, bir maksada yönelme bakımından değildir. Tam aksine bunları söylemek, sadece bir teabbudîlikten (sırf, kutluğumuzu izhar etmekten) dolayıdır.. Bu hususu, şu değişik zan da teyit eder: Bu harfler kasem vasıtası olan unsurlardır... Çünkü Allahü teâlâ. incir ile zeytin ile yemin edince, bu, bu şeyler için bir tazim ve onları yüceltme olmuş olur. Binâenaleyh, Cenâb-ı Hak, marifetullahın delili ve tarifinde vasıtası olan, kıymetli sözün temelini oluşturan harfler ile yemin edince, bunun bir şereflendirme ve tazim olmast, haydi haydi söylenebilir. Bunu iyice kavradığına göre, şimdi biz diyoruz ki: Yaptığımız bu izah açısından, burada şöyle birkaç bahis söz konusu edilebilir:
Allah'ın Kasemi
Birinci Bahis: Allah, ve "Asra..., Necme yemin olsun ki..." idelerinde olduğu gibi, tek bir nesne ile yemin ettiği gibi, ve ifadelerinde olduğu gibi, tek bir harf ile de yemin etmiştir. Bu yemin işi, (Duhâ, 1) (Tarık, 1) ayetlerinde olduğu üzere iki şeye yapıldığı gibi ifadelerinde olduğu üzere iki harf ile de yapılmıştır. Yine ve ifadelerinde olduğu üzere üç nesneye yapıldığı gibi, ifadelerinde olduğu üzere üç harf ile de yapılmıştır.Yine (......) ayetlerinde olduğu üzere dört şey ile yemin etmiş olduğu gibi, ve ifadelerinde olduğu üzere, dört harfle de yapılmıştır.…