Mümtehine Sûresi 1. Âyet Tefsiri — Tefsîr-i Kebîr (Mefâtîhu'l-Gayb)

Fahreddin er-Râzî

MÜMTEHİNE SÛRESİ

(Bu sûre onûç ayet olup, Medine'de nazil olmuştur.)

İmanın Gereği

1

"Ey iman edenler, Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlan dost edinmeyin. Siz onlara sevgi izhâr edersiniz. Halbuki onlar, size gelen hakkı inkâr etmişlerdir. Peygamberi de sizi de, Rabbiniz olan Allah'a iman ediyorsunuz diye, onlar (yurtlarınızdan) çıkarıyorlardı. Eğer Benim yolumda cihad ve Benim rızamı aramak için çıkmışsanız (bunu yapmazsınız). Onlara hâla içinizden (gizli gizli) muhabbet mi besleyeceksiniz? Halbuki Ben, sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da çok iyi bilenim. Sizden kim bunu yaparsa, muhakkak ki yolun ortasından sapmış olur".

Ayetle ilgili bir kaç mesele var:

Önceki Sûre İle Münasebet

Bu ayetin, kendinden önceki sûre ile İlgi ve münasebetini sağlayan şeylerden birisi de, her iki sûrenin de, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, kendi zamanındaki yahudi, hristiyan ve diğer başkalarıyla ilişkilerini beyan etme hususunda olmalarıdır. Çünkü onların bir kısmı, anlaşmaya yönelmiş ve peygamberin doğruluğunu kabul etmişlerdir.

Nadiroğulları bunlardandır. Zira onlar, "Allah'a yemin olsun ki o (peygamber), Tevrat'ta hem bedenî, hem de manevî özelliklerini gördüğünüz peygamberin tâ kendisidir" demişlerdir. Bir kısmı ise bunu inkâr ederek, ya açıktan açığa, ya da gizlice savaşa yönelmişlerdir. "Gizlice" diyoruz. Çünkü onlar görünüşte müslümanlarla birlikte olmalarına rağmen, gizliden gizliye kâfirlerle işbirliği yapıyorlardı.

Bu sûrenin baş tarafı ile önceki sûrenin sonu arasındaki ilgi ve münasebete gelince, bu açıktır. Çünkü geçen sûrenin sonu, Cenâb-ı Hakk'ın vahdaniyyet gibi yüce sıfatlarını ihtiva ediyordu. Bu sûrenin başı ise, bu sıfatları kabul etmeyenlerle, içli-dışlı olmanın haramlığını kapsamaktadır.

Nüzul Sebebi

Ayetin sebeb-i nüzulü hakkında rivayet olunduğuna göre, bu ayet, Hâtıb b. Ebt Belte'a (radıyallahü anh) hakkında nazil olmuştur. Çünkü o, Mekkeli müşriklere, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in savaş için hazırladığını ve onlarla savaşmayı planladığını haber vermek istemiş ve onlara 'Tedbirinizi alın" diye mektup göndermeye teşebbüs etmiştir. Sonra yazdığı bu mektubu, Hâşimoğullarının bir cariyesi olan Sâriye adındaki bir kadınla göndermiştir. Bu kadın Mekke'den Medine'ye yani Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in yanına gelmişti. O zaman Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona, "Müslüman olarak mı geldin?" dediğinde, "Hayır" demişti. "Muhacir olarak mı geldin?" dediğinde de, "Hayır" demişti. Bunun üzerine, "Seni buraya getiren sebep nedir?" diye sorduğunda, o, "Şüphesiz ki efendilerim, Bedir günü gittiler, yani hep öldürüldüler. Böylece ben şiddetli bir ihtiyaç içinde kaldım" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bunun üzerine, onunla ilgilenmeleri için Muttaliboğullarını görevlendirmiş, onlar da onu giydirip kuşandırmışlar, binitini-azığını temin etmişlerdi.

Hâtıb, o kadının yanına gelip ona on dinar vermiş, bir de elbise giydirerek, ondan yazdığı bu mektubu Mekkelilere götürmesini istemişti. Böylece o kadın yola koyuldu. Allahü teâlâ, peygamberini (vahiy ile) bu olaydan haberdar etti. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), bunun üzerine, Hazret-i Ali, Hazret-i Ömer, Ammar b. Yasir, Hazret-i Talha ve Hazret-i Züber (radıyallahü anha)m)'i, atlı olarak o kadının peşinden gönderdi. Kadına yetiştiklerinde, bu mektubu sorarlar. O, yemin ederek inkâr eder. Bunun üzerine Hazret-i Ali (radıyallahü anh), "Vallahi ne biz yalan söylüyoruz, ne de Allah'ın Resulü" der ve kılıcını çeker. Bunun üzerine kadın, saçlarının örgüsü arasından o mektubu çıkarır. Sonra onlar, mektubu Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e getirirler. O da durumu Hâtıb'a sorar. Hâtıb bunu itiraf eder ve der ki: "Benim Mekke'de ailem ve malım-mülküm var. İstedim ki o müşriklere yakın görüneyim. Ama şunu da kesin olarak biliyorum ki Allah belasını onların başına indirecektir" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onu doğruladı ve özrünü kabul etti. Hazret-i Ömer (radıyallahü anh) de, "Ey Allah'ın Resulü, müsâade et de, bu münafığın boynunu vurayım" deyince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Nerden biliyorsun ki ey Ömer, belki de Allahü teâlâ, Bedr'e iştirak edenlerin hâline muttali oldu da onlara, "Dilediğiniz gibi yapın. Şüphesiz Ben sizin günahlarınızı bağışladım"dedi" buyurdu. Bunun üzerine Hazret-i Ömer(radıyallahü anh)'in iki gözünden yaşlar boşandı ve "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedi. İşte bunun üzerine bu ayet nazil oldu.

Ayetin Tefsiri

Bu ayetin tefsirine gelince, buradaki, "Ey iman edenler.." hitabının kimlere ait olduğu daha önce geçmişti. Durum iman hususunda da aynı olup, iman, kendi içinde tek bir bütün olup, bu da kalb ile tasdiktir, yahut Mu'tezile'nin ileri sürdüğü gibi, pek çok şeyden müteşekkil olup, bu şeyler de, taatlerdir (ibadetlerdir).

Din Düşmanını Dost Tutmayın

Ayetteki, "Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin" hitabına gelince, buradaki (edindi) fiili, iki mefûl alır. Bu mef'ûller, bu ayette, "aduvvî" (düşmanımı) ve "evliya" (dostlar) kelimeleridir, (......) kelimesi, tıpkı (atfetti) fiilinden gelen "afüvv" (affedici) kelimesi gibi, (haddi aştı - düşmanlık yaptı) fiilinden, fa'ûl vezninde bir isimdir. Bu kelime, masdar vezninde olduğu için, müfred manada kullanılabildiği gibi, cemî (çoğul) manasında da kullanılmaktadır. Adavet, sadâkatin zıddıdır. Bu ikisi, bundan dolayı, aynı zamanda ve aynı cihetten, bir yerde (birlikte) bulunamazlar. Fakat bu ikisi, mümkün oluş noktasından, birbirlerinin yerine geçerler.

Zeccac ve Kerâbisî'den rivayet olunduğuna göre, "düşmanım" ifadesi, "Dinimin düşmanı" manasındadır. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Kişi, arkadaşının dini üzeredir. Binâenaleyh her biriniz, kimi arkadaş edindiğine iyi dikkat etsin" Keşfû'l-Hafa, 2/201. Keşfû'l-Hafa, 2/201. buyurmuştur.Yine Ebû Zerr el-Gıfâri (radıyallahü anh)'ye "Ey Ebû Zer, iman kulplarının hangisi daha iyi bilir"…

Tefsir yükleniyor…