Tebbet Sûresi 1. Âyet Tefsiri — Tefsîr-i Kebîr (Mefâtîhu'l-Gayb)
Fahreddin er-Râzî
TEBBET SURESİ
Beş ayet olup, ittifakla, Mekke'de nazil olmuştur.
1
"(Asıl) Ebû Leheb'in elleri kurusun...".
Önceki Sûre İle Münasebet
Bil ki, Cenâb-ı Hak, "Ben, cinleri ve insanı, ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım" buyurdu. Daha sonra, "De ki: Ey kafirler..."(Kâfirûn, 1) sûresinde, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, Rabbine itaat edip, şürekâya ve Allah karşıtı şeylere tapmadığını; kâfirinse, Rabbine isyan edip, Allah karşıtı şeyler ve ortaklar ile meşgul olduğunu açıkça beyan etmiştir. Buna, sanki, "Ey Rabbimiz, itaatkârın mükafaatı nedir? İsyankarın cezası nedir?" denilmiş de, bunun üzerine Cenâb-ı Hak, "itaatkarın mükafaatı zaferin, fethin, bu dünyada hakimiyetin; Ahirette ise, sonsuz mükafaatın meydana gelmesidir. Nitekim, "Allah'ın yardımı geldiğinde..."(Nasr, 1) ayeti buna delalet eder. İsyankarın cezasına gelince, bu da, dünyada hüsrana uğramak, Ahirette ise, büyük bir ikaba maruz kalmaktır. Nitekim Tebbet Sûresi de buna delalet eder. Bunun bir benzeri ise, En'âm Sûresi'nin sonundaki, şu ifadedir: "O Allah, sizi, yeryüzüne halifet yapan ve bir kısmınızı bir kısmınızdan derecelerle üstün kılandır..." (En'âm, 165). Sanki şöyle denilmiştir: "Ey Rabbimiz, Sen çok cömertsin; cimrilikten münezzehsin; kadirsin, acziyetten münezzehsin. O halde, bu farklı farklı oluşun sebebi nedir?" İşte bunun üzerine de Cenâb-ı Hak, "Size verdiği şeylerde sizi sınamak için..."(En'âm, 165) buyurmuştur. Sanki, "Ey Rabbimiz, ya kul günahkar ve asi olursa, o zaman hali nasıl olur?" denilmiş de bunun üzerine cevaben, "Muhakkak ki senin Rabbin, cezası çok hızlı olandır" (En'âm, 165) buyurulmuştur. O halde, şayet kul itaatkar, muti olursa, onun mükafaatı şudur. Allahü teâlâ, dünyada, onun hatalarını bağışlar, Ahiret de ise, ona karşı merhametli ve kerim davranır...
Sebeb-i Nüzul
Alimler, bu sûrenin sebeb-i nüzulü hakkında bazı açıklamalarda bulunmuşlardır:
1) İbn Abbas şöyle demektedir: "Allah'ın Resulü, başlangıçta, durumunu gizliyor ve Mekke'nin mahallelerinde gizlice namaz kılıyordu. Bu, "Yakın akrabalarını uyar" (Şuârâ, 214) ayeti nazil oluncaya değin, üç sene devam etti. Bu ayet nazil olunca Safa Tepesi'ne çıktı ve "Ey Âli Gâlib..." diye nida etti. Bunun üzerine Âli Gâlib, Mescidden onun yanına geldi. Bunun üzerine Ebû Leheb, "İşte Gâlib yanına geldi, ne var?" dedi. Sonra, "Ey Âl-i Lüey" diye seslendi. Bunun üzerine, Lüey'den olmayanlar geri döndü. Bunun üzerine Ebu Leheb, "İşte Lüey yanıma geldi, ne var?" dedi. Sonra, "Ey Âl-i Mürre" diye seslendi. Bunun üzerine, Mürre'den olmayanlar geri döndü. Yine Ebû Leheb, "İşte Mürre yanıma geldi, ne var?" dedi. Hazret-i Peygamber sonra, "Ey Âl-i Kilâb" diye seslendi. Bundan sonra da, "Ey Âl-i Kusayy" diye seslendi. Bunun üzerine Ebü Leheb, "İşte Kusayy yanına geldi, ne var?" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bunun üzerine, "Allah bana, en yakın akrabalarımı uyarmamı emretti. Sizlerse en yakınlarımsınız. Biliniz ki ben, ne bu dünyada size nasib sağlayabilirim, ne de Ahirette bir pay... Ancak, "Lâ ilahe illallah" demeniz müstesna. O zaman ben de, bununla, Rabbimiz katında lehinize şehadette bulunurum..." dedi. Bu söz üzerine Ebû Leheb, "Hay kahrolasıca, bizi bunun için mi çağırdın?" dedi. Onun bu sözü üzerine bu sûre nazil oldu.
2) Rivayet olunduğuna göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir gün Safa Tepesi'ne çıkar ve "Sabah oldu, uyanın ey Kureyş..." der. Bunun üzerine Kureyş yanına gelir ve "Neyin var?" diye sorunca, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Ne dersiniz, eğer ben size, "Düşman size sabahleyin ya da akşamleyin saldıracak" desem, bana inanır mısınız?" der. Onlar da, "Evet" deyince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Ben sizi, şiddetli bir azab öncesinde uyarıyorum" cevabını verir. Bunun üzerine Ebû Leheb, dediğini der de, bu sûre nazil olur.
3) Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) amcalarını toplar ve onlara, bir sahanda yemek takdim edince onu kınarlar. "Bizden birisi tek başına bir koyun yer (bu ne ki?!)" derler. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Yeyiniz, yeyiniz..." der. Onlarda, doyuncaya kadar yerler, ama, sahandaki yiyecekten çok az şey eksilir. Sonra da ona, "Ne vardı?" derler. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onları İslâm'a davet eder. Ebû Leheb de diyeceğini der. Rivayet olunduğuna göre Ebû Leheb, "Müslüman olursam, bana ne var?" deyince, Hazret-i Peygamber, "Müslümanlara olanlar..." diye cevap verir. O, "Ben onlara üstün olacak mıyım?" deyince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Neyle üstün olacaksın ki?!" diye cevap verir. Bunun üzerine de o, "Yazık bu dine, onda ben ve başkası bir olacak öyle mi?" der.
4) Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e bir heyet geldiğinde, bu heyet amcasına ondan sorar ve "Sen onu en iyi tanıyansın..." derdi. O da onlara, "Muhammed bir sihirbazdır" der, bunun üzerine de onlar ondan yüz çevirir, onunla karşılaşmazlar. Derken ona bir heyet daha gelir, amcası da onlara, buna benzer şeyler söyler. Onlar da, "Onu görmeden gitmeyeceğiz" deyince, Ebû Leheb, "Biz onda, delilikten başka hiçbir şey müşahede etmedik. Eli kurusun ve kahrolsun.." deyince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bundan haberdar olur ve hüzünlenir. Bunun üzerine de bu sûre nazil olur.
Tebbet Kelimesi
"Ebû Leheb'in elleri kurusun..." (Tebbet, 1) ifadesine gelince, bil ki, (......) ifadesi hakkında bazı görüşler bulunmaktadır:
1) et-Tebâb, helak olmak anlamındadır. Arabların şeklindeki sözü bu ifadeden olup, "İhtiyarlıktan helak olmuş..." anlamındadır. Bunun bir benzeri de Cenâb-ı Hakk'ın (Mü'min,37) ayetidir ki, "... ancak helak ve hüsrandadır" demektir. Bunu teyid eden bir husus da şudur. Bir bedevi Ramazan ayının bir gününde, hanımıyla cinsi münasebet yaptığında, "Helak oldum ve helak ettim" der. Sonra Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), bunu yadırgamadı. Böylece, onun bu hususta doğru söylediğine işarette bulunmuştur.…