İnşirah Sûresi 1. Âyet Tefsiri — Tefsîr-i Kebîr (Mefâtîhu'l-Gayb)
Fahreddin er-Râzî
İNŞİRAH SURESİ
Bu sûre, sekiz ayet olup, Mekkî'dir.
Duhâ Sûresi İle Münasebet
Tavus ve Ömer b. Abdulaziz bu sûre ile Duhâ Sûresi'nin tek bir sûre olduğunu söyledikleri, bir rekatta bu ikisini birden (zamm-i sûre olarak) okudukları, okurken araya besmeleyi sokmadıkları rivayet olunmuştur. Onları buna sevkeden sebep, "Göğsünü genişletmedik mi?" (İnşirah, 94/1) ayetinin, ... "Seni bir yetim olarak bulmadı mi?" (Duhâ, 93/6) ayetine atfedilmiş gibi gözükmektedir. Halbuki durum hiç de böyle değildir. Çünkü birincisinin, yani Duhâ Sûresi'nin, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in kafirlerden gördüğü eziyetten ötürü, kederli olduğu bir sırada olmuştur. Dolayısıyla da, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'deki göğüs darlığı hali teşekkül etmişti. İkincisi ise, bu ayetin nüzulünün, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in göğsünün ferah, kalbinin rahat olduğu bir sırada inmiş olmasını gerektirir. Hal böyle olunca, nasıl olur da bu iki sûre bir tek sûre sayılabilir?
1
"Göğsünü senin için genişletmedik mi?".
Cenâb-ı Hak, bu olumsuz ifadenin başına, istifham-ı inkarî için olan hemzeyi koyarak, bu soruyu sormuştur. Dolayısıyla bu, onun göğsünün genişletilmiş ve rahatlatılmış olmasını; olumsuz bu ifadenin, olumlu mana ifade ettiğini gösterir. Binâenaleyh sanki, "Biz senin göğsünü genişlettik" denilmek istenmiştir. Göğsü genişletmenin, "inşirâh"ın, ne demek olduğu hususunda iki görüş vardır:
Göğsü Şerhetmenin Manası
Birinci Görüş: Şu rivayette yer alan husustur: "Cebrail (aleyhisselâm), Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e geldi, göğsünü yardı, kalbini çıkardı, yıkadı ve o kalbi günahlardan iyice temizledi. Sonra onu ilim ve imanla doldurup göğsündeki yerine yerleştirdi."
Şerh-i Sadrı Eleştiren Mu'tezile'ye Cevap
Bil ki Kadî, bu rivayeti şu bir kaç açıdan tenkid etmiştir:
1) Rivayette geçen bu hadise, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), küçük bir çocuk iken meydana gelmiştir ve bu mucizelerden bir mucizedir. Ama böyle bir mucizenin, onun peygamberliğinden önce meydana gelmiş olması caiz (mümkün) değildir.
2) Yıkamanın tesiri, cisim (madde) olan şeyleri giderme hususundadır. Günahlar ise, maddi değildir. Binâenaleyh yıkamanın, günahları temizlemede bir tesiri olmaz.
3) "Kalbin ilim ile doldurulması" (ifadesi) uygun değildir. Aksine Allahü teâlâ, kalbte ilimler yaratır.
İrhasat
Kâdî'nin birinci tenkidine, "Mucizenin, peygamberlikten önce meydana gelmesi de, biz (ehl-i sünnet'e) göre mümkündür" diye cevap verilir. Bu şekilde meydana gelen mucizeye, "irhâs" denilir. Böylesi "irhâs"lar Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) için çokça vaki olmuştur.
Kâdî'nin ikinci ve üçüncü tenkidlerine de, şöyle cevap verilir: Cebrail (aleyhisselâm)'in, Hazret-i Peygaber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in kalbinden yıkayıp temizledikleri bu siyah kan'ın kalbin günahlara meylinin ve taatlardan uzaklaşmasının bir alameti (sebebi) olması; ondan bunu giderince, bunun, o kalbin sahibinin, günahlardan kaçınıp, taatlara devam eden birisi olduğuna bir alamet olması; dolayısıyla bunun, melekler için, adeta o kalb sahiblerinin ma'sum (günahsız) olduğuna bir alamet gibi olması, akıldan uzak görülecek birşey değildir. Bir de, Allah dilediğini yapar, istediğine hükmeder (yani onun kalbini bu şekilde temizlemek murad etmiş ve böylece temizlemiştir).
Göğsü Marifetle Doldurmak
İkinci Görüş: "Göğsü genişletmek"den murad, marifetullah ve taatla ilgili bir husustur. Daha sonra alimler bu hususta şu izahları yapmışlardır:
1) Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), cinlere ve insanlara peygamber olarak gönderilince, kalbi, cinlerin ve insanların karşı koyuşundan ve Allah'ın dışında kalan her ma'buddan ve onların abidlerinden uzak kalıp insanlar tarafından dışlanmasından ötürü sıkılmaya başladı. Böylece Allahü teâlâ, ona, üstlendiği herşeyi kapsayan ve onun nezdinde, katlandığı her türlü sıkıntıyı küçülten ayetler verdi. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın tek bir gaye-düşünce haricinde kalbinde hiç bir şey bırakmaması suretiyle oldu. Artık bundan sonra onun kalbinde, geçim derdi, çoluk-cocuk derdi diye birşey kalmadı. Kafirlerden kendisine gelen eziyetlere de aldırış etmez oldu. Böylece kafirler onun gözünde, sinekten daha aşağı bir duruma düştüler. Dolayısıyla da artık onların tehdidlerinden korkmuyor ve onlarda olan şeylere meyletmiyordu.
Velhasıl "göğsün genişletilmesi", Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, dünyanın önemsizliğini ve ahiretin mükemmelliğini bilip-anlaması demek olup, Hak teâlâ'nın, "Allah hidayetini dilediği kimselerin, göğsünü İslâm'a açar; dalaletini dilediği kimselerin ise göğsünü daraltır" (En'âm, 6/125) ayeti de bu manadadır. Rivayet olunduğuna göre, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e şöyle sorulmuştu:
"Ey Allah'ın Resulü, göğüs genişletilir mi?" Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Evet" diye cevap vermiştir. Bunun üzerine onlar, "Bunun alameti nedir?" dediler. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de,
"Aldanma diyarına meyletmemek, ebedilik yurduna yönelmek ve gelmezden önce ölüm için hazırlık yapmak" buyurdu. Velhasıl Allah'a, va'd ve va'îdine karşı arzulu olmasını ve ölüm için hazırlanmasını gerektirir.
2) Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in göğsü genişledi, açıldı. Böylece bütün işleri, canı sıkılmadan, morali bozulmadan ve endişeye kapılmadan yapar hale geldi. Öyle ki ister sıkıntılı, ister huzurlu anlarında olsun, hep gönlü ferah ve görevini ifa ile meşgul hale geldi. O halde "şerh", genişletmek demek olup, manası gamdan, kederden, üzüntüden kurtarmaktır. Çünkü araplar, gammı, kederi, endişeyi, "Göğüs darlığı" diye ifade ederler. Bu tıpkı, "Andolsun Biz, senin göğsünün daraldığını biliyoruz" (Hicr, 15/97) ayetinde olduğu gibidir.
Burada şöyle birkaç soru sorulabilir:
Kalb Yerine Sadr Kelimesinin Kullanılması
Birinci Soru: Cenâb-ı Hak niçin burada, "kalb" değil de "sadr" (göğüs) kelimesini kullanmıştır?
Cevap: Çünkü vesvesenin yeri, Hak teâlâ'nın…