Kafirun Sûresi 1. Âyet Tefsiri — Tefsîr-i Kebîr (Mefâtîhu'l-Gayb)
Fahreddin er-Râzî
KÂFİRÛN SÛRESİ
Bu sûre, altı ayet olup, Mekkidir.
1
"Deki: Ey kafirler ...".
Sûrenin Öbür İsimleri ve Fazileti
Bil ki bu sûreye, "münâbeze", "ihlas" ve "mükeşkeşe" isimleri de verilir. Rivayet olunduğuna göre, kim bu sûreyi okursa, o kimse sanki Kur'ân'ın dörtte birini okumuş gibi olur. Bunun izahı şudur: Kur'ân, emredilen şeyleri ve haram kılınan yasakları ihtiva etmektedir. Bunların herbiri, kalblerle ve uzuvlarla ilgili olmak üzere İkişer kısımdırlar. Bu sûre de, kalblerle ilgili olan yasaklardan nehyi ihtiva etmektedir. Binâenaleyh bu sûre, Kur'ân'ın dörtte biridir. Allah en iyi bilendir.
Kul Emrindeki Kırk İncelik
Bil ki sûrenin başında "(De ki)" demesinin şu incelikleri vardır:
1) Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), bütün işleri hususunda, rıfk ve yumuşaklıkla hareket etmekle emrolunmuştu. Nitekim Hak teâlâ, "Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, onlar senin etrafından dağılırlardı" (Al-i imran, 169), Allah'dan olan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak oldun, mü'minlere karşı son derece şefkatli ve merhametli oldun. Çünkü, "Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik" (Enbiyâ, 107) buyurmuştur. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), insanları Allah'a en güzel şekil ve yol ile çağırmakla memurdu Çünkü Allahü teâlâ, "Onlarla en güzel bir şekilde mücadele et" (Nahl, 125) buyurmuştur. Durum böyle olunca ve Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara, "Ey kafirler" diye hitap edince, onlar, "bu kabalık sana nasıl uygun düşer" dediler. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de, "Ben böyle söylemekle emrolundum. Bunu kendiliğimden söylemiş değilim" diye cevap verdi. O halde, ayetin başındaki "De ki" sözüyle murad edilen, işte bu hususun ortaya konmasıdır.
2) Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e, "En yakın akrabalarını inzar et"(şuara, 214) denilip, o da, "De ki: Ben sizden akrabalarına duyulan sevginin dışında sizden herhangi bir ücret istemiyorum" (şura, 23) ayetinden anlaşıldığı üzere akrabalarını sevip, dolayısıyla akrabalık ve neseb birliği, sert bir tavrın ortaya konulmasına mani gibi olunca, Hak teâlâ, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e sert ve kaba davranmasını açıkça emretmiştir. İşte bu yüzden ona "De ki:" denilmiştir.
3) Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni tebhğ et. Eğer böyle yapmazsan, görevini yapmamış olursun"(Mâide, 67) denilip, kendisine indirilen şeylerin hepsini tebliğ etmesi emrolunup, Hak, Teâlâ ona, "(Ey Habibim) De ki: Ey kafirler..." buyurunca, Hazret-i Peygamber, sanki, "Allahü teâlâ bana, vahyettiklerinin tümünü aynen tebliğ etmemi emretti. Bana indirilen şey ise, "De ki: Ey kafirler..." ifadesinin hepsidir. Binâenaleyh ben de bunu insanlara, aynen indirildiği gibi tebliğ ediyorum" demek istemiştir.
4) O kafirler, bir yaratıcının varlığını, kendilerini yaratan ve rızık verenin o olduğunu kabul ediyorlardı. Nitekim Hak teâlâ, "Şayet "gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, onlar, "Allah" derler"(Lokman,25) buyurmuştur. Kul, başkalarından kendine gelince tahammül edemeyeceği şeylere, efendisinden gelince katlanır. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de eğer "Ey kafirler" demiş olsaydı, onlar bunu, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in bir sözü olabileceğini düşünüp, belki de buna tahammül edemeyerek, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'e eziyet edebilirlerdi. Ama bu ifadenin başında, "De ki" emrini duyunca, onun, bu sert ifadeyi, gökleri ve yeri yaratandan naklettiğini anlamış olurlar da buna katlanabilir ve Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e olan eziyetleri artmaz.
5) Cenâb-ı Hakk'ın, "De ki" ifadesi, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, Allah katından bir elçi (peygamber) İmasını gerektirir. Binâenaleyh hernezaman ona, "De ki" denilse, bu ifade, onun peygamberliğinin kesin olduğu hususunda, yeni yayınlanmış (ilan edilmiş) bir belge gibi olur. Bu, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in alabildiğine yüceltildiğini gösterir. Çünkü bir padişah, memleketin idaresini, adamlarından birine havale edip, o adamı için, her ay ve her yıl yeni belgeler yazıp gönderince, bu, padişahın o adamına çok önem verdiğine ve her gün onun şeref ve saygınlığını artırma niyeti içerisinde olduğuna delalet eder.
6) Kafirler, "bir yıl senin ilahına biz ibadet edelim; bir yıl da sen bizim ilahlarımıza ibadet et" deyince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) sanki, "Bu hususta Rabbimin emrini sorayım" demiş de, Allahü teâlâ da, "Ey Resulüm "De ki: Ey kafirler, ben sizin taptıklarınıza tapmam" demiştir.
7) Kafirler, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hakkında kötü şeyler söylüyorlardı. Allahü teâlâ da kafirleri bundan menediyor ve bu hususta onlara cevap veriyor, mesela, "Sana buğzeden (yok mu), işte asıl zürriyetsiz olan odur"(Kevser, 3) buyurmuştur. Buna göre Hak teâlâ burada da şöyle demiştir: "Onlar senin hakkında kötü şeyler söyleyince, bizzat Ben onların cevabını veriyorum. Binâenaleyh onlar Benim hakkımda kötü şeyler söyleyip, ortaklarım olduğuna inanınca, buna da bizzat sen cevap ver ve "Ey kafirler, sizin taptıklarınıza ben tapmam" de."
8) "Onlar sana "ebter" (zürriyetsiz) dediler. Şimdi eğer sen onlardan, kısas yoluyla hakkını almak istersen, onları söylediğin şey hususunda sadık olmak şartıyla, kötü sıfatları ile zemmet ve (mesela), "Ey kafirler..." de." Şimdi bu iki şey arasındaki fark şudur: Onlar, seni, senin fiilin olmayan ve senden kaynaklanan bir şeyle ayıpladılar. Sen ise onları, onların fiili olan şeyle ayıplıyorsun.
9) Senin, "Ey kafirler, sizin taptıklarınıza, ben tapmam" demen halinde, onlar, "Bu senin mi, yoksa Rabbinin mi sözü? Eğer Rabbinin sözü ise, Rabbin, "Ben bu putlara İbadet etmem" demiş olur. Halbuki bizbu ibadeti, Rabbinden değil, senden istiyoruz. Yok eer bu, senin sözün ise, kendiliğinden, "Ben bu putlara ibadet etmem" demiş olursun. O halde daha niçin, sana bunu söylemeyi Rabbinin emrettiğini…