İsra Sûresi 1. Âyet Tefsiri — Tefsîr-i Kebîr (Mefâtîhu'l-Gayb)
Fahreddin er-Râzî
İSRA SURESİ
Bu sûre 110 ayettir. İbn Abbas (radıyallahü anh)'dan (76. ayet)'ten (80. ayet)'ine kadar olan ayetler hariç bu sûrenin Mekki olduğu rivayet edilmiştir. Bu ayetler ise, Medenî olup, Sakif Kabilesi'nin heyeti geldiğinde nazil olmuştur.
1
"Kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, Mescid-i Aksâ'ya kadar götüren Allah, her türlü noksanlıklardan münezzehtir. Biz, o (Mescid-i Aksâ'nın) etrafına bereket verdik. O (peygambere), ayetlerimizden bazısını gösterelim dîye (bunu yaptırdık). Şüphesiz ki O (Allah), herşeyi hakkıyla işiten, tastamam görendir".
Bu ayetle ilgili birkaç mesele vardır:
Sübhan ve Tesbih Kelimeleri
Nahivciler şöyle demektedirler: "Sübhâne" kelimesi, tesbih cinsinin ism-i alemidir. Arapça'da, (Allah'ı tesbih ettim) denilir. Bu ifadedeki "tesbih" masdar, "sübhâne" kelimesi ise, tesbih cinsinin alem ismidir. Bu tıpkı (Yeminime keffâret verdim) demen gibidir, bu İadenin manası, Allah'ı hertürlü kötülüklerden ve noksanlıklardan tenzîh etmek, yani Mardan uzak olduğunu söylemektir. "Nazm" kitabının müellifi şöyle der: "Subh", Vaaça'da "uzaklık" manasınadır. Buna, "Çünkü gündüzün senin için uzun bir meşguliyet var" (Müzzemmil, 7) ayeti deleâlet eder. O halde (Allah'ı tesbih etti) ifadesi, "O, Allah'ı, O'na yakışmayan şeylerden uzaklaştırdı ve tenzih etti" demektir. "Tesbih" lafzı ile ilgili aklî izahları, Hadîd Sûresi'nin başında yaptık. Bu lafız, değişik birtakım manalara da gelmektedir:
1) "Namaz" manasına... Hak teâlâ'nın "Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı" (Saffat, 143) ayeti bu manadadır. "Subha" kelimesi, nafile namaz manasına gelir. Namaz kılana da "müsebbih" (tesbih eden) denilmiştir. Çünkü namaz kılan, namazı ile Allah'a saygı göstermiş ve O'nu, O'na yakışmayan şeylerden tenzih etmiştir.
2) "Ortancaları, "Ben size demedim mi, Allah'ı tesbih etmeli değil miydiniz" dedi" (Kalem, 28) ayetinde "tesbih", "istisna" (inşaallah deme) manasına kullanılmıştır. Yani, "İnşaallah demeli değil miydiniz" demektir. Bunun izahı da, "inşaallah" diyerek Allah'a tazime dayanır.
3) Hadis-i şerifte "O'nun yüzünün subuhâh, yetiştiği herşeyi yakardı" Müslim. İmân, 293 (1/162); İbn Mâce, Mukaddime, 13 (1/70-71). diye varid olmuştur. Bunun manasının, "Allah'ın yüzünün nuru" olduğu söylendiği gibi, onu birisi gördüğünde "Subhânallah" diyeceği yüzünün parlaklığı" manasına geldiği de söylenmiştir.
Esra Kelimesi
Cenâb-ı Hak, esrâ (gece yürüttü) buyurmuştur. Dilciler, hem "esra", hem de "sera" fiilinin aynı manaya geldiğini söylemişlerdir.
Ayette (bi abdihi) buyurulmuştur. Müfessirler, bununla Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın kastedildiği hususunda ittifak etmişlerdir. Babam imam (âlim) Ömer İbn Hüseyin (r.h)'in şöyle dediğini duymuştum: "Şeyh İmam Ebu'l-Kasım Süleyman el-Ensarî' nin şöyle dediğini duydum: "Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem), Miraç'ta en yüksek basamağa ulaşınca, Allahü teâlâ ona, "Ey Muhammed, seni neyle şereflendireyim?" diye vahyedince, O: "Ey Rabbim, beni kendine kul olmaya nisbet ederek (kulun olduğumu söyleyerek)" diye cevap verdi. Allahü teâlâ da bunun üzerine, işbu ayetini indirdi."
Ayetteki, "leylen" (bir gece) kelimesi, zarf olarak mansubtur. Buna göre şayet, "isrâ" zaten gece yürüyüşü demektir, binâenaleyh ayrıca bir gece denmesinin hikmeti nedir?" denilirse, biz deriz ki: Bu kelimenin nekire olarak getirilmesiyle bu isrâ'nın (gece yürüyüşünün) müddetinin kısa olduğu ve O'nun (sallallahü aleyhi ve sellem) gecenin bir parçasında, normalde kırk gecelik y6l olan Mekke'den Şam'a götürüldüğünü kastetmiştir. Bu böyledir. Çünkü bu kelimeyi nekire olarak getirmek, kısmîlik (bir kısmı) manasına delalet etmiştir.
İsrâ'nın Vakti
Alimler, ayetteki bu gecenin hangi gece olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir: Mukâtil, o gecenin, Hicret'ten bir yıl önceki bir gece olduğunu söylemiştir. Keşşaf sahibi ise, Hazret-i Enes ve Hazret-i Hüseyin'den, bunun, Hazret-i Peygamberin, peygamber olmasından önce olduğunu nakletmiştir.
Ayette "Mescid-i Haram'dan" buyurulmuştur. Alimler, Hazret-i Peygambar (sallallahü aleyhi ve sellem)'in alındığı yerin neresi olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bu cümleden olarak bu yerin, bizzat Mescid-i Haram olduğu söylenmiştir ki bu. ayetin afcnın zahirinin de ifade ettiği şeydir. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in "Ben bir gece Mescid-i Haram'dan, Beytullah'da Hicr (Hatîm)'in yanında, uyku ile uyanıklık arasında iken, Cebrail Burak ile geldi" Müslim, İmân, 264 (1/1 ?0). buyurmuştur.
Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in Mirâc'a, Ebu Tâlib'in kızı Ümmü Hânî'nin evinden alınıp götürüldüğü de söylenmiştir. Bu görüşe göre, ayetteki "Mescid-i Haram" ifadesi ile Mescid'i kuşatıp sardığı için, bütün Harem bölgesi kastedilmiştir. İbn Abbas (radıyallahü anh)'dan, "Harem'in tamamı Mescid-i Harem'dir" diye bir rivayet gelmiştir. Bu ekseri ailmlerin görüşüdür.
Mescid-i Aksa
Alimler Mescid-i Aksa'dan Beyt-i Makdis'in kastedildiği hususunda ittifak etmişlerdir. Mescid-i Aksa ile Mescid-i Haram arasındaki mesafe çok uzak olduğu için, Mescid-i Aksa'ya Mescid-i Aksa (en uzak mescid) denilmiştir.
Cenâb-ı Hak, "Biz, o (Mescid-i Aksa'nın) etrafına bereket verdik" buyurmuştur. Bu bereket, meyveler ve çiçekler verme ile tefsir ediidiği gibi; orasının peygamber durağı, meleklerin iniş noktası olması sebebi ile olduğu da söylenmiştir.
Bil ki, ila edatı mesafenin sonunu bildirmektedir.Buna göre gaye yani ayetteki (Mescid-i Aksa'ya) ifadesi, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in bu Mescid'e kadar ulaştığına delalet eder. Ama o Mescid'e girip girmemesi hususuna dair, ayetin lafzında herhangi bir delalet yoktur.
Cenâb-ı Hak "O (Peygambere) ayetlerimizden bazısını gösterelim diye" buyurmuştur. Yani, "O gecede, Allah'ın kudretine delâlet eden mucizeleri ve dikkate değer hadiseleri ona gösterelim" diye" demektir.
Hazret-i İbrahim ile Hazret-i Muhammed'in Miraçları
İmdi "ayetteki, "O (peygambere) ayetlerimizden bazısını gösterelim diye" ifadesi, Allahü teâlâ'nın, Hazret-i Muhammed (sallallahü…