İsra Sûresi 1. Âyet Tefsiri — Kurtubî Tefsiri (el-Câmi' li-Ahkâmi'l-Kur'ân)
Ebû Abdullah el-Kurtubî
İSRÂ' SÛRESİ
Rahmân ve Rahîm Allah'ın İsmi ile (Mekke'de İnmiştir, Yüzonbir Âyettir)
Bu sûre, üç ayet müstesna Mekke'de inmiştir: Birisi;
"Yakında seni bu yerden çıkarmak için mutlaka rahatsız edecekler"
(76. âyet) âyeti olup Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'a, Sakif heyeti gelip yahudiler: Burası peygamberlerin geldikleri diyar değildir, dedikleri vakit inmişti.
İkinci âyet yüce Allah'ın:
"Ve de ki: Rabbim, beni doğruluk girişi ile girdir, doğruluk çıkarışı ile çıkar" (80. âyet) âyetidir.
Üçüncüsü ise:
"Hani sana, şüphesiz Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır..."
(60.) âyetidir. Mukâtil der ki; Yüce Allah'ın:
"...Çünkü bundan önce kendilerine ilim verilmiş olanlara,,,"
(107. âyet) âyeti da Medine'de inmiştir. İbn Mes'ûd (radıyallahü anh) da, Beni İsrail (İsra) Kehf ve Meryem Sûreleri hakkında şunları söylemiştir: Bu sureler, kimi erken dönemlerde ilk nazil olan sûrelerdendir hem de benini ilk öğrendiğim sûreler arasında yer alırlar. Buhâri, Tefsir 17. SÛRE
1
Kulunu geceleyin Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren münezzehtir. Ona, âyetlerimizden bazısını gösterelim diye. Şüphesiz ki O, İşitendir, görendir.
Bu âyete dair açıklamalarımızı sekiz
1, 2, 3, 4. başlıklar zikredildikten sonra, tekrar "1. taşlık" diye yeni başlık sırası verilmekte, ancak 3. başlıktan sonra 4. başlık yerine. 5. başlık denilmektedir. Böylelikle ilk başlıktan itibaren müteselsilen sayılsa toplam başlık sayısı dokuz olmaktadır. başlık halinde sunacağız:
1. Tenzih (Subhân)'in Anlamı:
Yüce Allah'ın:
"Münezzehtir" âyeti, mastar yerinde kullanılan bir isimdir. Ancak bu, isim olarak mütemekkin (ismin bütün özelliklerine haiz) değildir. Çünkü, i'rab şekillerine göre harekelerinde değişiklik olmamaktadır. Başına "elif" ve "lâm" gelmez. Aynı şekilde bundan fiil türetilmez. Sonunda zâid iki harf bulunduğundan dolayı da munsarıf değildir.
" Tesbih ettim, tesbih etmek" denilir. Tıpkı Yemin keffaretini ödedim, ödemek gibi. Bu ismin anlamı, yüce Allah'ın her türlü eksikliklerden tenzih edilmesi ve uzak olduğunun ifade edilmesidir. Bu, yüce Allah'ın büyük bir zikridir. Başkası hakkında bunun kullanılması uygun değildir. Şairin:
"Bana onun övülmesi(ne dair ifadeler) ulaşınca derim ki:
Övülmeye değer olan Alkame bundan uzaktır."
beyitinde bu kelimenin kullanılması oldukça nadiren görülen bir ifadedir.
Cennetle müjdelenmiş on kişiden birisi olan Talha b. Ubeydillah el-Feyyâd'dan rivâyete göre o, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a şöyle sormuş: Subhanallah'ın anlamı ne demektir? Hazret-i Peygamber de: "Allah'ı her bir kötülükten tenzih etmektir" diye cevap vermiştir. Suyûtî, ed-Durru’l-Mensûr, V. 182'de belirtildiğine göre, bu açıklama Nafi' b. el-Ezrak’ın sorması üzerine, Abdullah b. Abbas'a aittir.
Sîbeveyh'in görüşüne göre, bu kelimede âmil olan, lâfzından değil de onun manasındaki bir fiildir. Çünkü bu lâfızdan fiil kullanılmaz. Bu da; Kalçalan üzerine oturup, bacakları dirseklerinden bükerek diktikten sonra, ellerinin de bacaklarının etrafından birbirine kavuşturmak şeklindeki oturuş" ile, Arapların örtüye bürünürken örtünün, bir ucunu sağ kolunun üzerinden sol omuzuna, öbür ucunu da sol kolu üzerinden sağ omuzu üzerine atarak örtünmesi ifadelerine benzer. Sîbeveyh'e göre âyetin takdiri; Allah'ı mutlak olarak tenzih ederim" şeklindedir. Buna göre "Subhanallah" ifadesi, mutlak olarak tenzih etmek, yerine geçmektedir.
2. İsra:
Yüce Allah'ın:
"Kulunu geceleyin... götüren"
âyetindeki;
"Geceleyin götürdü" fiili iki şekilde kullanılır: (.........) ile (.........) şeklinde. Tıpkı ile, Su içirdi" kelimelerinin kullanışı gibi. Nitekim bundan önce de (el-Bakara, 2/60. âyet, 1. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.
Şair der ki:
"İkizler burcundan yürüdü üzerine bir yürüyen
Şimal onun üzerine doluyu yağdırarak."
Bir başka şair de şöyle demektedir:
"Örtüsünün arkasında olan o güzel yüzlüyü selamla!
Geceleyin yürüdü sana; önceden gelmiyorken."
Böylelikle şairler her iki beyitte de her iki söyleyişi bir arada kullanmış bulunmaktadırlar.
İsrâ; geceleyin yürümek demektir. Geceleyin yürüdü ve yürümek" denilir. Şair de şöyle demektedir:
"Ve çiğin yağdığı bir gece yürüdüm,
Ve o gece yürümekten hiç bir şey de beni alıkoymadı."
(.........)'ın, gecenin ilk saatlerinde yürümek, (.........)'ın ise, son demlerinde yürümek, anlamında olduğu da söylenmiş ise de, birincisi daha çok bilinen bir anlamdır.
3. Allah'ın Kulu:
Yüce Allah'ın:
"Kulunu"
âyeti ile ilgili olarak İlim adamları şöyle demişlerdir: Şayet Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın bundan daha şerefli bir ismi olsaydı, o üstün haldeki durumunu anlatmak İçin o İsmi ile anardı. Bu anlamda olmak üzere şu beyitler söylenmiştir;
"Ey kavm, kalbim, Zehra'nın yanındadır
İşiten de, gören de bunu bilir.
Beni ancak; ey Onun kulu diye çağırınız,
Çünkü o, isimlerimin en şereflisidir."
Bu beyitler de daha önceden (el-Bakara, 2/23 âyetini açıklarken) geçmiş bulunmakladır.
el-Kuşeyrî der ki: Yüce Allah onu yüce huzuruna yükseltip de en yüksek yıldızların da üstüne çıkardığında, ümmeti için tevazu olmak üzere kulluk isminden ayırmadı.
4, İsra ve Bu Konudaki Rivâyetler:
İsrâ, bütün hadis eserlerinde sabit olmuştur. Sahabeden gelen bu hadisler İslâm diyarının her bir yerinde rivâyet olunmuştur. Bu yönüyle İsra hadisleri mütevâtir hadislerdendir. en-Nekkaş bu hadisleri rivâyet eden yirmi sahabiyi zikretmektedir. Sahih(-i Müslim)'in Enes b. Malikten rivâyetine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Bana, Burak getirildi. O beyaz, uzunca, eşekten daha yüksek, katırdan daha alçak boylu, ön ayaklarını gözünün gördüğü son noktaya koyan bir binektir. Ona bindim ve nihayet Beytü’l-Makdis'e vardım. Onu, peygamberlerin bineklerini bağladığı halkaya bağladım. Sonra, Mescide girdim, orada iki rek'at namaz kıldım. Daha sonra çıktım. Cibril (aleyhisselâm) bana, birisi şarap, diğeri süt dolu iki kap getirdi. Ben, süt bulunan kabı tercih ettim. Cibril bana: Fıtratı tercih ettin, dedi. Sonra semaya…