Enfal Sûresi 1. Âyet Tefsiri — Kurtubî Tefsiri (el-Câmi' li-Ahkâmi'l-Kur'ân)

Ebû Abdullah el-Kurtubî

ENFÂL SÛRESİ

Rahmân ve Rahîm Allah'ın İsmi ile

(Medine'de İnmiştir, Yetmişbeş Âyettir).

el-Hasen, İkrime, Câbir ve Atâ'nın görüşüne göre Medine'de, Bedir'de nâzil olmuştur. İbn Abbâs da şöyle demiştir: Bu sûre, yüce Allah'ın:

"Hani bir zamanlar o kâfirler... senin için tuzak kuruyorlardı"

(el-Enfal, 8/30) âyetinden itibaren yedi âyetin sonuna kadar devam eden yedi âyet müstesna Medine'de inmiştir.

1

Sana "enfâl"i soruyorlar. De ki: "Enfâl Allah'ın ve Rasûlünündür. O halde Allah'tan korkun ve aranızı düzeltin. Eğer mü’minler iseniz Allah'a ve Rasûlüne itaat edin."

Bu âyete dair açıklamalarımızı yedi başlık halinde sunacağız:

1. Nüzul Sebebi:

Ubâde b. es-Sâmit, rivâyetle der ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Bedir'e çıktı. Orada düşmanla karşılaştılar. Allah düşmanı hezimete uğratınca, müslümanlardan bir gurup peşlerine takılıp onları(n arasından yakaladıklarını) öldürdüler. Bir kesim de Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in etrafını çevirmişlerdi. Bir başka kesim ise karargâhın etrafını dolanmış ve talana koyulmuştu.

Allah, düşmanı uzaklaştırıp onları takip edenler döndüklerinde şöyle dediler: Nefel (ganimet) bizimdir. Çünkü düşmanı takip edenler bizler olduk. Allah bizim vasıtamızla onları uzaklaştırdı ve bozguna uğrattı.

Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın etrafını çevirenler de şöyle dedi: Bu ganimetteki hakkınız bizden fazla değildir. Bilakis bu ganimet bizimdir. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'a düşman ansızın herhangi bir zarar veremesin diye onun etrafını kuşatanlar bizler olduk.

Bu sefer askerlerin karargâhını arkadan dolananlar ve talanda bulunanlar da şöyle dediler: Siz ona bizden daha bir hak sahibi değilsiniz. O bizimdir. Çünkü onun etrafını kuşatan ve onu ele geçirenler bizler olduk.

Bunun üzerine yüce Allah:

"Sana enfali soruyorlar de ki: Enfâl Allah'ın ve Rasûlünündür. O halde Allah'tan korkun ve aranızı düzeltin. Eğer mü’minler iseniz Allah'a ve Rasûlüne itaat edin" âyetini indirdi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da aradan bir devenin iki sağımlığı arasındaki süre kadar bir zaman geçmeden ganimetleri aralarında paylaştırdı.

Müsned, V, 324; el-Hâkim, el-Müstedrek, II, 326.

Ebû Ömer der ki: "Bir devenin iki sağımlığı arası kadar bir süre geçmeden ganimetleri paylaştırdı" ifadesi çabucak bu ganimetleri paylaştırdığını anlatmaktadır. Dil bilginleri derler ki: "(Bu rivâyette de geçen): el-Fuvâk" kelimesi, dişi devenin iki sağımlığı arasındaki süre demektir. Mesela, onu bir dişi devenin iki sağımlığı arası kadar bir süre (fuvâk.) bekledi, denilir. Yani, onu bu kadar bir süre bekledi anlamındadır. Araplar bu kelimeyi "fuvak ve favak" şeklinde "fe" harfini ötreli ve üstün olarak kullanırlar.

Bu durum yüce Allah'ın:

"Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Rasulüne..." (el-Enfal, 8/41.) âyeti inmeden önce idi.

İlim adamlarına göre âyetin anlamı şöyle gibidir; Yani, bunlar hakkında hüküm vermek ve ganimet hususunda yüce Allah'a yakınlaştırıcı uygulamayı hükme bağlamak Allah'a ve Rasulüne aittir,

Muhammed b. İshâk der ki: Bana Abdurrahman b. el-Hâris ile arkadaşlarımızdan ondan başkaları Süleyman b. Mûsa el-Eşdak'dan anlattılar. Süleyman Mekhul'den, o, Ebû Umame el-Bahilî'den dedi ki: Ben Ubade b. es-Samk'e el-Enfal'e dair soru sordum, bana şöyle dedi: Biz, Bedir ashâbı hakkında enfal hakkında anlaşmazlığa düşüp de bu hususta kötü davranınca nâzil oldu. Allah onu elimizden aldı ve Rasulünün eline teslim etti. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da onu eşit bir şekilde paylaştırdi. İşte Allah'tan korkmak (takva) ve Onun Rasulüne itaat etmek ile "aramızı düzeltmek" bu idi.

Sahih'de Sa'd b. Ebi Vakkas'dan şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın ashâbı büyük bir ganimet ele geçirdi. Ganimetler arasında bir kılıç vardı. Onu alıp Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a götürerek şöyle dedim: Bu kılıcı bana nefel olarak (paylaştırılacak ganimetler arasına sokmadan) ver. Ben, durumunu bildiğin kimseyim, dedim. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):

"Onu aldığın yere geri götür" dedi. Onu aldığım yere alınan ganimetler arasına bırakmak üzere geri gittim, fakat bu sefer nefsim beni kınadı. Tekrar ona dönüp şöyle dedim. Onu bana ver. Bana karşı sesini yükselterek: "Onu aldığın yere geri götür" dedi. Ben de onu alınan ganimetler arasına geri bırakmak isteği ile döndüm. Tekrar nefsim beni kınadı, yine ona dönüp bunu bana ver, dedim: Yine bana yüksek bir sesle: "Onu aldığın yere geri götür" dedi. Bunun üzerine yüce Allah:

"Sana enfali soruyorlar."

Bu sebebe göre: Ganimetler arasında paylaştırılınoyâ sokulmadan senden nefel istiyorlar anlamına gelir." âyetini indirdi, Müslim'in lâfzı ile hadis bu şekildedir.

Müslim, Fedâilu's-Sahâbe 43; aynı muhtevada değişik lâfızlarla: Müslim, Cihâd 34; Ebû Dâvûd, Cihad 145; Tirmizî, Tefsir 8. sûre 1; Müsned, I, 178, 181, 186.

Bu husustaki rivâyetler pek çoktur. Ancak bu zikrettiklerimiz yeterlidir. Hidayete erme başarısı Allah'tandır.

2. "Enfalin Anlamı:

"Enfâl"in tekili "fe" harfi harekeli olarak " nefel "dir. Şair der ki:

"Şüphesiz Rabbimizden korkmamız (takva), en hayırlı bir bağıştır (nefel)

Benim ağır hareket etmem de, acelem de Allah'ın izniyledir."

Burada şairin "nefel (bağış)"den kastı ganimettir, Nefl ise, yemin demektir. Nitekim; Yahudiler aralarından elli kişinin nefli (yemini) ile size karşı beri olsunlar (sorumluluktan kurtulsunlar)..."

Buhârî, Diyât 22. hadisindeki "nefl" ifadesi de bu anlamdadır.

Nefl, nefyetmek, reddetmek manasına da gelir. Onun çocuğunu reddetti" anlamındaki hadiste geçen ifade de buradan gelmektedir.

İbnu’l-Ashâb, en-Nihâye, V, 100.

Nefel (san yonca) ise bilinen bir bitkidir. Nefl ise farz olandan fazla yapılan nafile tatavvu demektir. Oğlun oğlu da "nafile" diye adlandırılır. Çünkü o da oğuldan ayrı bir ziyadedir.

Ganimete de "nafile" denilir. Çünkü ganimet, şanı yüce Allah'ın daha önceki ümmetlere haram kılındığı halde bu ümmete fazladan helal kıldığı şeyler…

Tefsir yükleniyor…